FELSEFE VE SANAT SEVGİSİ ÜZERİNE

Sanatın felsefeye ve felsefenin sanata ihtiyacı vardır.
Aksi halde güzellik doğamaz.

Paul Gauguin (Yeni izlenimcilik sanat akımının temsilcisi ressam.)

İnsana iki şeyden biri lazımdır. Ya doğuştan asil ve ince bir ruh, veya sanat ve bilimler tarafından inceltilmiş bir ruh. Gerisi felakettir!
Nietzsche

Her bilim felsefe olarak başlar, sanat olarak sona erer.
Will Durant (Tarihçi)

Saygıdeğer dost;

Felsefe ve sanat gibi, insanlık tarihinin anlaşılması en zor ve en soylu alanlarında adeta otorite gibi hükümler verebilmek harcım değildir. Dolayısı ile, yazdıklarımı dostane bir sohbet ve deneme gözü ile okumanızı rica ederim.

İnsanı yücelten, onu anlamsız bir madde yığını olmaktan kurtaran 4 büyük arayış olduğunu düşünmekteyim: Bilim disiplini, sanat duyarlılığı, felsefe sevgisi ve din hissiyatı. Bunlardan, en sonda yazdığım, din hissiyatı üzerinde çok kısaca durmak isterim. Benim anladığım din hissiyatı, şu veya bu dine inanmak değildir. İlla müslüman, gelenekçi yahudi, hristiyan, budist, hindu vs olmak gerekmez. Hatta bu dinlere inanmayan bir kişide dahi din hissiyatı bulunabilir. Benim bu kavramdan anladığım şey, usta Krishnamurti’nin “Tanrı Üzerine” kitabında anlattığı şeydir. Hayatın içinde varolan hiçbir şeyi yargılamadan, gerçekliğin zihinde depolanan her tür ölü bilgi’nin üzerinde sonsuz derecede akışkan ve değişken olduğunu kavrayıp, onu açıklama çabası sarfetmeden ona teslim olan bir zihnin yalınlığı ve üretici devinimi.

bacaalogoleonadodavinci-300ppi-702053

Bu zorlu konuya kısaca değindikten sonra, bilgi sevgisine, felsefeye gelmek isterim. Bazılarının zannettiğinin aksine, felsefe hayatı ve her şeyi açıklayan bir bilgi yığını değildir. Spinoza, Nietzsche, Platon gibi felsefecilerin üç beş sözünü alıp, araya telaffuzu zor birkaç yabancı terim katarak bilgiçlik taslayanları sevmem. Bir yanlış anlama olmasın. Bilimcilerin ve felsefecilerin dünya görüşlerini öğrenmek, sırasında paylaşmak gerekir. Karşı olduğum şey, bir takım laf cambazlıkları ile sanki her şeyin sırrını çözmüş gibi tavır takınan insanlardır. Dünyanın, varoluşun gerçekliğini eksiksiz olarak açıklayabilecek bir felsefe henüz geliştirilemedi ve sanırım asla böyle bir şey olmayacak. Yine de, felsefe kesinlikle boş bir iş, anlamsız sözler yığını değildir. Çeşitli felsefeler birbirleri ile çelişseler dahi, bence, felsefenin bir insana en büyük katkısı ona belli bir mantık çerçevesi içinde ve muhakeme yeteneği ile disiplinli, sistematik düşünmeyi öğretmesidir. Bu aynı zamanda bilime giden yoldur. Felsefe insan düşüncesinin sınırlarını zorlar. Kişinin “aykırı” gibi görünen yeni fikirlere açık olmasını, bir toplumun düzenine öylece uyup gitmemesini, eleştirel düşünebilmesini ve en önemlisi, cesaretle -elbette bilgi ile destekleyerek- kendi özgün düşüncelerini geliştirebilmesini ve savunabilmesini sağlar.

daniel_huntington_philosophy_and_christian_art

Felsefe, doğası gereği, soyut olana yöneldiği için kişiye yer, zaman, âdetler ve olaylara saplanıp kalmadan soyut düşünebilme yeteneğini de kazandırır. Felsefe disiplini olmayan kişiler, genelde, kendilerinin ve çevrelerinin dar ve yerel bilgi birikimleri ve tecrübeleri ile yetinerek ve bunları mutlak doğru zannederek yaşar giderler. Felsefenin bir başka yararı ise, kişiye ana dilinin temel kurallarını bilerek, düzgün bir lisanla konuşabilmesini ve yazabilmesini öğretmesidir. Bu konu benim için çok önemli. Zira, nasıl ki bir tek çivi dahi bir imparatorluğun kaybı ile sonuçlanıyorsa, bir noktanın, bir virgülün kaybedilmesi bir medeniyetin çöküşünün habercisidir. Bu konuda, bir zamanlar başbakanlık yapmış olan Demir Lady’nin tesbitine katılırım. Bir noktayı kaybedersek bir kelimeyi kaybederiz, bir kelimeyi kaybedersek bir cümleyi kaybederiz, bir cümleyi kaybedersek zamanla kendimizi ifade etme yeteneğini, felsefeyi, bilimi ve her şeyi kaybetmeye başlarız. Bazıları hiçbir kurala uymadan çalakalem yazmayı bir hüner zannetseler de onlara katılamam. Evet, edebiyat tarihi içinde, bazı kurallara uymadan lisanın sınırlarını genişleten çeşitli şair ve romancılar olmuştur. Ama onlar bunu bilinçli olarak ve belli bir sanat anlayışına bağlanarak gerçekleştirirler. Edebiyat tarihimize şöyle bir bakarsanız yedi meşaleciler ve hececiler akımlarından sonra gelen birinci yeni, ikinci yeni ve ötesindeki akımların temsilcilerinin çok iyi bir eğitim gördüklerini ve ancak bundan sonra yeni arayışlara girdiklerini fark edebilirsiniz. Keza roman ve öykü dalları da öyle…

Daha fazla uzatmadan, felsefenin bilime en yakın disiplin olduğuna işaret etmekle yetiniyorum.

***

ciglikSanatın ise -bence- hiçbir tarifi yok ve böyle olmasından daha doğal bir şey yok. Elbette, dileyenler kitaplarda, web sitelerinde yüzlerce tarife ulaşabilir ama onların hepsi yetersizdir ve sanat arayışının sadece sınırlı bir parçasına gönderme yapar. Sanat denince benim aklıma bir tek şey gelir. İnsanın nefesini kesen ve onu tüm bilimlerin, tüm kelimelerin, tüm doktrinlerin ötesine atan her şey. Ve bu anlamda, bir sanat eseri konuşmaz. Tıpkı, bir sabah yağmurunun ardından tazelik ve serinlik içinde kat kat açan bir çiçeğin hiç konuşmaması gibi. Varlığı, sanattır. Kendini seyrettirir. O kadar narindir ki tüm gücünü burdan alır. Farklı bir şekilde anlatırsam; sanat, kendini kabul ettirmek için hiçbir çaba sarfetmeden kendini kabul ettirme gücüne sahip olan şeydir.

Elbette sanat daima bilgi birikiminin, felsefenin, çalışmanın üzerinde yükselir ama sonuç itibari ile hepsini aşar. Eserlerini elden geldiğince incelediğim sanatçılar kendi sanatlarının temel üretim tekniklerinin bilgisine, genel sanat bilgisine ve felsefeye sahip olan insanlardı. Bir sanat eseri ise, kendisini oluşturan ham maddeyi işleme tekniklerini, nasıl yapıldığının bilgisini saklayabildiği ölçüde değerlidir. Bilginin saklanmasından değil, bir eserin, güzelliği ile, kendisinin yapım tekniğini göstermez hâle getirmesinden söz ediyorum. Sanat eseri, kendi yapım tekniği hakkında konuştukça veya insanlara çeşitli fikirleri dayattıkça ideolojik bir reklama dönüşür. Sanatçı ise, yükseldikçe öyle bir doğallığa kavuşur ki eserleri hayatın içinden fışkıran bambaşka bir gerçeklik olurlar. Yanılmıyorsam ya Tolstoy veya Dostoyevski kendi karakterleri hakkında şunu demişti. “Romanımı yazarken öyle bir hâle gelirim ki, roman kahramanının ne yapacağı üzerinde düşünmem. Sadece geriye çekilirim ve onun yaptıklarını yazarım.”

Sanatçı özgürdür. Kendisini sınırlayacak olan tek şey yine kendi dehası ve kendine uyguladığı öz-denetimdir. Sanat ise, hayatı aşabilecek kadar hayat doludur.

***

hyman

Türkiye’de felsefe ve sanat ruhunun tâ 80’lerden bu yana kademeli olarak zarar gördüğünü düşünmekteyim. Felsefenin, bilimin, sanatın, şüpheciliğin, öz-eleştirinin çekildiği bir yere kuru dinsel taklitçilik, hamasi söylemler ve otoriteye kör itaat gelir. Sanat küçük görülür. Ahlak sadece beden parçalarına indirgenir. Zerafet ve incelik yerlerini kaba kuvvete, küfürleşmeye bırakır. Üreticilik ölür, toplumun ruhu içten içe çürümeye başlar. Kendilerini herkesten üstün gören diktatörler sanattan nefret ederler veya onu kendi hizmetçileri yapmaya çalışırlar. Tüm ömrünü ezilmişlerin haklarını savunmaya adayan şair ve piyes yazarı Federico Garcio Lorca, devrimci bir sanatçının görevi halkını sanatla tanıştırmaktır diyerek tiyatronun İspanya’nın en ücra köşelerine kadar gitmesi için uğraştı. Faşistler savaşı kazandıkları zaman, ilk yaptıkları iş bu güzel insanı kurşuna dizmek oldu.
Ama o yaşıyor. Hem de eskisinden daha güçlü olarak.

Yazdıklarımın doğruluğu üzerine bir iddiam yok. Sadece aklımdakileri paylaştım.
Herkese sanat, bilim ve felsefe dolu günler dilerim.
Saygılar

Reklamlar
Bu yazı Denemeler içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to FELSEFE VE SANAT SEVGİSİ ÜZERİNE

  1. Mustafaa GÜRBÜZ dedi ki:

    Çok teşekkür eder,m yazılarınızı okumakla mutlu oldum, Devamlı haberleşme arzularım.
    Mümkünse basılı veya suret yayınlarınızın kitaplarınızın gönderilmesi sağlanırsa !!! eleştirilerimi E. p. SİZE göndere bilirim.
    İkametiniz Ankara’da ise Size uygun bir, yer, zamanda ziyaretinize gelerek, şahsen tanışmakla
    görüş alışverişinde bulunmakla mutlu olurum.
    Eğer isterseniz aşağıdaki adresime fakir hanemizde SİZ ağırlamak onurunu tattırmanızı dilerim.

    İşbirliği, sağlık,mutluluk,başarı dileklerimle selam ve saygılarımı, sevgilerimi sunarım.

    Mustafa GÜRBÜZ 85 y. 4 torunlu işi bitmemiş dede , E. Mimar Mühendis.

    Kavaklıdere Mh. Atatürk Bl. Akay Yokuşu, Esat Cd. 25 / 9 Tiryaki Apt. kat.3 Çankaya-Ankara
    (Aski Dedeman yeni LATENYA Oteli yan karşısında)
    0 536 496 87 99

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s