BILL MURRAY VE HAYATIN KOMİKLİĞİ ÜZERİNE BİR SOHBET

Çok uzun seneler geçti, kim yazmıştı unuttum, bir yerlerde, bence sanatçının en güzel tarifini okumuştum:

“Sanatçı ilham alan değil, ilham veren kişidir.”

Bill Murray benim için böyle bir sanatçı. Severim böyle insanları. Kendisi ile dalga geçen, hayatın tüm komedisi veya trajedisi içindeki anlamsızlıkları gören, sanki komedi yaparmış gibi görünürken gözlerindeki o hüzün ile bakabilen insanları severim. Dileyen beni eşcinsel zannedebilir; eğer kadın olsaydım böyle bir erkeğe âşık olurdum.

bill_murray

Bill Murray’ın filmografisi pek o kadar parlak değil. Güzel filmleri olmasına rağmen, ondan çok daha kaliteli filmler çevirenler oldu. Zaten benim sorunum bu değil. Bill Murray’ı ayrı tutmamın sebebi bu adamın zekice sözleri. Yahu, işin gücün kalmadı da bir Hollywood aktörünün sözlerini mi kafaya taktın, adam sadece rol yapıyor diyebilirsiniz. Evet, rol yapıyor ama bunun bilincinde. Siz rol yapmıyor musunuz? Emin misiniz? Eğer rol yaptığınızın farkına varmadıysanız bence daha fazla okumayın, zaten size hitap etmeyecektir bu yazı.

Sözleri ise bence bir şeyler yazmaya değer. Onun bazı sözlerinden hareketle düşüncelerimi sizinle paylaşacağım. Kalın-italik yazılar Bill Murray’e ait. Hayatla başlıyalım mı?

Hiç kimse beni hayata alıştıramaz. Bu bir tür şok yemek gibi. Her sabah uyanmak ve bu pembe ışığın içinde banyo yapmak bir şok gibi.

bill2

Doğru. Hayat o kadar güzel ve bunun ötesinde o kadar şaşırtıcı ki ona alışabilmek mümkün değil. Ne yazık ki alışmak zorundayız. Dünyanın en saf varlıkları olarak doğarız. Bir bebek olarak. Çevresinde bir şey görür görmez neşeyle çığlıklar atan, henüz soru sormasını bilmeyen, gelecek hakkında düşünmeyen, sadece “ânı” yaşayan bebekler olarak. Sonra, kısa zamanda unuturuz bu eşsiz deneyimi. Bir de bakmışsınız ki, günün birinde, müşterisini daha çok yolmak için dil döken bir banka müdürü, edebiyat üzerine millî ve manevî nutuklar atan asık suratlı bir hoca, bir eylemdeki gence acımasızca tekme atan polis oluvermişiz. Ve işte hayatın pembe ışığı çekilir. Geriye bizim hayat hakkındaki birbirinden saçma açıklamalarımız kalır. “Efendim, bir insan öncelikle çevresine örnek olup ahlak ve dinimizi temsil edererek…” Yaa, siktirin gidin ordan. Ne yapıyorsunuz siz? İdealist öğretmen Feride karakterinden aşırma üçüncü sınıf rol mü çiziyorsunuz kendinize? Hayatı anlatmaya çalıştıkça daha çok boka batarsınız ve daha çok boka battıkça etrafa yayılan kokuyu daha çok kutsarsınız. Hayatı anlatmayın, yaşayın.

Lanet olası hayat o kadar kısa ki, seni mutlu eden şey her ne ise onu yap.
Bak, bu bir elbise provası değil, bu senin kendi hayatın.

STRIPES, Bill Murray, 1981, © Columbia Pictures

STRIPES, Bill Murray, 1981, © Columbia Pictures

Ah, ne yazık ki, bu hayatın bir de karanlık yüzü var. Bize hayatımızı yaşama şansı vermeden, bitmeyen bir akışa mahkum eden yönü. Das Kapital. Kaç insan böyle şeyler düşünmeye fırsat bulamadan yitip gitti acaba ekonominin çarkları arasında? Ama yine de, her zaman bir şeyler vardır. Her zaman bulabileceğiniz bir ışık vardır. Tamam, para denen şey önemli, onu inkar edecek kadar salak değilim. Ama inanın bana, o her şey değil. Üstelik hayatın o pembe ışığı bazen sizden beş kuruş para istemeden olanca canlılığı ile size sunar kendini. Pek de fazla sahip olmaya çalışmayın; çünkü insanların çoğunun sevgi zannettiği şey sonu gelmeyen bir sahip olma tutkusudur. Yol üstündeki bir ağaca âşık olun mesela. Sevdiğiniz bir filmi paylaşın insanlarla. Dahası, insanları yargılamayın. Bu çok zordur, ama yapılabilir. Ve bir şey daha var dostlar; kendinizi pek de o kadar önemli zannetmeyin. Hayat siz olmadan da döner, akar, gider. Kendini aşağılamaktan bahsetmiyorum, sevmem o aşağılık kompleksini; ama yine de kendinizi çok önemli görmeyin. Neyse, çok nutuk çektim. Yine, içimdeki o sevimsiz edebiyat öğretmeni sopayı eline aldı.

Eğer sen bir pizza değilsen, cevabım evet. Sensiz yaşayabilirim !

Anlatabildim mi? Bu kadar işte …

bill8

Sahi, bir de din var. Sevimsiz bir konu. Şöyle bir dokunup geçmek istiyorum.

Din insanlığın en büyük düşmanı. İnsanlık tarihindeki hiçbir savaş dinin aldığı kadar çok can almadı.

Evet, üstelik bunu hep sevgi ve aşk adına yaptılar. Bir şeyleri taklit ediyorsanız, bazılarının “din hissi” dediği o şey aslında sizden uzaktır. Gidin ve kimi dinlerseniz dinleyin. Hepsi aynı kapıya çıkar. Hükümetler de ustalıkla kullanır bu din sömürücülerini.

Eğer biz hükümete yalan söylersek bu bir suçtur, eğer hükümet bize yalan söylerse buna politika derler!

Siyasetçileri sevmem. Uzun uzun yazacak hâlim yok. Sevmem onları. Kimileri ise onların uğruna nazik yerlerini yırtar. Bence bu ilişkinin gerçek sebebi şudur. Kendimizi illâ ki birilerine kabul ettirme hastalığı. Birileri kalkar, gayet şatafatlı biçimde kendini önemli gibi gösterir. Aslında bunu yapan insanlar giderek bayağılaşır. Ama sorun değil, küçük bir azınlık dışında, geri kalan herkes kendini önemli göstermek için kendilerini önemli gösteren diğer kişileri avuçları patlayana kadar alkışlarlar ve bu karşılıklı mastürbasyon böyle sürer gider. Etrafı sperm kokuları kaplar, sonra taraflar birbirlerinin spermlerini koklayıp mutlu olurlar. Sanırım bu da seksin başka bir biçimi. Bir tür “Alien” filmi olarak kabul edebilirsiniz. Tüm bu hengame içinde, ben dahil olmak üzere, herkes konuşur. Ama kim, gerçekten dinlemeye değer bir şeyler söyler? Göreceli…

Bill Murray 1979 "Saturday Night Live" Press Photo

Bill Murray 1979 “Saturday Night Live” Press Photo

İnsanlar müzik gibidir, bazıları doğruyu konuşurlar,bazıları ise sadece gürültü yaparlar.

Herkese saygım var. Ben kendimce şu gürültücüleri sayayım: Hep ben diyenler. Ama sadece hep ben diyenler. Politikacılar, öte dünyaya bilet kesenler, bir sürü kurtuluş formülü üretenler, anlayamadıkları ve anlamak için çaba bile sarfetmedikleri hayatları iki cümle ile mahkum edenler. Ama yazdıklarımda çelişki var. Şimdi bir politikacı çıksa ve bana “evet ben bir politikacıyım, ama sen tüm bu zırvalıkları yazasın diye ben mücadele ettim, istersen rolleri değişelim” dese, gerçekten verebilecek bir cevabım olmaz. O zaman şöyle düzeltmek isterim. Bir insan politikacı olabilir, bakkal veya vergi memuru veya mühendis veya militan olabilir. Sorun, o insanın başka hayatları da anlayabilme kabiliyetinde yatar. Empati diyelim, bir tür hassasiyet. O zaman, buna sahip olan insanlar ucuz birer politikacı değil devlet adamı olurlar. Böyle insanlar hayatı sadece kendi deneyimleri ile sınırlamazlar, o zaman söyledikleri şeyler çekilebilir. Elbette, büyük çoğunluk “sıradan” olacaktır.

Sıradan olmaktan hep sakınmaya çalıştım.

Bu işin sırrını söylemek isterim. Bir öykü vardı. Adamın biri gömlek satılan bir dükkana gider. Her gömlekte bir takım markalar, resimler, kabartmalar falan vardır. Kiminde bir timsah resmi, kiminde bir pop grubunun resmi vs. Fiyatları ise hemen hemen aynıdır. 10-15 dolar civarında. Adam, üzerinde hiçbir şey yazılı olmayan düz bir gömlek seçer ve fiyatını sorar. Gömlek 100 dolardır ve adam sorar: bu gömlek niye bu kadar pahalı? Tezgahtar cevaplar: Efendim, bu çok özel bir gömlek, üstünde hiçbir desen yok!

images

Sır burdadır işte. Herkes, farklı olmak için, dizleri yırtılmış kot pantolon giyiyorsa, siz de dizleri yırtılmış kot pantolon giyenlerden biri olursunuz. Ama bitmedi, bazen sıradışı olmak istiyorsanız, önce sıradan olun. Veya, şöyle düzelteyim, sıradışı olmaya çalışmayın, kendiniz olmaya çalışın.

Kendinizin farkına varmaya çalışın, gerçek kendinizin, özel olan kendinizin. Ve sadece hayatta bir defa değil, gün boyunca, hafta boyunca, tüm hayatınız boyunca.

Eklemek isterim: ne kadar sıradışı olmaya çalışırsanız o kadar sıradan olursunuz. Çalışmayın. İçinizde bir ses vardır, molozların altında saklı duran bir şey. Mutlaka vardır. Ona ulaşın ve gerisini düşünmeyin; kimisi beğenir, kimisi beğenmez. Yapacak bir şey yoktur.

Yanlışlarını ve başarısız olduğun konuları düşünme, aksi halde asla başarılı olamazsın.

İnsanları değiştirmek için de uğraşmayın derim. Kendinize yazık. Yapın ve gösterin onlara. İnsanları değiştirmek için ne kadar çok uğraşırsanız, onlar kabuklarına o kadar çok çekilecekler, dikenlerini o kadar fazla çıkaracaklardır. Elbette bir de etrafınızda sizinle tartışmaya girenler olacaktır.

Akıllı bir insanla yaptığın tartışmayı kazanmak zordur ama aptal bir insanla yaptığın tartışmayı kazanmak imkansızdır.

Doğru söz. Bir milyon defa imzamı atarım. Aslında hepimiz biraz aptalızdır. Sadece bazıları bunu bilir, bazıları bilmez. Böyle insanlar, yani aptallıklarının farkına varamayan insanlar, zaten bunun farkında olmadıkları için, siz ne derseniz deyin kendi mutlak doğrularını sıralayacaklardır. Onlarla asla başa çıkamazsınız. Asla !

Artık yazımın sonuna geliyorum. Bill Murray’in beni en çok etkileyen sözünü alıntılamak isterim:

Eğer komedi oynayabiliyorsanız dram da oynayabilirsiniz, her şeyi oynayabilirsiniz.

Hayat, -kabul etmesi zor ama- siz de dahil olmak üzere herkese nanik yapar beyler hanımlar. Üstelik onun şaka anlayışı bazen ölümcüldür. Hiç ummadığınız anda kamyon altında kalabilirsiniz. Beyin damarlarınızdan biri aniden tıkanabilir. Siz, vatanı ve milleti ve dahi tüm galaksiyi Jeday savaşçısı Luke Skywalker gibi kurtarma hayalleri kurarken, hayat size esaslı bir çelme atabilir. Bunu anlayan insanlar komedi oynarlar. Onlar aptalı oynamaktan korkmaz. Şarlatanı, palyaçoyu, herkesin alay ettiği sirk kamburunu oynamaktan çekinmezler ve oynadıkça büyürler. (Charles Chaplin’e selam!) O zaman zaten dram oynamalarına gerek kalmaz. Zira o komedinin içinde dramın en yoğun olanı gizlidir. Dayanamadım, Bill Murray’den son bir söz daha. (Sonlar hiç bitmez.)

Rol yaparken en sevdiğim şey şudur: ben, rolüm bitince, her nasıl oluyorsa, kendime gelirim!

Fark budur işte. Bill Murray çekim bittikten sonra kendine gelebiliyordu ve hangi rolü hangi amaçla oynadığını biliyordu…

Sizce, biz biliyor muyuz?

Saygılar.

Reklamlar
Bu yazı Denemeler içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s