BİLGİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, etrafında, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de varolduğunu fark edecektir.

Galileo, “İki Büyük Dünya Sistemi Üzerine Diyalog”

***

Aslında, büyük usta Galileo Galilei’nin bu sözlerinden sonra hiçbir şey yazmaya gerek yok ama ne yaparsınız ki sussam gönlüm razı gelmiyor.

Leadership with education

Yüzyılımız yeni bir insan türünü ortaya çıkardı. Aslında hiçbir şeyi tam olarak bilmeyen, fakat her konuda iddialı olan, kavgacı, benlik derdindeki insanlarla dolu çevremiz. İnternet teknolojilerinin gelişmesi ile bilgiye kolayca ulaşır olduk ama sanırım ruhlarımız bu bilgileri özümseyebilecek bir incelikten uzak kaldı.

Nedir, çağımızda bilgi sahibi olmak ? Bu konuda, sohbet tarzında, düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Rastgele bilgi parçacıklarının, etrafta uçuşan binlerce “verinin” beyne öylece tıkılması mıdır bilgi sahibi olmak? Size, bir kaç ay önce bir TV programında şahit olduğum bir sahneyi aktarmak isterim. Yarışma programında katılımcılara şu soru sorulmuştu:

– Aşağıdaki sanatçılardan hangisi ülkemizi Eurovision şarkı yarışmasında temsil etmemiştir?
a) Kayahan b) Candan Erçetin c) Sezen Aksu d) Seyyal Taner

Ben “B” şıkkı diye biliyordum, yanılmışım, doğru cevap “C” şıkkı imiş. Pek de kafama takacağım bir mesele değil. Fakat, yarışmayı sunan şahıs, bu sorudan yola çıkarak çağımızda bilgi edinmenin önemini anlatmaya başlayınca bir an duraksadım. Yani, ülkemizi bir şarkı yarışmasında hangi sanatçının temsil etmediğini bilememek beni cahil kategorisine mi sokuyordu ve bu tarz bilgi edinmenin önemi neydi ? (Yarışma programında para kazanmaktan başka …)

Eğer bilgi edinmek, milyarlarca veri parçacığını, öylesine beyinde “istiflemek” ise, bilgisayarlar bu konuda şimdiden insanları geçtiler ve yakın bir gelecekte aradaki makas daha da açılacak.

Teknik anlamda konuya devam edecek olursam “bilgi’nin” felsefi bilgi, bilimsel bilgi, duyulara ve tecrübelere dayalı bilgi gibi çeşitleri bulunmakta. Bunların özelliklerini, aralarındaki ilişkiyi incemek ise bilgi felsefesinin (epistemolojinin) konusu.

Bireysel planda ise, ömrümüzün azlığından ve evrenin devinimindeki çeşitlilikten dolayı, bilgimizin ne kadar sınırlı olabileceği ortaya çıkmakta. Hiçbirimiz; bilimin, sanatın, dinsel tecrübelerin, felsefenin ve tarihin tüm yönlerini tam bir biliş ile bilemeyiz. Bu, mümkün değil. Öyle ise, bilimci Galileo’nun vardığı yere gelmek zorunda kalıyorum. Kendimizi en azından bir alanda yetiştirebilmek ve kendi alanımız dışında kalan milyarlarca olası gerçekliği inkar yoluna sapmadan belli bir tevazu ile yaşayabilmek.

Teorik fizikteki gelişmeler, önümüze farklı, zengin ve aynı oranda, önceden tahmin edilmesi imkansız bir “varoluş” gerçeğini ortaya koymakta. Bu çıkarımlara göre, herbirimiz kendi gözlem ufkumuz içinde farklı gerçekliklere ulaşabiliriz; dahası, partikülleri bir seçim yapmaya zorlayarak kendi göreceli gerçekliğimizi oluşturabiliriz. Kuantum fiziğinin bize gösterdiği bu yeni evren anlayışında, “mutlak doğru” olarak tanımlayabileceğimiz hiçbir gerçeklik yok. Hemen her yol, kendi kader akışı içinde doğru olabiliyor. Dahası, biz evrene ne kadar gem vurmaya çalışsak da, kuantum fiziğinin tâ bağrında “belirsizlik” ilkesi yer almakta; bu da ister istemez, bilimcileri temkinli konuşmaya mecbur etmekte.

Öyle görünmekteki evren ve olası diğer evrenlerin bileşkesi olan “varoluş” hali, çok katmanlı gerçekliklerden oluşmakta. Her gerçeklik kendi katmanı içinde doğru ama bir diğer katman ile mukayese edildiğinde yanlış veya “gözlemlenemez” gibi görünebiliyor.

Sanıyorum, bilgi edinmemizdeki ve bilgiyi değerlendirmemizdeki klasik anlayışlarımızı yıkmamız gerekmekte. Bu anlayışların başında ise “çoktan seçmeli kategorize etme” alışkanlığımız geliyor. İçinde yaşadığımız medeniyet, insanları bir “seçim” yapmaya, şeyleri kategorize etmeye zorlamakta. O yanlış, bu çirkin, diğeri kötü … gibi. Aslında çoğumuz bilgi edinmiyoruz, olası bilgi parçacıklarından bizim inançlarımıza ve ideolojilerimize uygun olanları “seçiyoruz”. Bu ise bir bilgi edinme değil; önceden seçtiğimiz ve kendimizi şartladığımız hayat biçimine bilgiyi uyarlama çabası.

Şuna inanmaktayım ki; henüz bilgi okyanusunun kıyılarında durmaktayız. Elde ettiğimiz tüm kazanımlara rağmen, hayata ve kendimize ait temel sorular boşlukta sallanmakta. İnsan ömrü çok kısa, evrensel süreçler ise milyar yıllarla ifade edilmekte. Bu durumda, hemen hepimiz, ister istemez kendimizi hayatî bir seçim yapmak zorunda buluyoruz. Bu seçim, ağırlıklı olarak dinsel tabanlı. Buna saygım var; hiçbir dini kötülemiyorum. Ama, kendilerini “dindar” olarak niteleyen bazı insanların, salt kendi seçimlerini mutlak doğru olarak dayatmalarından hoşlandığımı pek söyleyemem. “Dinsel hassasiyet” konusunda, haddini taşırmayan, toplum üzerinde baskı kurmayan, kendi doğrusu için diğer doğruları yok etmeyi hedeflemeyen her dinsel yaşam tarzına saygı gösterdiğimi söyleyebilirim. Bir müslümanın sabah namazında dua edişi ile, bir Budist rahibin çeşitli dualar ederek bilinmezliğe saygı göstermesi arasında pek bir fark yok. Her iki davranış biçimi de, hayat ve ölüm döngüsündeki “belirsizlikten”, bilinmeyene duyulan ürpertiden kaynaklanmakta. Bu durum tüm dinler için geçerli. Hepsinin kendi doğruları bulunmakta. Sadece terimler, kavramlar yöneliş biçimleri değişik.

Varoluş içindeki derin sırra saygı göstermenin bir diğer yolu ise bilimsel düşünce disiplininden geçmekte. Bu anlamda, bilimci Einstein’in yaklaşımını benimsediğimi söyleyebilirim. Evrenin bilinmezliği ve varoluşun zenginliği karşısında bir tür “huşu” duygusu ile dolu olmak ve ona karşı derin bir sevgi, saygı, bağlılık, öğrenme aşkı hissetmek.

Peki, evrende, bizim bilgilerimizin, algılarımızın, duyularımızın çok ötesinde üstün bir başka bilinç hali olabilir mi ve ona ulaşabilir miyiz ? Yani, bir Tanrı var mı ? Veya, buna benzer isimler verebileceğimiz en üst bir irade ?

Tam bu noktada, klasik “seçim” anlayışını bir kenara bırakıp, izninizle biraz kaçamak görülebilecek bir cevap vermek istiyorum. Hayır ve evet. Bunu açmak isterim.

Bilgi’nin bir başka biçimi olan dinsel -ve kısmen felsefî- bilgi, indirgemeci bilgi ile yetinmez ve bence bu tavrında haklıdır. Şeyleri parçalara ayıran indirgemeci bilgi, bir süre sonra bütüne bakmaktan süratle uzaklaşır. Kaldı ki, doğadaki, evrendeki, olası evrenlerdeki, tüm varoluştaki şeyler durağan değildirler. Kendi istemleri ile veya istem dışı olarak sürekli değişirler ve onlardaki bu değişimi gözönüne almadan yargı vermek son derece yanıltıcı olacaktır. Bundan yola çıkarak, diyalektik materyalizm, şeylerin ancak devinim ve ilişkiler zinciri içinde anlaşılabileceğini savunur ve bence yerinde bir tesbitte bulunmuştur. Bilinen en iyi örnek bir “tavşan” örneğidir. Bir tavşanı öldürüp masaya yatırdığınızda ve organlarını, dokularını, hücrelerini tek tek incelediğinizde; onu tavşan yapan materyali incelemekle birlikte, bir bütün olarak artık bir tavşandan söz edebilmeniz mümkün değildir. Tıpkı diğer şeyler gibi, tavşan da, bu dokuların, yağların, hücrelerin ötesinde bir fenomendir. O, ancak doğanın bağrında beslenirken, düşmanlarından kaçarken, ürerken, kendi tavşan özünü sergilerken bir anlam kazanır. Ama diyalektik materyalizm bununla yetinmez, bir adım öteye geçer. Bu teze göre, maddi şeylerden bütünü ile bağımsız bir fikir, bir “idea” yoktur. Tam tersine, fikir veya “idea”, maddenin olası tüm birleşimlerinin bir bileşkesidir ve bir süre sonra kendini oluşturan parçacıklardan kendini soyutlayarak, sanki ayrı bir özün yansıması (fenomenal) bir oluşum gibi görünür. Kısaca; madde mânâdan doğmaz; tam tersine mânâ maddeden doğar.

Bu ikircikliğe (düalizme) düşmek istemiyorum. Doğru yönlerine hak vermekle birlikte, bunun da yetersiz bir cevap olduğunu düşünmekteyim. Böyle düşünmemin sebebi ise, bilinç konusunda yapılan yeni çalışmaların ortaya çıkardığı gelişmelerdir. “Bilinç sorunu” gerçekten de, henüz hakkında hiçbir şey bilmediğimiz devasa bir okyanus gibi keşfedilmeyi beklemekte. Bu konu ayrı bir başlık olabileceği için girmiyorum. Tanrı konusuna geri dönersem, şunları yazmak isterim. Sanıyorum ve umuyorum; “Tanrı yoktur” veya “Tanrı vardır” gibi önermelerin anlamını yitireceği yeni bir bilinç durumuna doğru ilerliyoruz. Bu, sanki  saçma bir beklenti gibi görülebilir; ama ben bunun diğer cevaplardan; yani klasik maneviyatçı cevaptan veya negatif/pozitif ateizmin cevaplarından daha üstün bir bilinç hali olduğunu savunmaktayım. Açmam gerekirse;

İnsanın en üstün (superlative) formu olan bir yönetici Tanrı fikrine inanmıyorum. Bu Tanrı fikri fazlası ile insanca ve fazlası ile despotça. Diğer yandan; ister partiküllerin (materyalin) bileşkesi olarak şekillensin, isterse idea’nın kendi iç deviniminin fenomenal görüntüsü olsun, varlık içindeki bilinci inkâra sapan dogmatik bir ateizmi de kabul etmemekteyim. Benim kişisel görüşüme göre, açıklamakta zorlandığımız bir bilinç hali, kendisini varolan tüm şeyler ile ve yine kendisi ile çatışarak ifade etmektedir. Bu bağlamda, varlığa karşı derin bir saygı ve sevgi beslemekteyim; bazen, verdiği hazlar yanında, derin acılar verebilse de, O’nu, olduğu gibi seviyorum ve kabul ediyorum.

Tüm bunların bilgi ile alakası ne, diye soracak olursanız, bence doğrudan ilgili. Bilgi, sadece keyfimize göre istifleyebileceğimiz ve yine keyfimize göre seçebileceğimiz bir veri harmanı olmamalı. Bilgi, tıpkı iman gibi, bizi şekillendirebilmeli ve olası milyonlarca yaşam biçimi içinden, gerçekliklere en uygun yaşama bizi yönlendirebilmeli. İşte bu noktada, ölü bir “veri” olarak, kaç tane bilgi parçacığına sahip olduğumuzun bir önemi yok. Önemli olan şey; doğa ile, evren ile, tüm varoluş ile uyumlu bir şekilde yaşayabilmek için kendimize gerekli olan şeyleri bilebilmek ve o bilgilerin ışığında, iç çelişkilerden arınmış bir yaşam sürdürebilmek. Ötesi ise, zaten, belki ancak farklı bir varoluş katmanında algılayabileceğimiz kocaman bir bilinmezlik.

Toparlarsam; bana göre,

“Ben her şeyi biliyorum, tek ve en üstün bilgi benim bilgimdir” diye tepinen bir insan, istiflediği veri parçacıkları ne kadar çok olursa olsun, aslında bilgiyi hazmedememiş bir insandır. Diğer yandan, mesela bir köyde, sessizce hayatını yaşayan, iç çelişkisi bulunmayan ve bilmediği nice şeyin farkında olup, hayvanlarını besleyen, süt sağan, hayatı içtenlikle kucaklayan bir köylü, birinci örnekteki insandan çok daha ilerde, gerçek anlamı ile bilge biridir.

Böylece, yazımı eski bir Budist hikayesi ile bitirmek isterim. Çağdaş medeniyetin aceleciliği içinde, bir an önce “aydınlanmak” isteyen şehirli biri, bir mabede girer ve aylarca Budist ustalarla birlikte olur. Ama hiçbir şey öğrenemez. Onları sadece taklit eder ve etrafında neler olup bittiğini anlayamaz. Sonunda bir gün, dayanamayıp, öğreticinin karşısına çıkar ve ona sorar:

– Efendim, ben ne zaman aydınlanacağım ?
Bilge öğretici, öğrencisini biraz süzdükten sonra sorar:
– Pirinç lapanı yedin mi ?
Evet cevabını alınca öğrenciye emreder:
– Git ve yemek yediğin kabı temizle !

Öğrenci, yine bir şey öğrenemediği için hayıflanarak bulaşık yıkama yerine doğru ilerlerken bir anda, ani bir dürtü ile “aydınlanır.” Aradığı şey, hakkında pek bir şey bilmediği ama hep sahip olmak istediği “ötede” değildir. Aranılan şey tam bu andadır ve doğru bilgi bu anın bilgisidir. İsterse sadece bulaşık yıkamak olsun.

Aydınlık dolu günler dilerim. Yazdıklarım sadece bir denemedir ve herkesin karşıt fikirlerine açığımdır.

Saygılar

Reklamlar
Bu yazı Denemeler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to BİLGİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

  1. munir51 dedi ki:

    Sevgili Levent,
    Seni yargılamadığımı başta belirterek,arayış içinde bocaladığını görüyorum.Belki de yanılıyorum dedim kendi kendime ama, yazını bir daha okudum.Doğrusu fikrim değişmedi.Ama çeşitlendi diyebilirim.Bir yandan radikal dincilerden şeytandan kaçar gibi kaçıyorsun,diğer yandan kimseyi incit-me-meye çaba harcıyorsun.
    Doğrusu,seni incitmeden ve de gücendirmeden yorum yapmak bana çok zor geliyor.
    Ama yine de bir iki yorumumu nakletmek istiyorum müsaadenle…
    -Bilgimizin sınırlı olması salt insanın kusurundan kaynaklanan bir eksiklik değildir.Bu,bilginin sınırsız olmasındandır.(Benim bu konudaki kaynağım : Hem yaşamın,yaşayarak şahit olduğumuz nitelikleri (Yarın ne olacağımızı ,nelerle karşılacağımızı..vs bilmeyişimiz) hem de bu niteliklerin ,iman ettiğim kur’anla örtüşmesi nedeniyle Kur’anın beyanları (Doğrusu size ilimden çok az şey verilmiştir-Kur’andan bir ayet)
    – Kuantum fiziğine göre “..“mutlak doğru” olarak tanımlayabileceğimiz hiçbir gerçeklik yok. ” Kuantum fiziğinin bu iddiasına karşı sen ne diyorsun?? Bu önemli….Eğer buna karşı sen “ortak aklın” kabul edebileceği ve seninde gerçekten tatmin olduğun bir yaklaşım varsa,onu paylaş…Çünki ben sana saygı duyduktan sonra, kuantum fiziğine saygı duyarım.Sana saygımı niye kuantum fiziğine yansıtmaya çalışıyorsun.Bu yönünü hiç anlamıyorum.

    Saygılarımla,
    Münir Kebir

  2. Uğur Özkan dedi ki:

    Sevgili Münir,
    Yazdıkların biraz kafamı karıştırdı. Bir taraftan insan olarak sınırımızı, diğer taraftan güçlü imanın nedeni ile her şeyin Kur’anda olduğunu vazediyorsun. Hemen şunu söyleyeyim Levent’in yazdıklarının bende uyandırdığı algı seninki ile alakasız. O zaten bir yere sıkışmayın akıl gözünüzü açık tutun, veriyi bilgiye dönüştürecek altyapı oluşturun mealinden bir şeyler anlatmaya çalışırken, sen bunu dar bir kalıba sokuyorsun.

    Ama Kur’andan yaptığın örneklemeler, zaten İslam öncesi filozoflar tarafından da dile getirildi. Kendimden örnek vereyim, ben de kendimce okuyup araştırmayı seven biriyim. Öğrendikçe araştırdıkça anlıyorum ki ben ne kadar araştırıp öğrensem de bu sınırlı yaşamda sınırlı beyin kapasitemle her zaman yetersiz kalacağım. Tıpkı Sokrates’in dediği gibi “Bildiğim bir çey varsa o da hiç bir şet bilmediğimdir.”. Ne güzel bir şey değil mi?

    Uzun lafın kısası, Levent kendi birikimlerinin süzgecinden geçen bir düşünce örgüsünü anlatıyor. Her şeyden önce Levent’in bu yazıyı kaleme alırken buzdağının altında neler olduğunu algılayabilmeliyiz. Tabi ben bunu algıladığımı iddia etmiyorum. Ancak takip edebildiğim kadarı ile kendimce bazı görüşlerim var. Onu ilk günden beri takip edebildiysen, yıllar içinde nasıl süzüldüğünü, başlangıç, çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerini gözlemleyebilirsin. Bu yazıların yılların süzgecinden geçip geldiğini de taktir etmen gerekir. Onun yazılarına bu gözle bak. Kendi içinde nasıl bir bütünlüğü olduğunu daha iyi algılayacaksın.

    Yaşça benden küçük olmasına rağmen ona saygı duyuyor ve onun beni de kısmen yönlendirmesine kendi içimde izin veriyorum. Tabii bunu kendim istediğim için yapıyorum.

    Güven kazanmak hiç de kolay değildir.

    Hepinize sevgiler ve saygılar

    Uğur Özkan

    • leventerturk1961 dedi ki:

      Sn Uğur Özkan
      Bu güzel ve ince yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yazdıklarım insanlara bir parça ilham verebiliyorsa, benim için bu yeterlidir. Saygı ile kalın.

  3. munir51 dedi ki:

    Sayın Özkan,
    Herşeyin kur’anda olduğu mes’elesini doğru bulduğumu belirterek,bunun yukarıdaki yazımda yer almadığını bilmenizi/görmenizi isterim.Bazı cümle kalıplarına kendimizi şartlandırmayalım lütfen.Herşey kur’anda vardır iddiası size göre yanlış görülebilir bana göre doğru görülebilir.Bu ayrı bir konudur.
    Yukarıda konu ettiğim şey,Yaşama şekil veren faktörler nelerdir?sorusuna benim kendimce verdiğim yanıt içerisinde yer alan bir açıklamadır.Buna göre ;Bilinenlerin yanında bilinmeyenlerin varlığı, insan olarak hepimizin yaşamına şekil veren önemli bir faktördür.Diyorum.Daha sonra ise bilinenlerin her insana göre farklı derecede olduğunu,bilinmeyenlerin ise var olduklarını ama hiç bir zaman bu bilinmezliklerin bilinc düzeyine çıkamayacağını,bunun da tanrısal olduğunu ve bu nedenle kur’anla örtüştüğünü ileri sürüyor ve parantez içinde somut örnekle açıklıyorum.
    Saygılarımla,
    Münir Kebir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s