SEVGİ HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ

Sevginin gücüne inanın, ben inanıyorum.

Sevgi sözcüğünün çok fazla ayağa düştüğünü, bizim rating kokulu programlarımızda iyice cılkının çıkarıldığını biliyorum. Ben ise, elimden geldiği kadarınca, düşüncelerimi derli toplu anlatmaya çalışarak onun hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

Duygusallığa dayalı bir sevgiye inanmıyorum. Veya, bütünüyle inanmıyorum diyemesem de onu büyük bir şüphe ile karşılıyorum. Duygusallığa dayalı sevgi “vıcık vıcıktır”, fazlası ile bencildir ve hatta bazı durumlarda öldürücüdür. Gerçek anlamda öldürücü.

Kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde kısmen sevgiye rastlanabilir. Kendi gerçek eşini bulan ve bir hayatı sevgi içinde yaşayabilenlere ne mutlu. Ne yazık ki toplumda böyle ilişkiler fazla görülmez. Büyük çoğunluğu, cinsellik isteği ile törelerin, maddi hesapların birleştiği evliliklerdir ve bir sürü insan “yanlış hayatlar” yaşayıp gider. Yanlış sevdalar, yanlış evlilikler, yanlış birliktelikler. Bu yanlışlık, kartopunun yuvarlanması gibi, o kadar katlanır ki, bir süre sonra insanlar yanlış hayatlarını bağıra çağıra savunmaya başlarlar ve şairin dediği yere geliriz: “Nasıl olsa ölüp gideceksin kendi yanlışlarının doğrusunda.

Ama bahsetmek istediğim sevgi karşıt cinsler arası sevgi değil. O yüzden hemen kapatıyorum konuyu. Bunun çok ötesinde bir sevgi var.

uzay-sevgi

Bu sevgiye uzanan yol “bilgiden” geçmekte. Ama bu bilgi “istiflenmiş” bir bilgi değil. Nil Nehri’nin debisini bilmek, falanca padişahın hangi tarihte tahta geçtiğini ezberlemek gibi bir şey değil bu. Bu bilgi, elbette diğer tüm bilgi türleri gibi, belli oranda “ham madde” gerektirmekte. Felsefeden konuşmak istiyorsanız felsefe tarihini en azından ana hatları ile bilmeniz gerekir; edebiyatçı olmak istiyorsanız, rastgele kitap okumak yerine onun da kendi tarihini ve felsefe/bilimler ile olan ilişkilerini az çok incelemelisiniz. Kısaca tüm alanlarda ham madde bilgi gerekli. Fakat bundan sonra, eğer içinizde “varoluşa karşı” derin, içten gelen, duru bir ilgi varsa, hayatta edinebileceğiniz en değerli bilgi size gelir ve sevginin yolu ancak bu aşamadan sonra açılabilir. Bu, yaşam bilgisidir.

Yaşam sevgisi ile bilgiyi birleştiremeyen insanlarda, bilgi son derece tehlikeli bir silah olabilir. Her biri akademik kariyeri olan binlerce katil yetiştirebiliriz. En gözde üniversitelerde okumuş olan insanlar basit bir diktatörün hezeyanlarına kapılabilirler. Her ne kadar bilgili ve varlıklı olsalar da, davranışlarını menfaat kokusuna göre yönlendiren insanlardır onlar ve varlıkları geçici olur. Üstelik toplumun genel seviyesini düşürerek başkalarına da kötü örnek oluştururlar.

Yaşam bilgisi başkalarından alabileceğiniz bir şey değildir. Ne ben ne de bir başkası size şöyle yaşayın böyle yaşayın deme hakkına sahip olamaz. Ama onunla ilgili ipuçları verilebilir.

Öğrenmemiz gereken ilk şey, belli bir aşamadan sonra, bilgiyi dahi bir kenara bırakabilmek veya ona sadece layık olduğu değeri vermek ve hayatın bütününe yargılamadan, illa bir sonuç çıkarmaya çalışmadan, zorla değiştirmeye kalkmadan bakabilmektir. Bu çok zordur, zira çoğumuz belli dinsel inançlarla, ideolojik çıkarımlarla hareket ederiz.

Ormanda bir çita ile bir antilopun yaşam mücadelesine taraflı olarak bakarsanız, yaşamın bütününü göremezsiniz. Ya çita adına sevinirsiniz veya antilop için üzülürsünüz. Oysa yaşam bu göreceli yargıların ötesindedir. Benzer şekilde, insanların aralarındaki çekişmelere “taraf” olarak bakarsanız, bazı konularda haklı olsanız dahi, yaşamın bütünü içindeki çarpıklıkları farkedemezsiniz. Bir süre sonra binlerce detay içinde boğulursunuz ve yaşam sizi dinlemeden akar gider.

Yalnız kalmayı öğrenmelisiniz. Sadece kendinize güvenmeyi, kendinize inanmayı. İnsanları değiştirmeye kalkarsanız tepki verirler; zira her insanda çok güçlü psikolojik savunma kalkanları bulunur. Kendilerine inanan insanlar, insanları değiştirmek için fazla çaba sarfetmeden onları gerçekten değiştirebilirler. Öylesine bir model oluştururlar ki insanlar ister istemez etkilenirler. Bütün büyük düşünürler, gerçek sanatçılar, insan ruhuna seslenen bilgeler böyledir. Onlar aslında kendilerini anlatırlar; ama onlarda bulduğunuz şey, sizde de olan fakat zaman içine paslanmış bir cevherdir: sevgi.

Sevgi, dünyayı değiştirebilir ve sevgi sizin doğru tercihi yapmanızı sağlayabilir. Binlerce bilgi parçacığı ve olası yol içinde size en uygun olan bilgilerle donanmanızı, sizin kendi yolunuzu bulmanızı sağlayabilir.

Ama sevgi zordur. Hele yüzyılımız içinde sevgi daha da zordur. Zira yüzyılımızın insanları bir şeyleri kategorize etmeye eğilimlidirler ve hep bir şeylere “sahip olmak” isterler. Hegel mi daha büyük felsefeci, Platon mu ? Oysa Hegel Hegeldir. Doğru veya yanlış kendi sesini vermiştir. Bir başkası ile mukayese edilemez. Orhan Veli Kanık mı daha büyük şair yoksa Cahit Sıtkı mı ? Geçiniz. Bunlar anlamsız soru ve kıyaslamalar. Sahip olma isteğimiz ise tüm meseleleri iyice çıkmaza sokar. Mevlana gibi olabilir miyim ? Olamazsınız, ondan alın ama o olmaya çalışmayın. Ben de sevgiyi bulabilir miyim ? Bulamazsınız. Çünkü “ötede bir yerde” sevgi yok. O, sizinle. Ama tonlarca çamurun altında saklı. Ben de bilge olabilir miyim ? Olamazsınız. Öncelikle, bilgelik belirsiz bir kavramdır, ayrıca ulaşılacak bir “bilgelik zirvesi” yoktur, bu ham bir hayaldir.

Bir şeylere sahip olmak isteyebilirsiniz: Ev, araba, tablo, mobilya vs. Hepimizde bu istekler var. Ama bazı şeylere sahip olamazsınız, onlara sadece teslim olursunuz. Tabiata sahip olamazsınız, kendinizi tabiatın kucağına bırakırsınız ve bir huzur hissi sizi doldurur. Onu seversiniz, çünkü o sizi öylece, olduğunuz gibi kabul eder ve onun size karşı bir art niyeti olmadığını, sizi yargılamadığını bilirsiniz. İşte bu, sevginin en doğal hallerinden biridir.

Peki neden bizler böyle olamayız ? Neden hayatlarımız sürekli tartışma, birbirimize üstünlük sağlama, kendimizi kabul ettirme çabaları içinde geçer ? Neden, hayatımızın bir yerinde deniz gibi, toprak gibi olmayı denemeyiz ?

Bir yanlış anlama olmasın. Size “öğrenmeyin, okumayın, araştırmayın, eleştirmeyin, muhakeme etmeyin” demiyorum. Aksine bunlar insanların en büyük ve en soylu çabaları arasındadır. Hiç kimseden bir şey almadan, sırf kendi “kalbinin sesine” güvenerek yol almaya çalışan insanlara acırım. Böyleleri sadece bir sürü duygu kırıntısını geveleyip dururlar. Dünyamızda, tüm samimiyeti ile sizlere tecrübelerini, kalplerini, bilgilerini açan insanlar var. Gidin ve alın onlardan. Utanmayın, kişilik meselesi yapmayın. Dinine, diline, kökenine bakmayın, alın.

Ama bundan sonra, “unutun”, hepsini unutun. Merak etmeyin, isteseniz de unutamazsınız, çünkü bilinçaltınız onları saklar. Unutun derken, onları taklit etmeyi unutun diyorum ve hayata bir daha bakın. Yapabildiğiniz kadarı ile bir bebek masumiyeti ile bakın. Sanki ellerinizi ilk defa görüyormuş gibi, sanki hayatınızda ilk defa bir ağaç görüyormuş gibi bakın.

Belki o zaman, anlatılamayacak kadar büyük bir şeyin içinizde doğduğunu hissetmeye başlarsınız. Bu hayattır. Tüm canlılığı ile tüm çatışmaları ile, sizinle birlikte devinen hayat. Ne yaparsanız yapın onu ancak sınırlı olarak kontrol edebilirsiniz ve zaten tüm güzelliği burdadır. Ona bir daha -ve mümkünse bilimler aracılığı ile- bir daha bakarsanız, tüm görünenin ötesinde, kendini belki asla ele vermeyecek olan bir bilincin, sayısız bilinçlerin bileşkesi olan bir bilincin tüm mekanların, tüm zamanların ötesinde bu canlılığı hep doğurduğunu göreceksiniz. O zaman, hayatla çok fazla çatışma, çelişki kalmayacaktır.

Çatışma, doğal çatışma kötü değildir. Hayatın bir parçasıdır. Bir ağacın dibinde dinlenmek istiyorsanız, o ağacın yeşermesi için binlerce alt organizmanın birbiriyle çatışmaları gerekir. Bu, hayatın bağrında vardır. Kötü olan çatışma, sizin onları anlamsızca yok etmenizdir. Veya, insanlar arası ilişkilere geçersem, insanları zorla değiştirme isteğinizdir. Kendinizi ayrıcalıklı görmek ve bunu çevrenize kabul ettirmek istemek de kötü çatışmalar doğurur.

Ama insanlar gerçekten ayrıcalıklı olamaz mı ? Tüm bunlar için kafa yormamış biri ile, hayatı boyunca bir şeyler için uğraşmış olan insan aynı kefeye konulacaksa o zaman bu bir haksızlık değil midir ? Elbette ayrıcalık olacaktır. Ama o ayrıcalık kabul ettirilmez, insanlar onu severek, isteyerek kabul ederler. İşte o zaman, gerçekten ayrıcalıklı olursunuz, hem de bunun için çevrenizi kırmadan olursunuz.

İçinizdeki zorla değiştirme isteğini yenin, o zaman değiştirme gücünüz olacak.
Bilgili görünmek için kelime oyunları yapmayın, kendinizi anlatın, eninde sonunda kabul edenler olacaktır.
Sevmek için çaba sarfetmeyin. Her çabanızda o sizden uzaklaşacaktır. İlla bir şeyi sevmek zorunda değilsiniz. Sevmiyorsanız, sevmiyorsunuz demektir. Zorlamayın.

Ve belki o zaman inandığınız şeyleri, savunduğunuz değerleri içtenlikle severek kendi hayatınızı yaşayabilirsiniz. Ne olduğunuz farketmez. Okuyucu, yazar, çiçekçi, düşünür, öğretmen .. hiç farketmez.

***

Başınızın üstünde yıldızlar var. Evren, varoluş her an keşfedilmeye hazır binlerce güzellikle dolu. Ona çok fazla anlam yüklemeye çalışmayın, onu öğrenmeye çalışın. Ona vermeye çalıştığınız her anlam sizi ondan uzaklaştırır.

Sevgi, tüm bu fedakarlıklardan sonra doğar ve o zaman karşınıza öyle bir şey çıkar ki, onun parçası olduğunuz için büyük bir mutluluk duyarsınız. Milyarlarca bilincin kendi iç dünyaları içinde yaşadığı, hayatın ve ölümün birbirini takip ettiği, asla durağanlığa, zamanda donup kalmaya yer vermeyen bir bilinçtir bu. Onu yargılamayın, onunla birlikte devinmeye çalışın.

Ve sonra her şeyin ne kadar güzel olduğu ortaya çıkar. Sadece çiçekler, deniz ve göl manzaraları değildir güzel olan. Güneşin altında çürüyen bir hayvan ölüsü de güzeldir. Çünkü size geri dönecektir. Kayaların altında koşuşturan böcekler, bir yerlerde şarkısını söyleyen bir kuş, avını koklayan bir tilki … hepsi, hepsi bu yaşam macerasının içindedir. Ve siz sevgi ile hareket ettiğinizde her şey yerli yerindedir, doğaldır, olması gerektiği gibidir. Ama bilgiyi ve sevgiyi bırakırsanız, evrenin her yerinde sizin için anlamsızlık ve mutsuzluk olacaktır.

Yazımı, büyük usta Krishnamurti’nin bir sözü ile bitirmek isterim:

“Lütfen anlayınız, sevgi, sizin olmadığınız yerdedir.”

Bunu kaç kişi yapabilir ? Sevme ihtiyacı bile duymadan kaç kişi bu evrensel devinim içinde eriyebilir ?

Son sözüm.

Sevgiyi “elde etmek” isterseniz, asla elde edemezsiniz. O sizin oyuncağınız değildir. Elde etme isteğini bırakın, o sizde yeniden tüm yaratıcılığı ile doğar.

Günleriniz aydınlık olsun. Saygılarımla.

Reklamlar
Bu yazı Denemeler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to SEVGİ HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s