TÜRKİYE YAHUDİLERİ VE SOYKIRIM YILLARI -9-

Yazı dizimi bu bölüm ile sonlandıracağım. Aslında, referans aldığım “Türkiye, Yahudiler ve Holokost” isimli kitapta daha pek çok konu bulunmakta. Fakat kitaptan bundan daha fazla alıntı yapmak istemiyorum. Telif hakları ciddi bir konu, ayrıca bunu yapmak ahlaken de uygun değil.

“Türkiye, Yahudiler ve Holokost” İletişim yayınları tarafından çıkarılmış. Kitaptan 300’den fazla kaynağa yer verilmekte. Bunların arasında, konu ile ilgili diğer kitaplar, çeşitli dönemlerde çıkarılan kanun ve kararnameler, o dönemleri yaşayan insanların hatıraları ve çeşitli resmi kurumlarda arşivlenmiş belgeler bulunmakta. Kısaca, gerçekten ciddi ve titiz bir çalışma hazırlanmış. II Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin gayrimüslimler politikasını merak eden herkese tavsiye ederim.

Kitapta yer verilen diğer konulara çok kısaca değinirsem … Yahudilerin Avrupa’dan kaçış çabaları, Türk makamlarının mülteci göçünü engellemek için aldığı tedbirler, bazı Türk diplomatların Türkiye Yahudilerini kurtarma girişimleri, çeşitli kamplara öldürülen Türkiye Yahudilerinin kimlikleri ve başlarına gelenler, Fransa gibi ülkelerden toplama kamplarına tehcir edilen Türkiye Yahudileri … gibi konulara yüzlerce sayfa ile yer verilmekte.

Şimdi, bir neticeye varmak ve tüm yaşananları kendi bakış açımdan yorumlamak istiyorum. Hemen belirtmeliyim ki, ben değerlendirmemi bir “taraf” sıfatı ile yapıyorum, dolayısı ile bu konuları Türkiye ve Türk düşmanlığı ile ele alabilmem mümkün değildir. Ben, daima Türkiye Cumhuriyeti’nin, büyük önderimiz Atatürk’ün ve ülkemizin ulusal bütünlüğünün yanındayım. Fakat, geçmişteki bazı ayıplarımızı da, kendimizi bütünü ile kötüleme yoluna gitmeden, kabul etmemiz gerektiğine inanmaktayım.

Her şeye rağmen, evet, her şeye rağmen, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki temel felsefelerini doğru kabul etmekteyim. Cumhuriyet sadece basit bir iktidar değişikliği değildir. Atatürk başta olmak üzere, Cumhuriyet’in kurucu kadroları Türkiye’nin rotasını Batı alemine çevirmeye kararlıydılar. Bu, kör bir Avrupa hayranlığı değildi. Esasen, emperyalist kuvvetlere karşı bizzat savaşmış olan Atatürk, Batı medeniyetinin sırasında ne kadar acımasız ve yağmacı olabileceğini biliyordu.  Buna rağmen, savaştan sonra, savaştığı ülkelere dostluk elini uzattı ve Türkiye’nin çağdaş dünyanın bir parçası olabilmesi için var gücü ile çalıştı. Cumhuriyet rejimi her şeyden önce, köhnemiş, Arap etkisinde uyuşmuş, dünya gidişatından habersiz bir “insanlar topluluğunu” vatandaşlık bilincine kavuşturma çabasıdır. Bu bağlamda;

kılık kıyafet düzenlemeleri,
alfabe değişimi,
takvim, saat uygulamalarındaki değişiklikler,
saltanat ve hilafetin kaldırılması,
tekke ve zaviyelerin kapatılması,
tevhid-i tedrisat, eğitimde birliğin sağlanması,
Türk dilinin sadeleştirilmesi ve gereksiz Arapça-Farsça kelime ve terkiplerden kurtarılması

ve buna benzer tüm reformlar bence yerindedir, haklıdır.

Yüzyıllar boyunca bir “kul, tebaa” anlayışı ile yaşamış olan insanlara ulus bilinci kazandırmak hiç de kolay değildi. Fakat, öyle görünmekte ki, Türk milliyetçiliğine ve vatandaşlığına geçiş yapılırken, o dönemde tüm dünyayı saran Faşizmin ve Nasyonal Sosyalizmin de etkisi ile “kantarın ayarı kaçırıldı” ve kısmen ırkçılığa sapıldı. Cumhuriyet rejimi bazı kadrolarla açıkça bir hesaplaşmaya girmişti. Bunların arasında saltanat ve hilafet yanlıları, din tabanlı devleti savunanlar, mütareke basını, İstanbul ve İzmir’in bazı zengin çevreleri, işgal yıllarında düşmana destek veren Ermeniler ve Rumlar bulunmaktaydı. Bu hesaplaşmadan sadece onlar zararlı çıkmadılar. Dinsel taassuba karşı verilen kavgada bazı müslümanlar da hedef haline geldiler ve içten içe cumhuriyete karşı bilendiler. Bu kavga halen devam etmektedir.

6-7-eylul2

Ekonominin Türkleştirilmesi çabaları da görmezden gelinemez. Ülkenin hemen tüm sanayi kuruluşlarını, çeşitli ticarethaneleri ellerinde tutan azınlık sermayesine karşı, millî bir sermaye oluşturulmak istendiği gayet açık. Fakat, bunun yöntemi böylesine acımasız olmamalıydı. Maalesef, bu topraklarda yüzyıllarca bizlerle birlikte yaşamış insanlar, suçlu suçsuz demeden, net bir ayrımcılığın kurbanları olmuşlar ve -bence- hemen tamamı bilinçli, devlet destekli eylem ve kampanyalarla bu insanların büyük kısmı ülkeyi terk etmeye mecbur edilmişler. 6-7 Eylül olayları da dahil olmak üzere, çeşitli dönemlerde gayrimüslim vatandaşlarımız hedef alınmışlar, toplu saldırılara maruz kalmışlardır.

6-7-eylul

Neticede, Türkiye’de az sayıda azınlık kaldı. Artık geçmişteki ırkçı, militer kafa yapısına kapılmamak ve soyu sopu ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızı bizlerle eşit kader dostlarımız olarak görmemiz gerekir.

Türkiye’de Yahudi düşmanlığı, başlangıçta aşırı milliyetçi, hatta ırkçı söylemlere sahipken, 80 askeri darbesinin ardından “islamcı” bir kimliğe kavuşmuş durumda. Sanıyorum, bu durum daha uzun süre etkisini sürdürecektir.

Köken, soy, aile, din vs farklılıklarını bırakıp ortak vatandaşlık bilincinde buluşmamızı diliyorum.

Saygılarımla
Levent Ertürk

Reklamlar
Bu yazı Türkiye Yahudileri ve soykırım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s