TÜRKİYE YAHUDİLERİ VE SOYKIRIM YILLARI -7-

Varlık Vergisi -2-

Varlık Vergisi ile Yahudilere ağır yaptırımlar sürerken Türk basınındaki antisemitik yayın politikası da dikkat çekmekteydi ve bu duruma Alman makamları bile şaşırıyorlardı. Alıntılıyorum:

SS Dış İstihbarat şefi Walter Schellberg, Berlin’deki Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Martin Luther’e bir dizi Türk karikatürü göndererek şu yorumda bulunuyordu: “Ekteki karikatürlerin hepsi (…) yanlış anlamaya meydan vermiyecek bir şekilde Yahudileri kötü giden her şeyin sorumlusu, halka zararlı haşarat olarak tasvir ediyor. Türkiye’de ne bizim bildiğimiz anlamda antisemitist bir hareket olduğu, ne de kanunlarında sadece Yahudilere yönelik hükümler bulunduğu düşünüldüğünde, bu durum daha da tuhaf bir hâl alıyor. (…) Bilindiği gibi, son derece sıkı bir şekilde yönlendirilen Türk basınında Yahudilere bu kadar etkili bir şekilde saldırılması, oldukça dikkat çekici olmalı.

Walter Schellberg’in “bizim bildiğimiz anlamda antisemitist bir hareket” derken tam olarak neyi kastettiğini anlayamadım. Eğer, katı ırkçı Nazi propagandası ile karşılaştırıyorsa, elbette -bir kaç gazete ve dergi hariç- Türkiye’de bu şiddette antisemitik yayınlar yoktu. Diğer yandan, Schellber sanırım, Türk halkının ezici çoğunluğunun Sünni Müslüman olduğu gerçeğini gözden kaçırmıştı. Tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi İslamiyette de tarihten gelen bir Yahudi karşıtlığı vardı. Her ne kadar Kur’an bu konuda çelişkili ifadelere yer verse de, Müslümanların Medine’de yerleşik Yahudilerle olan savaşları ve günümüze kadar süren dinsel nefret ihmal edilemezdi. Gerçi Cumhuriyet rejimi, geleneksel Sünni İslam’a doğrudan cephe almıştı ama bireylerin bilinçaltındaki dinsel motifler kolayca silinemezdi. Cumhuriyetin erken dönemlerindeki antisemitism ağırlıklı olarak milliyetçi renklere sahipti, dinsel inançlar ve heyecanlar da buna eşlik ediyorlardı. İlerleyen dönem içinde, 1950 seçimlerinden 1980 darbesine ve nihayet AKP’nin ezici seçim üstünlüklerine uzanan dilimde eksen yavaş yavaş milliyetçilikten, dinsel tabana kaymaya başladı. Bu sefer durum tersine dönmüştü. Dinsel hassasiyet ön plana çıktı; MHP ve hatta CHP gibi partiler, müslüman kesime hoş görünmek gayesi ile kendi ulusal ve milliyetçi söylemleri ile katkıda bulundular.

varlik-vergisi-5

Varlık Vergisi kağıt üzerinde belli bir zümreye yönelik değil gibi görünürken, uygulamada ise ayrımcılık başlamıştı. Vergi listelerinde mükelleflerin dinî durumları harflerle ifade ediliyordu: M-Müslüman, G-Gayrimüslim, E-Ecnebi, D-Dönme demekti. Bu hususu Bernard Lewis de  “Modern Türkiye’nin Doğuşu” çalışmasının “Varlık Vergisi” bölümünde anlatmıştır. Hatta harflerle belirtilen bu kesimlere göre ne tür hesaplamaların yapılacağını gösteren anahtarlar bile vardı. Şimdi, gayrimüslimler açısından durumu tüm vahameti ile gösteren bir bölümü alıntılıyorum:

İstanbul için 349,5 milyon liralık bir vergi tesbit edilmişti. Bu toplam meblağın yüzde 90’ı gayrimüslimlere tahakkuk ettirilecekti. Türkiye’nin toplam nüfusu içindeki oranları yüzde 2’yi bile bulmamasına rağmen, vergilendirilenlerin yüzde 87’sini gayrimüslimler oluşturuyordu. Serbest meslek sahiplerinin alt gelir grubunda yer alan (işportacılar, gündelik atölye işçileri, hizmet alanındaki işçiler gibi seyyar işlerde çalışanlar, ücretli büro çalışanları, hizmet sektörü çalışanları vb) çalışanlardan sadece gayrimüslim olanlara Varlık Vergisi tahakkuk ettirildi. İstanbul’da vergi tahakkuk ettirilen insanların yüzde 43’ü bu gruba mensuptu. Herbirinden istenen vergi ortalama 624 Lira idi ve bu, bir öğretmenin veya küçük memurun yıllık kazancına tekabül ediyordu.

Küçük gelir sahiplerine bu tarz uygulama yapılırken, kendine ait dükkanı, fabrikası, herhangi bir ticari işletmesi olanlara bıçak indirildi. Takdir edilen bazı vergiler şirket sermayelerini çok aşmaktaydı. Varlık Vergisi’nin “yerli sermaye” oluşturmaya yönelik amacı saklanılacak gibi değildi. Başbakan Saraçoğlu bunu zaten açıklıkla ifade etmişti:

Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldıracak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz. (Barutçu, Siyasal Anılar içinde, s263, aktaran Berkes 1997, s245)

Kanunda belirtilen 15 günlük ödeme süresi başladığında pek çok aile dükkanlarını, evlerini, şirketlerini, halılar ve mobilyalara kadar her şeylerini sattılar. Ödeyemiyeceği belli olanların mal varlıkları haczedildi. İntihar eden kişiler oldu. İki haftalık bir ek ödeme süresi tanındı ama iki hafta içinde kimsenin bunca parayı bulabilmesi mümkün değildi. Ödeme süresi sona erdiğinde polis kuvvetleri vergi mükelleflerini tutuklamaya başladılar. Kanuna zıt şekilde, 55 yaşını geçmiş insanlar dahi tutuklanıyor ve bunlar Sirkeci gibi tren istasyonlarında toplandıktan sonra trenle Doğu Anadolu’ya, Erzurum ile Bayburt arasındaki Aşkale kampına gönderiliyorlardı. O yılları yaşamış olan Salomon Ergas’ın, ABD’de yaşayan kardeşi Jak Ergas’a yazdığı mektubu alıntılıyorum.

Uzunca bir süredir sana yazamadım, çünkü bilhassa azınlıklar ve ailemiz için son derece ağır bir mesele olan varlık vergisi yüzünden aklım karmakarışıktı ve yazacak durumda değildim. (…) Bizden, yani Isaac Ergas şirketinden 450.000 Lira varlık vergisi ödememizi istiyorlar. Oysa bizim sermayemiz sadece 200.000 Lira. Hüsamettin Eren’e 15.000 lira vergi tahakkuk ettirildi, oysa onun 500.000’den fazla parası var. Brod’a ise 600.000 Lira tahakkuk ettirildi, onun da sadece 300.000 Lirası var. (…) Aşkale’ye gönderilmiş olan birkaç kişinin isimleri şöyle: Moise ve Robert Benbasat. (…) 50.000 Lira vergi tahakkuk ettirilen Raphael Kazse ve oğlu Sam, 400.000 Lira vergi tahakkuk ettirilen avukat Gad Franco ve 300.000 Lira ödemesi gereken Şekip Adut.

Evvelsi gün ikinci grup da Aşkale’ye gönderildi. Aralarında senin de tanıdığın birkaç kişi var: 350.000 Lira ödemesi gereken yaşlı Satarasvili (72 yaşında).Herbirine 35.000 Lira tahakkuk ettirilen Joshuah (74 yaşında) ve Eliah Menda (72 yaşında, ikisi d hasta) kardeşler. Bu kardeşler iki Müslüman Türk ortakla birlikte bir tekstil atölyesi işletiyorlar. Müslümanlara pek az vergi tahakkuk ettirildi, oysa Yahudiler sürgüne gönderiliyor. Bu yukardakilerin hepsi yaşlı ve hasta, fakat onları yine de havanın sıfırın altında 30 derece olduğu Aşkale ve Kopdağ dağlarına gönderiyorlar.

Her gün evlerimizin ve mobilyalarımızın satılmasını bekliyoruz. Her gün aleni müzayedeler yapılıyor ve alıcılar sadece Müslüman Türkler. Nasıl sona ereceği bilinmeyen bir felaket bu.
Türkiye’de böyle şeyler olabileceği kimsenin aklına gelmezdi.
Solomon Ergas’ın, ABD’de yaşayan kardeşi Jak Ergas’a yazdığı 13 Şubat 1943 tarihli mektup.

varlik-vergisi-8

Vergisini ödeyemediği için Aşkale kampına gönderilen insanlara günlük 2,5 Lira ödeniyor, bunun bir kısmı “iaşe ve konaklama ücreti” olarak kesiliyor, geri kalanın yarısına da vergi borcuna karşılık el konuyordu. Kamplarda soğuktan ölenler oldu.

Bu sırada, icra memurları haczedilen ticari veya ev eşyalarını satmaya başlamışlardı. Gazeteler satışa sunulan eşyaların listesini yayınlıyorlardı. Bu dönemde bazı Yahudiler servetlerini, gayrimenkullerini tamamen yitirdiler. Paniğe kapılmışlar, Türkiye’ye olan güvenlerini kaybetmişlerdi.

0599 varlik.indd

Ocak 1943 ve Haziran 1944 arasında 3.150 Türkiye Yahudisi Filistin’e göç etti, sayı zaman içinde 4.500’ü aştı. 6-7 Eylül olayları ve benzer azınlık ve Yahudi karşıtı devlet politikalarına bağlı olarak, yakın dönemlere kadar, Yahudiler Türkiye’den ayrıldılar. Bir kısmı, artık bir devlet haline gelmiş olan İsrail’e yerleşti ve orda Yahudi Türk grupları oluşturdular.

Sonuç:

Varlık vergisi, yoksul köylülere ve Türk girişimcilere de uygulanmasına rağmen, gayrimüslimler, özellikle Yahudiler üzerindeki yıkıcı etkileri görmezden gelinemez. “Modern Türkiye’nin Doğuşu” kitabında Bernard Lewis, Varlık Vergisi’nin çok aşırıya kaçtığını ve uzun vadede Türkiye’nin aleyhine işlediğini belirtmiştir. Lewis’e göre:

a) Her şeyden önce, hedeflenen vergi toplanamamış ve tabiri caiz ise altın yumurtlayan tavuk kesilmiştir. Mükellefleri tümü ile batırmadan, uygun bir vergi almak ve düzenli, insaflı vergilerle devlete sürekli gelir sağlamak dururken, bu yapılan uygulama ile bir seferlik bütçe toplanmış ama bu para da kısa sürede eriyip gitmiştir.
b) Türkiye’nin kültürel zenginliği biraz daha tahribata uğramış, geride kalan Yahudiler de sinip içlerine kapanarak kısmen marjinalleşmiştir.
c) Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne ilgi duyan ve ülkeye yatırım yapmayı düşünen girişimciler ürkütülmüş ve kaçırılmıştır.

Elbette Varlık Vergisi’ni savunanlar da vardır. Dönemin maliye müfettişlerinden Cahit Kayra, kendisi ile yapılan bir söyleşide Varlık Vergisinin o günün şartları içinde zorunlu olduğunu, hatta Türkiye’nin o sayede ayakta kaldığını söylemektedir. Bu söyleşiden bazı bölümleri aşağıya alıntılıyorum ve kişisel yorumlarımı ekliyorum. Herkesin fikir ve eleştirilerine saygım vardır. (Gazeteci Şenol Çarık’ın söyleşisi.)

***

(Şenol Çarık) -Tarihimizle yüzleşmek adı altında birçok çalışma ortaya atılıyor. Varlık Vergisi konusu da biraz böyle değil mi, siz nasıl yorumluyorsunuz bunları?

(Cahit Kayra) -Tarihimizle yüzleşmek tabi iyi bir şeydir ama, bu Varlık Vergisi’nin kurcalanması tarihimizle yüzleşmek değil, tarihimizi özellikle de geçmiş yönetimleri kötülemek şeklinde oluyor.

Buna katılıyorum. Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları gibi uygulamalar bilinmeli ve bir daha böyle şeylerin yaşanmaması için çaba sarfedilmelidir. Fakat, o dönemi açan İslamcı kadrolar bu ve benzeri hadiseleri bütünüyle Cumhuriyet düşmanlığı yapmak için bir koz olarak kullanmaktadırlar. Ana hedefleri ise Mustafa Kemal Atatürk ve onun Türk toplumuna gösterdiği idealleridir. Buna ek olarak, işlerine geldiğinde “tarihle yüzleşen” İslamcı kadroların Yahudi düşmanlığı da artık saklanamayacak bir duruma gelmiştir.

– 11 Kasım 1942’de çıkarılan 4305 Sayılı Varlık Vergisi kanununun içeriğinden söz edebilir misin biraz?

– Belli ölçülerde devlet ciddi bir finansmana ihtiyaç duyuyordu. Bu finansmanı sağlayacak kaynaklar da nelerse varlık vergisi onlardan alınmıştır. Kimin varlığı varsa ondan alınmıştır. Yani varlığı olmayanlardan alınmamıştır.
1939’da İkinci Dünya Savaşı başladı. Türkiye bu savaşa girmemeye çalıştı. Fakat bir gün savaşa girmek zorunda kalınabileceği veya yabancı kuvvetlerin ülkeyi işgal edebileceği endişesiyle 7 yıl süreyle sınırlarda 1 milyon askeri konuşlandırmak, beslemek zorunda kaldı. O yıllarda nüfusumuz 18 milyondu. Askere gidebilecek yaklaşık 4 milyon erkeğin 1 milyonu sınırlara gönderilmişti. 1 milyon insanı beslemek, sınırlarda tutmak büyük masraftı. Devletin 1939’da 390 milyon TL olan bütçe harcaması 1942’de 900 milyon TL’ye çıkmıştı. Katlanan harcamaları karşılamak için vergi toplanamadığından önce piyasaya para sürüldü. Dolaşımdaki banknot 1939’da 300 milyon TL dolayında iken 1942’de 800 milyon TL dolayına çıkarıldı. Piyasaya banknot sürüldükçe fiyatlar arttı. Enflasyon iki katına çıktı.

Eh, aşağı yukarı, yazımın önceki bölümünde yer verdiğim koşullardan söz etmekte.

-Uygulamada gayrimüslimlere, azınlıklara yönelik haksızlıklar, çifte standart uygulandığı fikrine katılıyor musunuz?

-Az önceki sorunuzun devamı aslında bu. Bu yanlış bir şey. Kanunda böyle bir şey yok! Mehmet İzbey ve bazı arkadaşlar böyle bir ayrıma gitti. Tahakkuk rakamları üzerinde duruyoruz ama tahsilat çok daha önemliydi. Verginin yüzde 20-25’i tahsil edilememiştir. Biz biliyoruz ki, Türkler vergilerinin tamamını verdiler. Ben o zaman Maliye Müfettişiyim. Maliye Bakanlığı, gelir kurumlar vergisi düzenini kuracak, aşırı kazançları kontrol edecek, itirazlar gelecek, itirazlar gidecek. Bu durumda Maliye Bakanlığı getirdi Varlık Vergisi’ni. O zamanki İstanbul, küçük bir sosyetedir, herkes birbirinin ne kadar zengin olup olmadığını bilir. Buna dayanarak zenginlerden, hatta herkesten vergi alınacak dendi. Asıl kıstas kimlerin zengin olduğuydu. Ki dediğim gibi zaten kimlerin zengin olduğu biliniyordu. Ben diyorum ki, bunlar belirlenirken ayrıcalık yapılmadı. Varlık Vergisi dediğimiz şey, acele kimde para varsa, kimin varlığı varsa ondan para almak istiyoruz. Ayrıntılara ve rakamlara kitabımda da değindim. Ticaret Odası’nın kayıtlarındaki işadamlarının yüzde 87’si azınlık ve yabancı. Onlardan da alındı Varlık Vergisi. Gayet tabi, kimden alınacaktı ki?

Vergi alınmasına alındı da, bunun, girişimcileri batıracak şekilde mi yapılması gerekiyordu?  Ayrıca vergi tahakkuk usülünün olmaması ve bunun “takdir edilerek” yapılması da tuhaf bir durum. Sn Kayra, vergide bir ayrımcılık yapılmadığını “Kanunda böyle bir şey yok!” sözü ile savunuyor. Alay mı ediyor, yoksa muhatabını akılsız yerine mi koyuyor? Elbette, kanunda böyle bir şey olmayacak !  Ama bütün mesele şu, komisyonların “takdir haklarında” yatıyor.

– Uygulamada yanlışlar yapılmadı mı peki?

– Hem de çok yanlışlar oldu. Savaş yapıyorsunuz Şenol Bey. Yahu siz ne diyorsunuz. Siz yaşamadınız savaş nasıl bilmiyorsunuz. Bu lafları bırakalım. O zaman ki savaşı düşünün. 70 milyon insan ölmüş hudutlarınızda. Herkes her şey yanıyor, siz bir köşede devleti ayakta tutmak ve savaşa girmemek istiyorsunuz. Hepsi bu kadar, yanlışlık her yerde olabilir.

“Yanlışlık her yerde olabilir” … doğru. Ama nedense bu yanlışlıklar özellikle gayrimüslimlere yapılmış ve nasıl oluyorsa, basın tarafından da desteklenmiş. Ben bu savunmayı, sistemli ve kasıtlı olarak başlatılan kampanyayı örtbas etme çabası şeklinde yorumlamaktayım. Zannımca, Varlık Vergisinin açılmayan bir yönü daha vardır. Türk köylüsü, esnafı ve diğer varlık sahiplerinden vergi alınırken, acaba araya kişisel hesaplaşmalar, geçmişe dayalı düşmanlıklar, kolayca arazi ve mal sahibi olma hesapları ne derece girmiştir ? Umarım bu konuda da tatmin edici çalışmalar yapılır.

– Varlık Vergisi ne kadar süre yürürlükte kaldı?

– Uygulama 1943 yılında kaldırıldı, tahakkuklar hesaplandı ve hesap kapatıldı. Vergilerden tahsil edilen 315 milyon liranın içinde Gayrimüslimlerden 30 milyon lira alınmıştır. Yabancılardan da 130 milyon lira alınmıştır. Yani, 315 milyon liranın 160 milyonu onlardan alınmıştır.

Varlık Vergisi, Türkiye’deki gayrimüslimlerin yanında, “ecnebi” statüsünde bulunan diğer yabancılara, yabancı firmalara bile uygulanmış ve araya konsoloslar, bazı hatırlı iş adamları girerek buna engel olmuşlar veya uygulamayı yumuşatmışlardı.

Sn Kayra’nın verdiği rakamlar ne kadar doğrudur bilemiyorum. Fakat, Varlık Vergisi’nin öncesi ve sonrasındaki devlet uygulamalarını, basın-yayın politikalarını düşündüğümde, Varlık Vergisi aracılığı ile, artık haddini aşmış bulunan Türkleştirme politikalarının ekonomik yönünün devreye sokulduğuna inanmaktayım. Ayrıca, genel rakamlar üzerinden yapılan oran hesapları, vergi tahakkuk ettirilen gayrimüslimlere diğerlerinin 3-4 misli yük getirdiğini ortaya koymakta.

-devam edecek-

Reklamlar
Bu yazı Türkiye Yahudileri ve soykırım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s