TÜRKİYE YAHUDİLERİ VE SOYKIRIM YILLARI -5-

Türkiye Cumhuriyeti’nin utanç dolu tablolarından biri olan Trakya Olayları 21 Haziran 1934 tarihinde Çanakkale’de Yahudilere ait dükkanlara ve Yahudilere sözlü ve fiziksel saldırıların gerçekleştiği boykotlarla başladı. Hadiseler çok kısa sürede çığrından çıktı ve Trakya’ya yayıldı. Aradan geçen uzun yıllar içinde devlet yetkilileri ve bazı tarihçiler tarafından, hadiseler -hep olduğu gibi- “üç beş çapulcunun işi” şeklinde savsaklansa da, yapılan araştırmalar, ortaya çıkarılan raporlar bu saldırılardaki devlet desteğini netlikle ortaya koymakta. Aslında Trakya olaylarına yol açan zemin, zaten çoktan hazırlanmıştı. Devlet hem ekonomik anlamda, hem de nüfus çoğunluğu ve kültürel anlamda her yerin Türkleştirilmesi politikasını güdüyordu.  Yahudilerin bölgeden kovulması ile hem taşınmaz mallarına ucuza el konulacak, hem de buralara muhacirler de dahil olmak üzere Müslüman Türk nüfus yerleşecekti. Halkı Yahudilere karşı kışkırtmak için, her tür antisemitik yayın yapılıyordu. Kulaktan kulağa dolaşan rivayetlerle, Yahudilerin tünel kazarak Türklerin evlerine girdikleri, onları boğazladıkları gibi asılsız iftiralar atılmaktaydı. Kısaca, bomba artık patlamaya hazırdı.

trakya

Çanakkale’de Yahudiler, şehri hemen terketmezlerse öldürüleceklerine dair imzasız tehdit mektupları almışlar ve çoğunluğu şehirden ayrılmışlardı. Edirne’de, önceden organize edildiği belli olacak şekilde, Türk milliyetçileri Yahudi mahallelerini ele geçirdiler. Güvenlik güçlerinin gözleri önünde saldırılar ve yağma gerçekleşiyor ama buna karşılık polisler Yahudilere şehri hemen terketmeleri için anonslar yapıyorlardı. Kırklareli bölgesinde ise olaylar adeta bir pogroma dönüşmüştü. Yahudilerin evleri ve dükkanları saldırıya uğradı, yağmalandı, bazı kadın ve hahamlara şiddet uygulandı. Yahudiler panik halinde İstanbul’a kaçtılar ve Yahudi cemaatleri tarafından okullara veya cemaate ait merkezlere yerleştirildiler. Bir süre sonra hükümet duruma el koydu. Başbakan İsmet İnönü “yaklaşık yüz mülteci” diyerek hadiselerin gerçek boyutunu olduğundan küçük göstermeye çalıştı. Sanıyorum, olayların bir kitlesel yıkıma doğru ilerlemesinden ve dış dünyaya karşı zor durumda kalmaktan korkarak hükümet kanadı da geri adım atmıştı. Hemen bir rapor hazırlandı ve yeni bir demeç verildi. Bu demeçte: “çapulcu anasır harekete geçerek Yahudi evlerine tecavüzle hırsızlığa ve soygunculuğa koyulmuşlardır… ve bu esnada 65 ev soygunculuğa uğramıştır” deniyordu. Soruşturmalar yapıldı ve gerçekten de yağmalanan malların bir kısmı sahiplerine iade edildi. Bazı kişiler tutuklandı ve kışkırtıcı yayın yapan Millî İnkılâp dergisi yasaklandı.

trakya1

Oysa bu göstermelik tedbirlerin pek de önemi yoktu. Çünkü bu olaylar ile Yahudilere, istenen mesaj verilmişti: “Derhal buraları terkedin, yoksa …” İstenen sonuç elde edilmişti. Yahudi aileler şehirleri terkettiler ve evleri, işyerleri yok pahasına yerli nüfusa satıldı. Aslında, bölgeyi tamamen Türkleştirmeyi hedefleyen Iskân Kanunu devreye sokuluyordu. 1934 Şubat ayında Trakya bölgesi için bir umumî müfettişlik kurulmuş ve başına da İbrahim Tali Öngören tayin edilmişti. İttihat ve Terakki’nin eski yöneticilerinden biriydi, Birinci Dünya Savaşında Teşkilat-ı Mahsusa’nın lider kadrosu içindeydi ve Yahudilere karşı nefretle doluydu.  Bölgeye atanınca haftalarca incelemeler yaptı, parti ve hükümet makamlarına 90 sayfalık bir rapor sundu. Bu rapor, Başbakanlık Arşivinde 490.01.643.30.1 etiketi ile saklanmaktadır. Rapordan bazı bölümleri alıntılıyorum:

Trakya Yahudisi göze batacak kadar ahlâkî fesat ve karaktersizlik içindedir. Muzurdur. (…) Yahudiliğin yılışık, hilekâr zamirini gizler, kuvveti daima alkışlar, altına tapar. (…) Yahudi terbiyesinde şeref ve haysiyetin yeri yoktur. Trakya Yahudisi harplerin Türk unsuru üzerinde yaptığı tahripkâr tesirleri üzerinde yükselmiş, zenginleşmiş ve kuvvet bulmuştur. Trakya Yahudileri, Trakya’yı Filistin’e eş yapma davasındadır. Trakya’nın bütün iktisadî kaynaklarına elini uzatmış bu unsurun Trakya Türkü’nün kanını daha fazla emmesine müsaade etmemek Trakya’nın inkişafı için en büyük ihtiyaçtır. 

Bunlar sıralandıktan sonra, elbette konuyu Komünizm tehlikesine getirmemek de olmazdı. Raporda, Yahudilerin işçi kulüpleri ile ilişkide oldukları ve memlekette komünizmin çekirdeğini kurmak için faaliyetlerde bulundukları da iddia edilmekteydi. Sonunda ise, artık bu meseleyi kat’i olarak halletmenin zamanı gelmiştir denilerek, açıkça Yahudilerin kovulması hedefi konuyordu.

Olayların ardından, bazı tutuklamalar ve ortamı yumuşatan millî birlik-beraberlik demeçleriyle konu kapatıldı. Yahudilerin uğradığı zarar ise felaket boyutlarındaydı. Yahudiler öldürülmemişti, hatta, olaylarda tek ölen kişi bir Türk Jandarma çavuşuydu. Ancak Yahudilere ağır bir darbe vurulmuştu ve Türkiye’ye duydukları güveni ciddi şekilde kaybetmişlerdi. Kaçan Yahudilerin bir kısmı İstanbul’a yerleşti veya ülkeyi terketti. Birçoğu tehditlere boyun eğerek, sahip oldukları malları komik denecek bir fiyata sattılar. Edirne’de 7000 olan Yahudi nüfusu 2500 rakamına geriledi. Fakat bu tertipler bile iskân ve Türkleştirme kampanyalarının sadece başlangıcıydı.

İlerleyen yıllarda Yahudiler apar topar, mecburî askerlik hizmetine alındılar. 1941 yılında, yaşları 25-45 arasında değien erkekler toplanarak askere alındı. Konya, Yozgat, Eskişehir ve Kandıra’ya nakledildiler. Adeta evlerine baskınlar yapılıyordu. O günleri yaşayan işadamlarından Vitali Hakko, anılarında yaşanılan hayret ve dehşeti anlatmıştır. Pek çoğu askerlik vazifesini yapmış ve dönmüş oldukları halde, hiçbir uyarı yapılmadan birer kaçak, suçlu gibi toplanmışlardı. Nereye götürüldüklerini bilmiyorlardı, kendilerin kimse bilgi vermiyordu. Tarihe “20 Kur’a” olarak geçen bu mecburi askerlik hizmetine tabi tutulanlar, bir çeşit iç tehdit, casus gibi görülmekteydiler. Başbakanlık arşivlerinde gayrimüslim ihtiyatların yol yapımı çalışmalarında kullanılmak için askere alınmalarını emreden hükümet kararları bulunmaktadır. Genelde gayrimüslimler askere alınırken, sonradan İslamiyete geçmiş bazı kişiler bile yol yapımında çalıştırıldılar. 1942 Temmuz’unda, yine hiçbir açıklama yapılmadan terhis edildiler. 1943 yılında da gayrimüslimlerin askere alınmasına ve çalıştırılmasına devam edildi.

Bu bölümde, aslında Trakya Olayları’na çok az değindim ve sadece bu olayların hangi gaye ile planlandığını anlatmaya çalıştım. Yaşananlar, burda anlatılanlardan çok daha korkunçtu. Halk, Trakya Paşaeli gazetesi başta olmak üzere, çeşitli yayın organları ile yeterince doldurulmuştu. Yahudiler resmî makamlara defalarca başvurmuşlar, fakat her seferinde kendilerine “endişeye gerek yoktur” tarzı cevaplar verilmişti. Yıkım ve yağma yaklaşık 15 gün sürdü. Ev ve dükkanlardan sonra, gruplardan bazıları sinagoglara da saldırmaya niyetlendi. Bu arada, yerli halktan birkaç vicdan sahibi Müslüman insan Yahudileri korudular. Çanakkale’de halkın sinagoga yöneldiğini gören Hasibe isimli Müslüman bir hanım, seccadesini sinagog önünde açıp namaz kılmaya başlayınca saldırganlar çekildiler. Fakat maalesef bunlar bireysel çabalardı ve toplu saldırıyı durdurmaya yetmiyordu. Geleneksel Kırkpınar güreşlerinin Loryalo parkına alınması ile şehre yabancılar gelmiş ve provakasyonlar için gereken kalabalık toplanmıştı. Güreşin ardından aniden “Yürüyün, Yahudi yağması var!” diye naralar gelmişti. Zaten fakir durumda olan insanlar, kolay kazanç hevesi ile gruplara uymuşlar ve ilk etapta 65 ev yağmalanmıştı. Sonra Arasta çarşısındaki dükkanlara saldırıldı, birkaç Yahudi kadına tecavüz edildi. Cemaat hahamının elbiseleri parçalandı ve zorla sakalları kesildi. Yüzükleri almak için bir kaç genç kızın parmakları koparıldı. Hadiseler için kalabalık toplandığı o kadar belliydi ki, normalde 3 vagonun beklediği Kırklareli-Alpulu istasyonunda o gün 15 vagon bulunuyordu. Yaklaşık 400 Yahudi, tüm varlıklarını bırakarak süratle İstanbul’a kaçtılar, bazıları ise Yunan ve Bulgar sınırlarına varmaya çalışıyorlardı.

***

Tüm bu uygulamalar dahi, Yahudi nüfusun yeterince azalmasına, dahası, acilen ihtiyaç duyulan bütçenin toparlanmasına yetmiyordu. Nihayet, gayrimüslimlere ve bilhassa Yahudilere karşı en ağır darbe indirildi: 11 Kasım 1942’de 4305 sayılı kanun olarak yürürlüğe sokulan Varlık Vergisi.

-devam edecek-

Reklamlar
Bu yazı Türkiye Yahudileri ve soykırım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s