İNANÇ VE KANIT SORUNU ÜZERİNE – Bilimcilerin düşünceleri

“Bilimcilerin dusunceleri” serisinde simdi de teori, kanit ve inanc uzerine dusunceleri ile bayan Maria Spiropulu’nun goruslerine yer veriyorum. Bayan Spiropulu Selanik Aristotales universitesi mezunu. Cesitli universitelerde arastirmaci, ogretim gorevlisi olarak calisan Spiropulu kendisini evrenin kokenini arastirmaya adayan bir bilimci olarak tanimliyor. Maria Spiropulu Cenevre’deki Avrupa Nukleer Arastirma Merkezi CERN’de deneysel fizikcilik gorevinde de bulunmus.

Bayan Spiropulu, oncelikle Edge sorusu olarak bilinen sorunun ele alinis bicimine itiraz etmekte. Hatirlatma olarak Edge sorusunu tekrarliyorum:

“Sizin, kanitlayamasaniz da, dogru olduguna inandiginiz sey nedir ?”

Simdi, soz kendisinin.

metod
Kanitlanamayan hicbir seyin dogru olamiyacagina inaniyorum.

Burada, Edge sorusunu ele alip, onu daha uygun bir hale getirecek olan sozde-sabit bir donusum yaratacagim. Niels Bohr’a dogrulugun (yani Wirklichkeit veya “gercekligin”) tamamlayici degiskeni nedir diye sorduklarinda, hic tereddutsuz “Klarheit” (netlik) diye yanitlamisti. Bohr’dan ozur dileyerek -ve dogruluk ya da netlik, kuantum mekanik degiskenleri olmadiklari icin- gercek dogruluk ve anlasilir netlik, sapasaglam deneysel kanitla birlikte, es zamanli olarak elde edilmelidir diyorum.

Bu nedenle, (“net bir gerceklik” tamlamasindaki gibi) “netlik” sozunu “dogruluk” sozunun yerine kullanacagim. Ayrica “kanit” ve “inanc” sozcuklerine de birer karsilik bulacagim. Kanit, “deneysel bilime dayali kanit”in yerine kullanilabilecek. “Inanc”in durumu ise, karmasik karbon temelli yasamla ilintili olmasi dolayisiyla, biraz daha sasirtmacali. Olcege ve mevcut teknolojiye bagli olarak “teorik degerlendirme” ya da “sagduyusal degerlendirme” yerine kullanilabilir. Bu (suphesiz tuzaklarla dolu) yontemin sonucunda orijinal Edge sorusunu eklemlendirerek su hale getiriyorum:

Elinizde deneysel bilime dayali hicbir kanit olmadigi halde, sagduyusal ya da teorik acidan net olarak gercek diye degerlendirebileceginiz sey nedir ?

Iste bu, gercekten zor bir soru. Nukleer-altindan super-kozmige dek cesitli marjinal enerji olceklerindeki dogal fenomenlerin aciklamasinda kullanilan ve belli bir netlik derecesine sahip bir cok teorik degerlendirme mevcut. Ama bunlarin hepsi de, doganin isleyisine kademe kademe aciklamalar getiren cok sayida uzlastirici veriyle destekleniyor. Sicim teorisinde bile durum ayni.
Kisacasi, yukardaki soruya yanitim: “Hicbir sey.”

Bohr’un tamamlayicilik konusuna donersek; bence inanc ve kanit bir anlamda birbirlerini tamamliyor. Bir seye inaniyorsaniz o konuda kanita ihtiyaciniz yoktur, ama kanitiniz varsa, o zaman da inanmaya ihtiyaciniz yoktur. Deneysel bilime dayali kanita pek aldiris etmeyen gozukara sicim teorisyenlerini birinci kategoriye dahil edebilirim.

Ama Edge sorusu, bilimin geleceginde bekleyen buyuk seylere dair tahminleri cesaretlendiriyor gibi. Benim alanimda, dunyayi ekstra uzay-zaman boyutlariyla aciklayan degerlendirme sistemleri bile artik eskidi. Aslinda bu sistemleri verilerle dogrulama ya da curutmenin esigindeyiz. Onsezilerime gore, ileride -ki dilegim de budur- uzay zamani laboratuarda oyle basarili bir sekilde parcalarina ayristirabilecegiz ki, yercekim kontrollu ortamda incelenip anlasilabilecek ve kutlecekimsel parcacik fizigi, taninan alanlar arasindaki yerini alacak.

***

Bu yazdiklarini okuyunca sn Maria Spiropulu’ya hayran kaldigimi ifade etmeliyim. Internette hayat oykusunu arastirdim ve resimlerine de ulastim. Bilimci kimliginin yaninda, cok hos ve guzel bir hanimefendi.

Turkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de akilci ve bilim sevgisini asilayan bir egitim politikasi izlemesini ve Turk kadinlarinin da teorik fizik, deneysel fizik gibi alanlarda dunya capinda birer otorite olmalarini diliyorum.

Yazdiklarini yorumlamak; gerceklik, sagduyu, netlik gibi konularda bir kitap yazilmasini bile gerektirebilir. Konu bu derece detayli ve ister istemez ontoloji ve epistemoloji ile ilintilendirmeye acik. Alintilarak yorumlamaya devam ediyorum:

Bu nedenle, (“net bir gerceklik” tamlamasindaki gibi) “netlik” sozunu “dogruluk” sozunun yerine kullanacagim.

Guzel bir yaklasim. Netlik kelimesi, dogrudan sagduyu veya bedahet hissi ile alakali ve felsefe tarihinde gorebilecegimiz gibi bazen cok yaniltici olabiliyor. “Net” ve “sagduyuya uygun” tanimlamalari, bu tanimlamalari yapan kisinin icinde bulundugu varolussal duzeydeki algi ve kavrama acisindan gercek olsa dahi, dogru olmayabilir. Sanirim, bu inceligi dusunerek Niels Bohr’un Klarheit (netlik) yaklasimina olan cekincesini belirme ihtiyacini hissetmis. Belki iddiali konusmus olacagim ama, gerceklik ile dogruluk arasindaki farki sanirim en iyi betimleyenlerden bir tanesi felsefeci Baruch Spinoza (1632-1677). Spinoza, gerceklik ve netlik algilamasinin, algilayan bilinc acisindan, -muhtemelen o bilincin olusmasini da saglayan- varolussal konuma bagli oldugunu ama bu konum algilamasinin mutlak dogrulugu ifade edemiyecegini farketmis ve bir kurtcuk ornegini vermisti. Bu ornekte, insan kaninda dolasan bir parazit kurtcugun “gercekligi” nasil algilayabilecegi ele aliniyordu. Kurtcugun, kendi varolussal algi seviyesine bagli olarak, icinde bulundugu durum tartisilmaz -gibi gorunen- bir gercekliktir. Ama daha ust bir varolus (dolayisi ile bilgi) seviyesinden ele alindiginda ise dogru olarak kabul edilmeyebilir. Gercek, her zaman dogru degildir. Bundan sonrasi ise, felsefe tarihinde bitmek tukenmek bilmeyen bir tartismaya bizi geri goturecektir. Icinde bulundugumuz varolus konumundan bagimsiz saf bir bilinc veya akil var midir, yoksa bilinc ve aklimizi belirleyenler tam da icinde bulundugumuz varolus duzeyi midir ? Bu tartismaya girmeyip, sn Spiropulu’nun tesbitine geri donuyorum. Yukarda saydigim sebeplerden dolayi, Spiropulu “netlik” tanimini uygun bir ifade olarak kabul etmiyor ve sanirim boyle bir yaklasimi fazlasi ile sezgisel buluyor. Bunun yerine, netlik kelimesini dogruluk olarak ele aliyor ki, dogruluk tanimindan kastedilen sey, algilamamizin ayni zamanda sapasaglam deneysel kanitla desteklenebilir olmasi.

Bu asamadan sonra, “inanc” terimi, cogunlugun alismis oldugu anlamda bir itikat, baglilik, guven seklinde degil, elimizdeki donelere ve mevcut teknolojimize bagli genel bir teorik degerlendirme, hukum seklinde tanimlaniyor ki, bence ihtiyatli ve yerinde bir yaklasim.

Iste simdi, meselenin can damarina geliyoruz. Edge sorusunu, Spiropulu’nun eklemlendirdigi bicimi ile aynen alintiliyorum:

Elinizde deneysel bilime dayali hicbir kanit olmadigi halde, sagduyusal ya da teorik acidan net olarak gercek diye degerlendirebileceginiz sey nedir ?

Cevap cok acimasiz: Hicbir sey ! Buna aynen katiliyorum.
Sagduyu, pek cok insan icin, tartisilmaz bir dogrulugu ifade eder gibi gorunse de, bir baska varolus seviyesi -veya modern fizigin terimi ile uzay-zaman boyutlari- icinde gecerli olmayabilecek sInIrlI bir algilama gibi gorunmekte. Gercek olabilir, ama dogru olmayabilir. Einstein, gorecelik kuramini sadelestirerek anlattigi bir calismasinda “gerceklik” ile “dogruluk” arasindaki farki, bir asansorde hapis kalan bilimcileri ornekleyerek anlatir. Bu ornekte, dunyaya dogru dusmekte olan, surtunme katsayisi sifira indirilmis bir asansordeki bilimciler, disarisini gorme sansi olmadan, nasil bir durum icinde olduklarini anlamaya calismaktadirlar. Iclerinden biri, kalemini havaya atar ve kalemin yere dusmeden oylece havada durdugunu gorur. Bilimciler, yercekimsiz bir ortamda hapis kaldiklarini dusunurler. Gozlemleri ve algilamalari -kendilerine gore- dogrudur. Oysa ki, asansor ile kalem ayni hizda dunyaya yaklastiklarindan, kalem sanki tabana inmiyormus gibi gorunmektedir. Disardaki bir gozlemci ise, bilim adamlarinin durumunu farkli bir sekilde yorumlayabilir. Elbette bu ornek, konunun basite indirilmesi icin gelistirilmis hayali bir tasarimdir. Asansordeki bilimciler, eger yeterli teknik donanima sahip olabilselerdi, kalem ve asansorun hareket halinde oldugunu anlayabilirlerdi. Sanirim bu algisal yetersizligi gozonune alarak Spiropulu, sagduyusal degerlendirmeyi bir eksiklik olarak kabul etmekte ve onun deneysel bilime dayali kanitla desteklenmesini istemekte. Boylece, bilimsel deneye dayali olmayan “sagduyusal” veya “teorik” hicbir gerceklik tasariminin dogru olamiyacagi gibi bir sonuca variliyor.

Bunu onemsiyorum, cunku bu yaklasim, deneysel bilimi hice sayan hicbir teori veya inanci, “sagduyu” gibi ne oldugu belirsiz ve kaypak bir zeminde yalpalayan bir sezgiye dayandirmamamiz gerektigini bize soylemekte. Bu ise, neden salt sagduyu, algi veya salt dusunsel cikarimlara bagli buyuk felsefelerin coktugunu aciklamakta. Teorimiz, pratik gerceklikle birebir uyussa dahi, onun ancak sinirli bir alan ve zaman icin gecerli olabilecegini unutmamali ve evrensel cikarimlar yapmaktan kacinmaliyiz. Alintiliyorum:

… bir cok teorik degerlendirme mevcut. Ama bunlarin hepsi de, doganin isleyisine kademe kademe aciklamalar getiren cok sayida uzlastirici veriyle destekleniyor.

Burda, doganin isleyisine “kademe kademe” aciklama getirilmesini vurgulamak cok onemli. Newton fiziginden, yakin zamanlarin dudak ucuklatici teorilerine kadar dogaya farkli aciklamalar getirildi. Ama artik bunlarin ancak belli bir uzay zaman gercekligi icinde gecerli olabilen goreceli algilamlar oldugunu biliyoruz. Bu gercekliklerin goreceli olmasi, onlarin gecersiz oldugu anlamina gelmiyor. Eger Newton fiziginin coktugunu dusunuyorsaniz, arabanizi saatte 100 km hizla kopruden asagi ucurunuz, cokup cokmedigini gorursunuz !
Coken bir sey yok, sadece gercekliklerin yeni teorik yorumlari mevcut. Veya, farkli uzay-zaman koordinatlarina gore yapilan hesaplamalar ve gelistirilen yeni butunleyici kuramlar mevcut.

Bu sayisiz yorumlarin, degerlendirmelerin ve bazilari cok bulanik olan sezgisel cikarimlarin etkisinden kurtulup, Dr Hawking’in aradigi “her seyin teorisine” ulasabilmek mumkun mu ? Yani, tum uzay-zaman mekanlarinda ve koordinat sistemlerinde gecerli olabilecek bir tek kuram ?

Bilemem. Doga, butun hayallerimizi ve sanat gucumuzu hice indirebilecek kadar zengin ve ustelik dinamik. Surekli devinim halinde ve yeni yaratimlara gebe. Algilarimiz ve ulasabildigimiz alanlar ise, maalesef, son derece sInIrlI.

Reklamlar
Bu yazı Bilimcilerin düşünceleri içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s