BİLİŞSEL TAYFIN FİZYOLOJİSİ – Bilimcilerin düşünceleri

Sırada Yale Universitesinde bilgisayar bilimi profesorlugu yapmis olan David Gellernter bulunuyor. New Haven’daki Mirror Worlds Technologies’de bilim ekibi baskanliğini da yuruten Gellernter’in arastirma alanlari: bilgi yonetimi, paralel programlama ve yapay zeka. Bazi kitaplari: Mirror Worlds (Ikiz Dunyalar), The Muse In The Machine (Makinedeki Ilham Perisi), Drawing A Life (Bir yasam cizmek.)

Soz kendisinin.

bilissel-tayf

Bilimcilerin yakinda dar-odakli analitik dusuncenin parlak morundan baslayip, ruya diye de bilinen, dusuk-odakli uyku dusuncesinin o uzun ve agir kirmizisina varana dek, bilissel tayfin fizyolojik temelini kavrayabileceklerine inaniyorum. (Hatta bunu biliyorum, ama kanitliyamiyorum.) Tayfi kavradiklari zaman uykusuzlugu nasil tedavi edeceklerini bilecek, analoji-kesfetmek iliskisini (dolayisi ile yaraticiligi) ve dusuncede duygunun rolunu anlayacak, dusuncenin yalnizca problem cozdugumuzde degil, pencereden disari baktigimizda ve dalip gittigimizde de gerceklestigini gorecekler. Bilgisayar bilimcileri, nihayet, insan dusuncesini uyarma cabalarini boylesine naif ve statik bir basarisizliga donusturup, biz zamanlar buyuyup serpilen bu arastirma alanini hayalet bir kasabaya ceviren o gizemli unsuru anlayabilecekler. (Basarilari statikti, cunku insanlar farkli zamanlarda farkli sekilde dusunuyorlar: Enerjik ve ayik zihnimizin calismasiyla, yorgun uykulu zihnin calismasi birbirinden cok farkli. Oysa yapay zekalar her zaman ayni sekilde “dusunur.”)

Bilimciler ayrica kendimizi neden uyumaya ya da yaratici olmaya zorlayamadigimizi ve bu iki olgu arasindaki iliskiyi cozecekler. En yaratici olduklari zaman soruldugunda neden cogu insanin araba kullandigi, tras oldugu ya da zihni on planda mesgul tutarak, askida bekleyen sorunlara dusuk-odakli bir sekilde yaklasmayi mumkun kilan diger aktiviteleri gerceklestirdigi zamanlari ornek verdiklerini anlayacaklar. Kisacasi, zihnin hem gun icinde, yasam boyu degisen butunsel, dinamik bir surecten, tek bir kesintisiz tayftan ibaret oldugunu anlayacaklar.

Bilissel tayf hakkinda bildiklerimiz sunlar: Her insan, her gun tayfin belli bir versiyonunu takip eder. Analiz gucunuzun en yuksek oldugu zamanlar, en uyanik oldugunuz zamanlardir. Uyanikliginiz azaldikca, dusunce sekliniz somutlasir. Uyuklamaya baslayinca serbest cagrisim da baslar. (Bilissel psikologlar uykuya dalmadan once ruya gormeye baslandigini yillardir bilirler.) Ayrica, zeka anlaminda olgunlasmanin, bilissel tayfi ters yonde takip etmek anlamina geldigini de biliyoruz: Bebekler ve cocuklar somut sekilde dusunur, buyudukce analiz yetenekleri hizla artar. (Bebeklerin hemen tum vakitlerini uyuyarak gecirmesi de tesaduf degildir.)

Bilissel tayfla ilgili suphelerimiz ise sunlar: Tayfin altlarina dogru indikce, yani dusunce sekliniz daha az analitiklesip daha cok somutlastikca ve nihayet “ruya gorme” dedigimiz tamamen mantiksiz, ama oldukca somut dusunce sekline varinca, duygular dusuncelerin “zamki” gorevini gorur. Ben bu noktada “duygu kodlamanin” analoji problemini acikladigina inaniyor, ama bunu kanitlayamiyorum. Bilimciler ve dusunurlerin yillardir tosladiklari duvar budur: Nasil oluyor da insanlar: “bir duvar ile zor bir problem birbirlerinden tamamen farkli gorunse de, ben aralarinda bir analoji kurabiliyorum” diyebiliyorlar ?

(Analoji: Iki farkli sey arasindaki benzerliklerden hareketle, birisi icin gecerli olan durum, veya iliskinin digeri icin de gecerli oldugunu veya gecerli olabilecegini one surmek. Bilhassa sanat ve psikolojide buyuk onemi olan analojik cozumleme, bilgisayar programciligindaki gelismelere bagli olarak bilisim dallarinda da problem cozumu, obje taninmasi, kelime ve sentaks analizi gibi uygulamalarda yer almaya baslamistir. a:b = c:d birebir iliskisinden baslayarak ust seviyede yapisal cozumlemelere uzanir.)

Bu sorunun cevabini bilirsek, yaraticiligin ozunu de anlayabiliriz. Cevap belki suna yakindir: Gorunurde birbirinden farkli olan iki sey arasinda bir analoji kurabiliyoruz, cunku onlar zihnimizde ayni duyguyla iliskili ve bu duygu da aralarinda bir kopru gorevini ustleniyor. Her aninin kendine ozgu bir duygusu var; benzer duygular, birbirinden ayri iki aniyi birlestirmemizi sagliyabiliyor. Duygular konusma veya yaziyla ifade ettigimiz gibi ham, basit seyler degil; “mutlu”, “uzgun” vb … Duygu, baharin ilk ilik gununde yasadiginiz hassas, karmasik, nuansli, anlatilamaz bir hissin ta kendisi olabilir.

Ve iste bilmediklerimiz: Bilissel tayfin fizyolojik mekanizmasi nedir ?
Genetik temeli nedir ? Belki de bir nesil gecmeden cevaplari ogrenecegiz.

***

Cok guzel, cok zevkli ve cok zor bir konu. Bu konuya ozel bir onem veriyorum cunku yakin bir gelecekte yapay zeka alaninda devrimsel ilerlemeler olacagina, dahasi yapay zekalarin sadece analitik cozumleme acisindan degil, farkli durum ve cevresel kosullardan yola cikarak kismen “duygularla” karar verecek sekilde gelisecegine yurekten inaniyorum. Bu yaziyi okuyanlar arasinda, bilgisayar programciligi ile ciddi bir sekilde ugrasanlar varsa, ne demek istedigimi anlayacaklardir. Ardisik islem cozumlemesinden baslayip, sartli cozumlemelere, obje ve metin analizine ve gorsel algilamaya kadar bilgisayar programlari giderek daha zeki ve elastik olmaya basliyorlar.

Yazida gecen satirlar, ayri ayri degisik bilim dallarina gonderme yapmaktalar. Oyle gorunuyor ki yapay zekanin gelistirilmesi surecinde bilgisayar bilimcilerinin psikologlarla isbirligi yapmalari kacinilmaz hale gelecek. (Muhtemelen yapiyorlardir.)

Bir bilgisayar programinin (veya bir amac dogrultusunda birbirlerine veri aktaran bir dizi bilgisayar programinin) ne derece zeki ve degisken olabilecekleri, biraz da o yazilimin amaci ile dogru orantili olan bir konudur. Amac; stok takibi, personel hareketleri, maas hesaplamalari gibi rutin islere ve takibe yonelik yazilim gelistirmekse, kullanicilara fazla “muziplik” yapamazsiniz. Buyuk paralarla sattiginiz bir program temel islevini yerine getiremiyorsa ve hatalara sebebiyet veriyorsa sizi dava edebilirler. Fakat, oyun programlari, yapay zekasi olan sanal karakterler, sanat gerektiren sanal dunya tasarimlari yaraticiliga cok musait alanlardir. Bu alanlarda sektor dev adimlarla ilerliyor. Simdi su cumleyi acmak isterim:

Enerjik ve ayik zihnimizin calismasiyla, yorgun uykulu zihnin calismasi birbirinden cok farkli. Oysa yapay zekalar her zaman ayni sekilde “dusunur.”)

Bu cumleden yapay zekalarin hep duragan, rutin, ardisik ve basit analojik iliskilerle ayni sekilde dusundugu gibi bir sonuc cikarilmamali. Sanirim Sn Gellernter, yapay zekanin elektriksel olarak hep ayni fazlar uzerinde islenmesi gibi bir durumdan soz ediyor. Kisaca yapay zekanin bilissel tayfina deginmekte. Bu durumda, bir yapay zekanin “ayik zihinli”, “sersemlemis”, “uykulu” fazlarina gecmesi zaten dusunulemez. (Veya, kuyruklu yildiza gonderilen Rosetta orneginde oldugu gibi merkezden sinyal gonderilerek “uyutulabilir”.)  Diger yandan, bu enerji fazini pas gecip, yapay zekalarin problem cozme, durum analizi gibi yeteneklerini gozonune alirsak, yapay zekalar artik ayni sekilde “dusunmuyorlar”. Bunun bilinen en iyi ornegi satranc programlari. Deep Blue seviyesinde olmayan ve piyasada makul fiyatla satilan ChessMaster gibi programlar bile farkli oyun seviyelerinde, ayni konum icinde size farkli hamlelerle cevap verebiliyorlar. Hatta -eger karsi cikacak kadar kendinize guveniyorsaniz- bu programlar size karsi buyuk satranc ustalarinin “stilleri” ile cevap verebiliyorlar. Kim Kasparov’a karsi oynamak istemez ki ?

Ben bu satirlari yazarken, dunyanin pek cok yerindeki laboratuarlarda, deneyimlerinden “ders alan” ve “ogrenen” mini robotlar gelistirildi bile. Yakin tarihlerde, bir yapay zekali robot, ortalama bir insanin cozmekte zorlanabilecegi standart zeka testinden gecmeyi basardi.

Belki, okuyanlar arasinda, soyle bir gerinip, “canim, yapay zeka bir yere kadar, bunlar asla yuce Tanri’nin halifesi olan insani gecemez” diyenler olabilir. Cevaben derim ki:
– Siz oyle zannedin !

Ardisik islemler, belli kurallara bagli hesaplamalar soz konusu oldugunda, hesap makineleri ve bilgisayarlar zaten insanin pabucunu dama atti. 2650 x 715 ? Kac saniyede akildan cevaplayabilirsiniz ? En iyisi, hesap makinenizi koydugunuz yeri aramak. Gerci 3 hatta 4 basamakli islemleri akildan yapan insanlar var; ama onlara simdilik otistik diyoruz ! Bu tur insanlarda diger beyin mekanizmalari ciddi bir dumura ugramis durumda. Ornegin, Yagmur Adam filmindeki sahne dogrudur. Bu tur bir otistik insan, 2650 x 715 sorusuna cok kisa bir surede cevap verebilirken, en basit bir muhakemeyi yurutemiyebilir. “Elimde 50 lira var, 12 lirasi ile konserve aldim, geriye ne kadar param kaldi?” sorusu karsisinda oylece tutulup kalabilir. Norolog doktor Oliver Sacks, kitaplarinda bu tur hasta orneklerini cok anlatmistir. Ornegin, sadece bir defa dinlemekle bir besteyi aynen tekrar edebilen fakat cisini tutamayan, anahtar kullanip evinin kapisini acamayan hasta tiplemelerini bulabilirsiniz. Konu, yapay zekadan ayrilip noroloji alanina kaydigindan, uzatmiyorum.

Makinelerin ve onlarin icindeki donanima bagli olarak calisan yapay zekalarin bugune kadar biraz “aptalca” davrandigini hepimiz biliyoruz. Fakat, -konuyu arastirmanizi tavsiye ederim- yeni bir cagin baslangicindayiz. Insan beyninin calisma prensipleri aydinlatildikca, benzer sureclerin yapay zekalara uygulanmasi ile, duygu sahibi olmayan, bu yuzden zaaf gostermeyen ve rasyonel kararlar verebilen yapay zekalar ufukta. Daha da otesinde bulanik mantik, belirsizlik, konum hesaplamasi ve benzer analizlerden yola cikarak “tercih” yapabilen, hatta “yalan soyleyebilen” yapay zekalar aramizda yer alabilir.

Gelin bir dusunce deneyi yapalim. Bir an icin teknolik yetersizlikleri unutun. “Yalan soyleyebilen” bir yapay zeka algoritmasi gelistirmeniz istense, ne yaparsiniz, ise nerden baslarsiniz ? Kendi adima ben sunlari soyleyebilirim:

Boyle bir zekanin, ilk olarak cumle analizi yapabilmesi gereklidir. Cumle analizinde, yapay zeka ile iletisime gecen kisinin dinsel, ideolojik ve duygusal tercihlerini anlayabilmek icin; kelime tekrarlari, cumle yargilari ve benzer onlarca faktor, islenecek birer veri olarak, o kisiye ait endekste tutulabilir. Boylece, yapay zekanin bir “insan tanima” kabiliyeti olabilir. Muhafazakar, acik goruslu, tutucu, sekse duskun vs … Bu asamalardan sonra, yapay zekanin “neden yalan soylemek zorunda olduguna” karar vermesi gerekmektedir. Bu yapay zekaya “insanlari kirmamak icin onlara yalan soyleyebilen” bir kimlik dahi kazandirilabilir. Veya tehlike olgusu one cikarilabilir. X kisi muhafazakar, dolayisi ile seks hakkinda aykiri fikir soyleyemem, seklinde mantiksal cozumleme ve karar mekanizmasi devreye sokulur.

“Seks yapmak icin es degistirmek sence ahlaka uygun mu ?” sorusuna, yapay zeka:

– Kesinlikle hayir. Bu bir sapikliktir, veya
– Cok eglenceli olabilir…

seklinde cevaplar verebilir ve cevap yalan olabilir. Konuyu cok uzatmamak icin duruyorum. Bu, yapilabilir.

Yapay zekalar konusunda hemen itirazlara baslamadan once, “insanlarin” neye dayanarak yargida bulundugunu incelemekte fayda var. Bu da ayri bir konu. Gundelik hayattaki yargilarimiz, aslinda rasyonel degil, cogunlukla duygularimiza, anilarimiza, tercihlerimize baglidir. Boylece, one surulen bir seyin, dogrulugunun veya yanlisliginin aslinda pek onemi kalmaz. Karsimizdaki kisiye itiraz ederken, agirlikli olarak, bir icsel savunma mekanizmasi ile hareket ederiz. Say yayinlarindan cikan “inanc icgudusu” kitabini okumanizi tavsiye ederim. O kitabin ahlaksal yargilar bolumunde, dinleyicilerin aslinda daha konusma baslamadan once konu hakkinda karar verdikleri ve sonra bu pesin kararlarini akla uydurduklari (rasyonalize ettikleri) detaylari ile anlatilir. Bu sonuca yol acan faktorler arasinda: temel icgudulerimiz, dinsel ve ahlaki icgudulerimiz, kabileyi (dolayisi ile kendimizi savunma reflekslerimiz), toplumsal bilincaltindan aldiklarimiz ve buna benzer etkiler bulunur. Birey zekasi ve bilinc alti ile, toplumsal bilincaltinin iletisime gecmesi ve toplumsal yarginin “icsellestirilmesi” zaten ayri bir arastirma alani.

Sunu anlatmaya calisiyorum. Uzerlerinde pek fazla dusunmeden, sanki “incelikle, derin dusunce ile” vardigimizi zannettigimiz yargilar, begeniler dahi, pek cogu bizim disimizda gerceklesen ve dis dunyadan aldigimiz bir dizi karmasik algoritmanin veri aktarimi ortaya cikan sonuclardir. Benliginizden pek emin olmayin.

Duygular konusma veya yaziyla ifade ettigimiz gibi ham, basit seyler degil; “mutlu”, “uzgun” vb … Duygu, baharin ilk ilik gununde yasadiginiz hassas, karmasik, nuansli, anlatilamaz bir hissin ta kendisi olabilir.

Tartismali bir konu. Bildigimiz kadari ile evrende -simdilik- bizimkine  benzer zeka seviyesine sahip canlilar bulamadigimiz icin, bu konudaki yargilarimiz, dogal olarak, fazlasi ile insansi.

“Mutluluk” hali dedigimiz sey dahi, cevresel sartlar karsisindaki durumumuza bagli olarak, bir dizi dis uyaranin bizde uyandirdigi bir haz algilamasindan ote bir sey olmayabilir. Sadece karanlikta ve dondurucu sogukta yasayip, bizim icin oldurucu gazlari soluyan bir canli muhtemelen kendisini bahar geldigi zaman degil, o sartlarda mutlu hissedecekti.

Yapay zekalar, giderek daha ustalikla “cevreyi taniyabiliyorlar” ve ayrintili raporlamalar yapabiliyorlar. Sorun, onlarin tamamen insan mudahalesinden bagimsiz hale gelebilmesinde. Donanim acisindan, yapay zekalari besleyen donanimlarin belleklerinin onlarca trilyon bitlik duzeylere gelecegi gunler cok yakinda. Bu bir hayal degil. Herhangi bir bilgisayarin toplam bellek hacmi insanin bellek hacmini gececek. Moore yasasini arastirmanizi tavsiye ederim. Intel Corp. kurucularindan Gordon Moore, 1965 yilinda yayinladigi makalesinde, her 18 ayda bir tumlesik devre uzerine yerlestirilen komponent sayisinin iki katina cikacagini belirtmisti. Gerci sonradan Moore, bu ongorusunden vazgecti fakat sektorel gelisim, onun ongordugunden epey farkli bicimde katlanarak artmaya devam etti. Transistor, tristor, logic flip flop kapi entegrelerinin ve benzer komponentlerin sayilarindaki artis yerine, bunlarin tumunu devre icinde toplayan ve dogrudan devre ici akim, empedans, direnc hesaplarina dayali cok katli tasarimlar suratle gelisti. Gunumuzde ise, tum bu tasarimlarin farkli ham maddelerle uretilmesi calismalari surdurulmekte. Kisaca, nasil gerceklesir bilemem, ama yapay zeka bellek kapasitesinin artisi kacinilmaz gorunmekte.

Onlara, biraz “incelik, belirsizlik, esnek dusunebilme” kabiliyetini kazandirmak ise sanirim sadece bir teknoloji ve zaman sorunu. Gerisi ise bilimsel hayal gucu …

Reklamlar
Bu yazı Bilimcilerin düşünceleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s