AKILLI YAŞAMIN GELECEĞİ – Bilimcilerin düşünceleri

Sirada soz alan Martin Rees, kozmoloji ve astrofizik profesorlugunun yaninda Cambridge Universitesi Trinity College baskanlıgini da yapmis. Kraliyet Astronumu unvanina da sahip olan Sir Martin Rees, Londra Imperial College’de ve Leicester Universitesinde misafir profesor olarak dersler verdi.  Rees’in kitaplarindan bazilari: Just Six Numbers, Our Cosmic Habitat (Sadece Alti Rakam, Kozmik Habitatimiz), Our Final Hour (Son Saatimiz.)

Pesinen soyliyeyeyim. Sir Martin Rees, resmen “ucmus” durumda. Insan gelecegine dair carpici fikirleri var.
Acaba o mu ucup gitmis, yoksa bitmeyen kavgalarimiz icinde yasarken, bizler dunyanin nereye gittigini anlayamaz duruma mi geldik ?
Karar sizin, soz Rees’in. (Kırmızı renkli yazilar alinti, digerleri benim yorumlarim.)
***

uzay-kolonisi

Akilli yasamin su an icin yalnizca dunyamiza ozgu olabilecegine, ama tum galaksi ve otesine yayilma potansiyelini barindirdigina, hatta boyle karmasik bir hareketin oldukca yakin bir zamanda baslayacagina inaniyorum. SETI’nin (Search for Extra-Terrestrial Intelligence / Dunya Disi Akilli Yasam Arastirmasi) yuruttugu arastirmalarin sonucsuz kalmayi surdurmesi halinde, yasam, kucuk bir kozmik gosteri olarak algilanmayacak, aksine bu durum kendimize yonelik saygimizi arttiracaktir. Dunyaya ait yasam ve onun kaderi, kozmik onem tasiyan bir konu olarak gorulecektir. Akilli yasamin ortami simdilik dunya ile sInIrlI olsa da, en azindan bu galaksiye yayilmasi, evrilerek hayallerimizin otesinde karmasik bir sisteme donusmesi icin onunde yeterinde zamani var.

Insanin bundan alti milyar yil sonra gunesin patlayarak yok olusunu izlemek uzere hayatta olacagina dair, pek oyle etraflica degerlendirilmemis bir dusunce egilimi var. Oysa bizler bir bakteriden ne kadar farkliysak, o zamanlarin yasam ve akil sekli de hic suphesiz bizden o denli farkli olacaktir. Gelecegin evrimi son 3,5 – 4 milyar yildir gelisen yeni turlerin hiziyla gerceklesse dahi, bu cikarim gecerliligini koruyacaktir. Darwin’in asamali dogal seciliminden farkli olarak, akil ile yonlendirilecegi icin (soz konusu ister organik turler, ister suni yapilar olsun) insanin ortaya cikisina neden olan degisikliklerden cok daha hizli ilerleyecektir. Insan eliyle gerceklestirilen genetik degisiklikler, hedefe yonelik ilaclar, hatta belki beyne yerlestirilecek silikon implantlar sayesinde, icinde bulundugumuz yuzyilda degisimlerin hizi ciddi sekilde artacaktir. Insanlik, ozellikle de dunya disi yerlesimlerin gerceklesmesi halinde, tek tur olarak kalmayi bir kac yuzyildan fazla surduremiyebilir.

Ama birkac yuzyil, gunesin geri kalan omrunun milyonda birini teskil ediyor. Evrenin gelecegi ise buyuk ihtimalle bundan cok daha uzun. Uzak gelecek denen sey suphesiz ki oncelikle bilimkurgunun alanina giriyor. Kimbilir, belki de milyarlarca yil sonrasinin geliskin zekalari, yepyeni evrenler yaratacaktir. Hatta belki, gecerli olacak fizik kurallarini da kendileri belirleyeceklerdir. Bu varliklar, bizim evrenimiz kadar karmasik bir evreni simule edecek bilisim yetenegine de sahip olabilirler.

Benim bu inancim, milyarlarca yil boyunca kanitlanmayabilir. Ote yandan, kisa bir sure sonra aksi de kanitlanabilir ve bizler ya da bizden sonraki nesiller, karmasikligin -dogasi itibari ile- sInIrlI oldugunu ortaya koyabilir. Iste bu, dini inanisa bir alternatiftir ve umarim dogrudur.

***

Hedef yavas yavas sekilleniyor: Insan turunun baska gezegenlerde yasayabilmesi ve cogalabilmesi. Gunesin dunyayi yutacagi ve ardindan kendisinin de patlayacagi zamanlara kadar onumuzde milyar yillar var. Ama bu kadar sansli olmayabiliriz ve elimizdeki yasam kartini musrifce harcayabiliriz. Insanlik, kendine gercekten ciddi bir zarar verebilir ve yasadigi bu olaganustu guzel gezegeni mahvedebilir. Onemli gordugum satirlari tekrar alintiliyorum:

… yasam, kucuk bir kozmik gosteri olarak algilanmayacak, aksine bu durum kendimize yonelik saygimizi arttiracaktir. Dunyaya ait yasam ve onun kaderi, kozmik onem tasiyan bir konu olarak gorulecektir.

Dogru. Dunya disi yasam hakkinda simdilik iki ayri ekol fikri olarak carpisiyor. Birinci ekoldekilere gore, evren o kadar buyuk ki dunya disi yasam tahminimizin otesinde sans bulmus ve tum evren yasam kayniyor olabilir. Ikinci ekole gore ise, yasam, evrenin tum buyuklugune ragmen cok nadir rastlanabilecek bir durum. Eger yasamin temel yapi taslari benzer kimyasal ve fiziksel sureclerden gecerek ortaya cikiyorsa, buyuk bir cogunlugu dondurucu soguk ve oldurucu gazlarla, tozlarla dolu gezegenlerde ve uydularda yasam olmasi ihtimali sifira yakin gibi. Eger bu dogru ise, sahip oldugumuz yasamin kiymetini bilmeli ve onu mutlaka galaktik seviyeye tasimak icin caba sarfetmeliyiz.

Oysa bizler bir bakteriden ne kadar farkliysak, o zamanlarin yasam ve akil sekli de hic suphesiz bizden o denli farkli olacaktir.

Buna da aynen katiliyorum. Dogadan ve evrimden tamamen kopuk bir insan “ozu” oldugu fikrine inanmiyorum. Insan, bilinci ile, adaptasyon yetenegi ile surekli iletisim icinde olan bir canlidir; yapisi her tur degisime acik olabilir.

Insan eliyle gerceklestirilen genetik degisiklikler, hedefe yonelik ilaclar, hatta belki beyne yerlestirilecek silikon implantlar sayesinde, icinde bulundugumuz yuzyilda degisimlerin hizi ciddi sekilde artacaktir.

Simdiden ivme kazandi bile. Henuz bir oyun olarak ele alsak da sanal dunya tasarimlari cok hizli ilerliyorlar. Bir monitore bakarken “sanal dunya” ile “gercek dunya” arasindaki ayrimi kolayca yapabiliriz. Fakat, beynimize dogrudan sinyal gonderen dis dunya alicilari ve beyinde olusturulan sanal dunyanin ardindan gerceklik algimiz ciddi olarak degisebilir. Daha simdiden kol ve bacaklardan gelen uyarilari oyun gozluklerine gonderen, yapay titresimler olusturan cihazlar piyasada satiliyor … bu gidisatin gelecegi ne olabilir ? Beyne yapilacak mudahaleler ile, ortalama insan zekasi kat kat artabilir ve o tur insanlarin bizleri zavalli yaratiklar olarak gormeleri mumkun olabilir.  

Insanlik, ozellikle de dunya disi yerlesimlerin gerceklesmesi halinde, tek tur olarak kalmayi bir kac yuzyildan fazla surduremiyebilir.

Mantikli. Yasamin bir kismi dunyada birakilip, bir kismi uzaya acildiginda, burdan mendil sallayarak ugurladigimiz nesillerin nasil bir degisim gecirecegini kestirebilmek cok guc. Yeni ortamlarina adapte olmaya baslayan uzay nesilleri hizla bizim dogamizdan sapma gosterebilirler.

Tum bunlar ne kadar zaman alir bilemem. Bildigim tek sey, galaksinin uzak koselerine erismemizi engelleyen sartlari yok edecek yepyeni bir cozum bulundugunda insan turunun evrenin her yerine yayilabilmesi ihtimali. Peki, boyle bir sey olursa, insanlik savasci icgudulerini, dinsel inanclarini, duygusal saplantilarini acaba yaninda mi goturecek ? Neden olmasin ? Dinsel inanclar hemen her tur kosula adapte olabilme yetenegine sahip. Savasci dogamiz da oyle.

Belki bir gun torunlarimizin on veya yirmi torun sonraki kusaklari kendi aralarinda galaktik enerji kaynaklarinin paylasimi icin savasacaklar ve kozmik dinlerinin tartismalarini yapacaklar.

Aklima ta cocukken okudugum bir bilim kurgu romani geldi. Robert A.Heinlein : Uzayda Kaybolanlar. Bu eserin ana temasi soyle. Dunya kaynaklarinin suratle azalmasi uzerine atmosferde dev gibi bir ana gemi insa edilir. Insan turunun icinden genetik ve biyolojik olarak ustun olanlardan bir kismi gemiye alinir ve gemi bos uzaya acilir. Geminin icindeki ekolojik denge hicbir murettebatin mudahale etmesine gerek kalmadan yasami desteklemektedir. Bir kac nesil sonra bir felaket gerceklesir. Gemide ic savas cikar, insanlar birbirlerini oldururler. Geride kalanlar ise, artik hicbir sey hatirlamamakta ve iclerinde yasadiklari geminin varolan her sey oldugunu zannetmektedirler. Ellerinde “ANA GEMI” diye bir efsane kalmistir ve onun, yaraticilari olduguna inanarak yeni bir din gelistirirler. Derken bazilari bu ANA GEMI’nin aslinda bir yalan oldugunu soyleyerek ayaklanirlar. Dindarlarla dinsizler arasinda bir savas baslar. Sonunda bir gun geminin alici sistemleri, uzerinde yerlesebilecekleri bir gezegen kesfeder ve murettebat uyarma sistemi devreye girer. Hepsi aptala donmuslerdir. Uzun kavgalardan ve catismalardan sonra, nihayet geminin dis uzaya acilan bolumunu kesfederler ve tahliye gemileri ile bu yeni dunyaya inerler.

Neyse, simdilik Ana Gemi’ye laf etmeyelim. Bazilari cok kiziyor.

Hurmetle
Levent Erturk

Reklamlar
Bu yazı Bilimcilerin düşünceleri içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s