ZOMBİ FİLMLERİNİN TARİHÇESİ 3- Yaşayan Ölülerin Gecesi (1968)

Sinema tarihindeki bazı filmler sektörde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bunlar, hem türlerinin ilk örnekleri, hem de diğer yönetmenlere adeta bir “ders” niteliğinde olmaları sebebiyle özel öneme sahiptirler. Ayrıca, bu tür filmleri yeniden çevirmek son derece zordur. Kim, korku ustası Hitchcock’tan sonra “Sapık” filmini yeniden çevirmeye cesaret edebilir ki ? Devam filmleri yapılabilir, fakat aynı filmi yeniden çevirmek ancak bir başka usta yönetmenin harcı olabilir.

night-of-the-living-dead-poster

 

Romero’nun bu filmine kadar, yerel zombi kültürlerine gönderme yapan bazı filmler çevrilmişti. En önemlilerini bir önceki bölümde özetledim. Bunların dışında, uzaylılar tarafından ele geçirilen ve birer zombi gibi davranan insanlar teması, açıkça Haiti kültürünün daha teknik bir dille ve Amerikan yaşam tarzına uyarlanarak beyaz perdeye yansımış şekliydi. Bu tür filmler arasında Invasion Of The Body Snatchers (1956), belli bir kaliteye sahipti. 1950-1960 yılları arasında Amerikan toplumuna o meşhur “Amerikan rüyasının” pompalandığı dönemlerde, bu filmler Amerikan halkını dışardan gelebilecek tehditlere karşı uyarıyorlardı. İkinci dünya savaşının yeni bittiği ve SSCB ile soğuk savaşın başladığı bu yıllarda, sadece korku filmlerinde değil, diğer türlerde de hep aynı tema hakimdi: “Saldırıya uğrayan masum, savunmasız, yorgun Amerikalılar.” Bu tema günümüzde de kullanılmaktadır. Yaşayan Ölülerin Gecesi Vietnam savaşı sırasında gösterime girmiş ve sürekli milliyetçilik aşılanan Amerikan toplumuna karşı da bir eleştiri olarak kabul edilmiştir.

night-of-the-living-dead-3

 

George A.Romero, zombi karakterlerini kullanarak bir mite karşı çıktı. İlk defa olarak, dışardan gelen tehditlere karşı, içerdeki saldırganlık ve bencillik sorgulanıyordu. Kabul etmek gerekir ki, ancak Romero çapında bir deha, doğaüstü karakterleri kullanarak siyaseti ve yaşam tarzını eleştiren mesajlar verebilirdi. Film için ayrılan bütçe çok sınırlıydı: yaklaşık 114.000 dolar. Oyuncular ise fazla tanınmış değildi. Daha önceki filmlerde, zombi karakterleri çoğunlukla vampir karakterlerinin gölgesinde kalan sıradan “canavarlar” olarak ele alınmıştı. Romero, zombileri kendi başlarına karakter haline getirdi. Onlara insan eti yeme özelliği de vererek, doymayan tüketim kültürünü sinema dili ile ele aldı. Film öylesine bir başarı göstermişti ki, ekibin kendisi dahi şaşkına dönmüştü.

night-of-the-living-dead-10

Barbara mezarlıkta dehşet içinde

Yaşayan Ölülerin Gecesi bir mezarlıkta başlar. Ölülerin geri dönüşü üzerine teknik ve zorlamalı bir açıklama yapılmaz. Her şey bir anda olmuş ve ölüler mezarlarından çıkmaya başlamışlardır. Sanki düşmanın aniden toplumu hazırlıksız yakalaması gibi bir durum söz konusudur. Mezarlığı ziyarete gelen biri kız biri erkek iki kardeş burda saldırıya uğrarlar. Mezar taşları arasında dolaşırlarken, erkek soğuk şakalar yapmaya ve kız kardeşini korkutmaya başlar. Ölüleri kastederek söylediği “Seni almaya geliyorlar, Barbara!” (They’re coming to get you, Barbara!) sözü, film tarihin klasik repliklerinden biri olarak yerini almıştır. Mezarlıkta dehşet içinde dolaşan bir rahip korkutucu bir kehanette bulunur: “Cehennemde yer kalmayınca ölüler dünyada yürümeye başlayacaklar.”

night-of-the-living-dead-4

Filmin başında, mezarlıkta Johhny’i öldüren zombi: S.William Hinzman. Aktör daha sonra farklı korku filmlerinde oynamış ve yönetmenlik de yapmıştır.

Olaylar aniden gelişir ve zombi saldırısı başlar. Mezarlıktaki erkek öldürülür. Barbra ise can havli ile kaçarak bir çiflik evine sığınır. Burda, zombi saldırından kaçan ve hala neler olduğunu tam olarak kavrayamamış diğer insanların katılması ile filmin ana kadrosu oluşur:

Kardeşi mezarlıkta öldürülen narin, güzel Barbra (Judith O’Dea), kamyoneti ile çiftliğe gelen akıllı ve mantıklı zenci Ben (Duane Jones), eve sığınan evli bir çift; sinirli koca Harry Cooper (Karl Hardman), kocasına bağlı Helen Cooper (Marilyn Eastman) ve küçük kızları Karen (Kyra Schon), zemin kattaki kilere sığınmış olan bir başka evli ve genç çift, Tom (Keith Wayne) ve karısı Judy (Judith Ridley).

night-of-the-living-dead-2

Evde kısılı kalan ekip, radyoyu dinleyerek neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Kısa zamanda durum netlik kazanmaya başlar, radyo yayınlarında Amerika’nın her yerinde akıl almaz katliamlar yaşandığı, insanların saldırıya uğradığı anlatılmaktadır. Evin içinde kapana kısılan insanların arasında büyük karakter farklılıkları vardır ve kendi aralarında kavga etmeye başlarlar. Biraz sakinleşince, evin kapılarını, camlarını tahtalar çakarak kapatırlar. Ama zombiler ısrarla her deliği yoklamakta ve içeri girmeye daha fazla yaklaşmaktadırlar. Artık son çare olarak zemin katına sığınacaklardır ama bir sorunları daha vardır. Evdeki çiftlerden birinin küçük kızı ısırılmış ve yavaş yavaş zombiye dönüşmeye başlamıştır. Tüm konuyu anlatmıyorum. Dileyenler Wikipedia’da film hakkında çok detaylı bilgi bulabilirler.

night-of-the-living-dead-8

Dehşetin yeni tanımı: Gecenin karanlığında etrafta dolaşarak yiyecek insan arayan cesetler.

Film, kendinden sonraki zombi filmlerinin ana temalarının nerdeyse tümünü içermektedir:

– Ölülerin mezardan çıkması ve aniden saldırıya geçmeleri. (Ani düşman saldırısı)
– Bir evin içinde veya başka bir mekanda kapalı kalan insanlar. (Çaresizlik, terkedilmişlik duyguları)
– Ana karakterlerden birinin zombiye dönüşmesi ve onu öldürmek zorunda kalmamız. (Aile üyelerimizin, sevdiklerimizin, dostlarımızın değişimi, başkalaşması ve ilişkilerin kopması) Bu filmde Barbara’nın erkek kardeşi zombiye dönüşürken, kavgacı çiftin kızları da değişmeye başlar. Annesi, kızına vuramaz ve kızı tarafından öldürülür.
– Zombilerin başlangıçta savunma amaçlı olarak yok edilmesine karşılık, zombi avının sonradan adeta bir spora dönüşmesi. (Savaşın haklılık gerekçesini kaybedip toplu bir yıkıma dönüşmesi, şiddet ve öldürme tutkunluğu.)

night-of-the-living-dead-7

Zombiye dönüşen küçük kız, babasının cesedini yerken.

Görsel açıdan bakıldığında da, filmin sonraki zombi filmlerinde defalarca kullanılacak sahneler içerdiği görülür. Zombilerin canlı et bulma gayesi ile bir yerlerde toplu olarak dolaşmaları, kahramanların filmin başlangıcında yüzlerinde beliren şaşkınlık ifadeleri, zombilerin vahşice öldürme ve yeme sahneleri, veya tersine, zombilerin canlı insanlar tarafından kanlı bir şekilde öldürülmeleri … gibi. Fakat tüm bu sahnelerin en çarpıcı ve korkutucu olanı bellidir: Kapılara, pencerelere çakılan tahtalar, çeşitli nesneler ve bunların arasından uzanan çürümüş eller. Bu öylesine etkili bir görsel temadır ki, pek çok zombi filminin afişlerinde, fragmanlarında kullanılmıştır.

Filmin arka planında saklı duran düşünce açısından, eleştirmenlerin defalarca belirttiği gibi, en önemli tema “biz” ve “onlar” ayrımının cesaretle sorgulanmasıdır. Durum net olarak meydandadır: Dışarda dolaşan ve taze et arayan zombiler (dış dünya) ve içerde kapalı kalan insanlar. (Bizler). Film ilerledikçe, dışardakilerin mi yoksa içerdekilerin mi daha tehlikeli olduğu anlaşılmaz hale gelmeye başlar. Bir eleştirmen şunu itiraf edecektir: “Filmi izlerken, gerçekten bu filmdeki canavar kim diye kendime sordum. Sonuna doğru anladım ki o canavar bizdik!”

night-of-the-living-dead-ben

Filmin baş kahramanı Ben, final sahnesinde trajik bir şekilde ölecektir.

Filmin en trajik yönlerinden biri, başroldeki, yasalara saygılı, akıllı, sağduyulu zenci karakterin (Ben) filmin sonunda bir grup zombi avcısı cahil köylü tarafından aniden öldürülmesidir. Bodruma sığınan Ben, sabah olduğunda dışarı çıkmaya çalışır. Zombi tehlikesinin geçtiğini anlayıp sevinir, evde canlı biri olduğunu dışardakilere anlatmaya çalışırken tek kurşunda vurulur ve oracıkta ölür. Eve girenler Ben’in durumuyla ilgilenmezler bile. Bu sahne elbette çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Zenci düşmanlığının vurgulanması yanında, belki asıl üzücü olan, Ben karakteri ile temsil edilen aklın ve sağduyunun, kör cehalete yenik düşmesidir.

Yaşayan Ölülerin Gecesi başlangıçta “adice, aşırı şiddet dolu, bayağı” bir film olarak kıyasıya eleştirilirken, filmin değeri zamanla anlaşıldı ve 1999 yılında, taşıdığı kültürel, tarihi değer göz önüne alınarak ABD ulusal film arşivine dahil edildi. Film çok insan üzerinde gerçekten korkutucu ve dehşete düşürücü bir etki uyandırmıştı. Başlangıçta sanat ve sinema dergileri ve benzer yayınlar filmle “bir kan ve sadizm banyosu” diye dalga geçerlerken, filmin içine ustalıkla serpiştirilmiş olan mesajlar çok sonra farkedildi. Aradan yıllar geçince, film hemen tüm değerlendirme gruplarında dünya sinemasına yön veren en etkili 100 filmden biri olarak yerini aldı. Bence, kesinlikle bu övgüleri ve olumlu değerlendirmeleri hak etmektedir.

Böylece bir tartışma konusu gündeme gelebilir. Bir film neye dayanılarak “adice, bayağı, aşırı şiddet veya aşırı cinsellik içeriyor” gibi gerekçelerle suçlanabilir ? Buna kim karar verecektir ? Klasik, muhafazakar bakış açısından, bu tür filmlerin çevrilmesi ve gösterilmesi sakıncalı gibi görünebilir. Oysa, usta bir yönetmen, doğal veya doğaüstü vahşeti, saldırganlığı ve benzer öğeleri kullanarak aslında son derece barışcıl veya uyarıcı mesajlar üretebilir. Bunun en güzel örneklerini belki de yönetmen Stanley Kubrick sunmuştur. Otomatik Portakal (A clockwork orange) gibi filmlerde aşırı şiddete rastlanabilir. Ama filmler dikkatli bir gözle yeniden incelendiğinde anlamsız şiddetin sinema dili ile eleştirildiği görülecektir. Dahası, Quentin Tarantino gibi bir yönetmen, şiddeti öylesine abartır ki onu bir süre sonra gülünecek bir durum haline getirebilir. Kısaca, filmlerin ve diğer sanat eserlerinin yüzeysel bir bakışla değerlendirilmemesi gerektiğine inanmaktayım. Gerçek değeri belki sadece zaman belirleyecektir.

night-of-the-living-dead-replik

Açılış sekansı: bu replik film tarihinde yerini aldı.

Yaşayan Ölülerin Gecesi büyük bir ticari başarıya da imza attı. On sene içinde ABD’de yaklaşık 15 milyon dolarlık hasılat elde edilmiş, 25 dile çevrilmiş ve 69 yılında Avrupa’da en çok izlenen film olmuştu. Elbette bu rakamlar günümüz film endüstrisi için fazla bir değer ifade etmezler ama filmin kısıtlı bütçesi ve yapımındaki teknik göz önüne alındığında, usta bir yönetmenin, sağlam bir arka plan felsefesinin ve iyi bir oyuncu kadrosunun neler yapabileceği anlaşılır. Filmde zombi makyajları ve kanlı sahnelerde çikolata şurubu, jambon, kasaptan getirilen bazı iç organlar ve çürüme etkisi için biraz balmumu kullanılmıştı. Günümüzde ise, zombi makyajı resmen ayrı bir endüstri haline gelmiştir ve canlı bir insanı çürümüş bir cesede çevirmek için bir dizi makyaj operasyonu, bu işte uzmanlaşmış ekipler tarafından yapılmaktadır. Bazı sahneler sadece bir seferde ve tamamen doğaçlama olarak çekilmişti. Ekip birbiri ile öyle iyi anlaşmıştı ki, çeşitli durumlarda neler söylemeleri gerektiğini biliyorlar ve ona göre replik oluşturuyorlardı. Elbette tüm bunları anlatıp, yönetmen George A. Romero’dan bahsetmemek olmaz. Bu ilk uzun metrajlı filmi ile Romera yıllar sürecek bir kariyerin yolunu açtı ve zombi filmlerinin tartışmasız bir numaralı yönetmeni oldu. Aynı zamanda, bu filmde ruhsuz cesetlere verdiği özellikler, sonraki filmlerde hep kullanılan standartlar haline geldi.

night-of-the-living-dead-11

Sonradan yüzlerce defa tekrarlanacak olan bir tema: Çakılı tahtaların arasından uzanan eller.

Bu muhteşem yapımdan sonra, zombi filmlerinde patlama yaşandı. Bu hantal, iğrenç, mide bulandırıcı yaratıkların ne tür bir dehşet uyandırdığını gören yapımcılar ve yönetmenler arka arkaya zombi filmleri çevirmeye başladılar. Artık zombiler sinemada her yerde dolaşıyorlardı ve onlardan kaçmak imkansızdı.

Reklamlar
Bu yazı Zombi filmlerinin tarihçesi içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s