ŞEVKET RADO – Herkes kendi hayatını yapar.

Gazetecilik dışında öğretmenlik de yapan Şevket Rado, herbiri geniş ilgi gören Hayat, Ses, Resimli roman gibi dergileri de çıkarmıştır. Yıllar boyunca İstanbul radyosunda sohbet programları gerçekleştirmiştir. Aşağıda, onun denemelerinden birine yer verilmiştir. Saygılar.

————————————————-

sr

Bir tesadüf beni genç bir memurla tanıştırdı. Kendisiyle yüz yüze geldiğimiz zaman, biraz da sıkılarak bana bir itirafta bulundu: “İnsanın yaşı ne olursa olsun hayatta muvaffak olmak ve yükselmek için geç kalmış sayılmaz, tarzındaki sözleriniz bana cesaret verdi. Bu yaştan sonra muhasebe dersi almaya kalktım.” dedi.

Arasıra söylediğim sözlerin büsbütün boşa gitmediğini bir tesadüfle öğrenmekten duyduğum heyecanlı sevinci tarif edemem. İşte bir vatandaş, kendisine mukadder saydığı çerçeveyi kırarak, daha iyiye doğru gitmeye karar vermiş, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmak için yeni gayretler sarfetmeye girişmiş. Ne güzel şey!

Bu güzel hadisede insanı üzen nokta bu zatın ancak 30-35 yaşlarında bulunması ve bu yaşlarda kendisini ihtiyarlamış sayması idi. “Bu yaştan sonra muhasebe öğrenmeye kalktım.” dediğine bakılırsa giriştiği yeni hamleyi biraz gecikmiş bulduğu anlaşılıyordu. Kendisini kırkından sonra saz çalmaya kalkmış sayan bir hâli vardı. Öyle ya… Nota bilmeyen ve hayatında eline saz almamış bir adam kırkından sonra bu işleri öğrenmeye kalkarsa ne yapabilir?

Hemen cevap vereyim ki, gayet mükemmel besteler yapabilir. Radyoda arada bir Hacı Arif Bey’in bestelerini dinler, eğer iyi eller tarafından çalınıyorsa mest olursunuz. Bilir misiniz ki bu Hacı Arif Bey hiçbir saz çalmasını bilmez, üstelik notadan da anlamazmış. Kaç yaşında bestekârlığa başladığını pek öğrenemedim; ama hafızası çok kuvvetli olduğu için bir defa duyduğu şarkıyı pürüzsüz okur, üstelik pek kıvrak ve kibar besteler yaparmış. Hacı Arif Bey’in bestelediği eserlerin sayısı binden fazladır ve onlar musiki meclislerimizin en seçkin sermayelerini temsil ederler.

aile-sohbetleri

***

Bilmem ki acaba küçük bir memur olması mı bu vatandaşımızı ümitsizliğe düşürüyor? Kim büyük memur olarak işe başlamıştır? Osmanlı devrinin en büyük sadrazamlarından Köprülü Mehmet Paşa köyünden İstanbul’a geldiği zaman okuma yazma bilmeyen bir delikanlı idi. Bu yüzden küçük bir kâtip olarak bile işe başlayamazdı. Saray mutfağına yamak olarak girdi. Oradan aşçılar arasına karıştı. Yüksek zekâsı ve yüksek azmi ile günün birinde sadrazam oldu.

***

Osmanlı tarihinin büyük adamlarından çoğu küçük ve silik şahsiyetler olarak hayata başlamış, azim ve iradeleri sayesinde parlamışlardır. Kanunî Sultan Süleyman devrinde on üç yıl sadrazamlık eden ve Makbul İbrahim Paşa diye anılan Damat İbrahim Paşa, bir İtalyan gemicisinin oğlu idi. Çocukken Cezayir’de korsanların eline düşmüş, Manisa’da dul bir kadına satılmıştı. Kanunî Süleyman henüz şehzade ve Manisa’da vali iken, keman çalmaktaki maharetini görerek onu hizmetine aldı. Tahta geçince kendisine odabaşı oldu. Kısa zamanda vezirler arasına girdi. 1522’de de Pirî Paşa’nın yerine sadrazam oldu. Kanunî, kardeşi Hatice Sultan’ı muhteşem bir düğünle ona vermiş, böylelikle gemici çocuğu, Damat İbrahim Paşa olarak Macaristan, Avusturya seferleriyle Mohaç zaferinde yararlılıklar göstermiştir. Gerçi, böyle bir yükseliş insanın başını biraz döndürebilir. Fakat fazla gurur getirmesi, onun tarihte, Makbul İbrahim Paşa yerine, Maktul İbrahim Paşa diye anılmasına sebep olmuştu. Çünkü sonunda öldürüldü.

***

Abdülmecit devri ile Abdülaziz devri arasında beş defa sadrazamlık ve yedi defa Hariciye Nazırlığı eden büyük devlet adamlarından Âli Paşa, 15 yaşında Babıâliyye Divan-ı Hümayun kalemine küçük bir kâtip olarak girmiştir. Babası Mısır Çarşılı Ali Rıza Efendi son derece fakir bir adam olduğu için ona ciddi bir tahsil yaptıramazdı. Ücret karşılığında çarşının kapısını açıp kapıyor, oradan aldığı birkaç kuruşla çoluk çocuğunun ancak karnını doyurabiliyordu. Hatta bu yüzden Âli Paşa’nın düşmanları onu Kapıcızade diye küçültmek istemişlerdir. Sonradan Âli mahlasını alan küçük Mehmet Emin ancak mahalle mektebinde okuyabildi. Beyazıt Camiinde bir sıra Arapça ders aldı. Tesadüfün itişi ile değil, yükselme azmi ile Divan-ı Hümayun kalemine girmeye muvaffak olduğu zaman bir taraftan resmî işleri görmeye çalışırken, bir taraftan da, bizim şimdi muhasebe dersi almaya teşebbüs eden memur arkadaşımız gibi, Fransızca öğrenmeye koyuldu. Kendi kendine öğrendiği Fransızca o kadar mükemmeldi ki onun kaleminden çıkan notaların üslubunu Frenkler daim takdir ile karşılamışlar, siyaset adamlığına imrenmişlerdi. İşte bu küçük memur, azmi ve iradesi sayesinde 26 yaşında Osmanlı İmparatorluğu’nun Londra Büyükelçisi olmuş, 37 yaşında da sadrazam mevkiine yükselmiştir.

***

Bütün mesele yükselmek azminin bir kere gönülde yer etmesi, düşüncenin hep o istikamette çalışmasıdır. Yaşama şevki canlılığını muhafaza ettiği, yani yelkenler suya indirilmediği müddetçe hayat çekiciliğini kaybetmez.

80 yaşında bir kadına “Kadınlar aşkı düşünmekten ne vakit vazgeçerler?” diye sormuşlar.
“Daha o yaşa gelmedim, gelince söylerim” diye cevap vermiş.

Hayatı uzatan şey bile böyle bir yaşama ve hayattan zevk alma isteğinin canlı kalmasıdır. Daima yeni eserlere doğru gidelim ve daima yapmakta olduğumuz eseri sevelim. 83 yaşında bir heykeltraşa “En beğendiğiniz eseriniz hangisidir?” demişler; “Şimdi yapmakla meşgul olduğum eser.” demiş. Yapmakla meşgul olduğumuz eser, bu fâni dünyaya gözlerimizi kapayıncaya kadar devam edecektir. İnsanlar ancak hayatın baştan başa bir eser olduğunu kabul etmekle bu yola girebilirler.M

***

Herkes kendi hayatını yapacak, fethedecektir. Bu da yükselmeye çalışmakla, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmakla mümkün olur.

Muğla taraflarında yaptığı bir dolaşmadan yeni dönen bir dostum anlattı: “Bizim memleketin bugünkü hâli Amerika’nın 40 yıl önceki hâline pek benziyor; her vatandaş uyanmış, her vatandaş kendi hayat sahasında yeni ufuklar fethetmeye çıkmış. Bir köylü gördüm. Şimdiye kadar yalnız kendi yiyeceği için eker, çocuklarını gurbete gönderirmiş. Şimdi -karşıdaki dağları eliyle göstererek- ‘Allah kısmet ederse bu yıl şu dağları baştan başa ekeceğiz.’ diyordu. Ne güzel şey değil mi?”

Evet, çok güzel şey. Şehirde muhasebe öğrenmeye girişen memur, tarla olarak dağı, taşı gözüne kestiren köylü, yurdumuzu refaha götürecek büyük hamlenin öncüleridirler.

———- Kaynak: Şevket Rado, “Eşref Saat”, Elips Yayınları

esref-saat

Reklamlar
Bu yazı Unutulan kalemler içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s