Sünni İslam, Hanefi Mezhebi – 6

İNKAR VE İMAN BAKIMINDAN İNSANLAR

İman

Sözlük bakımından “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarını verir. Sunni inanç kurallarına göre ve dinî bir terim olarak; Allah’ın varlığı ve birliğine, Hz Muhammed’in onun peygamberi olduğuna inanmak; getirilen kesin imanî hükümleri (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir. İmanın kök saldığı yer olarak kalp kabul edilir. Kalbin desteklemediği, sadece ağızla söylenen iman sözleri Allah tarafından kabul görmez. İnanılması gereken hususlar açısından iman iki bölüme ayrılır.

seriat

1) İcmâlî İman

İnanılacak şeylerin tümüne birden kısaca ve toptan inanmak demektir. İmanın bu kısa tanımı tevhid ve şehadet cümlelerinde özetlenir. Tevhid cümlesi, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Muhammed O’nun elçisidir) şeklinde olup; şehadet cümlesi ise Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abdühû ve resûlüh (Ben Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in
O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim) ifadesidir. Bunları söyleyen ve kalben tasdik eden bir kimse mü’min kabul edilir. Bu tür iman yeterli olmakla birlikte, kamil bir mü’min olabilmek için bazı temel iman esaslarını da bilmek ve onları da tasdik etmek gerekmektedir.

2) Tafsîlî İman

İnanılması gereken şeyleri öğrenip bunları ayrı ayrı tasdik etmektir. Böylece; kitaplara, meleklere, peygamberlere, ahiret gününe, cennet ve cehennemin varlığına, kaza ve kadere iman etmek gerekir. Daha ileri imani seviyede ise, Hz Muhammed aracılığı ile ulaştırılan, muhkem ayet ve mütevâtir hadislerle desteklenen hususların hepsine ayrı ayrı inanılması gerekmektedir.

İslam karşısında, dünyanın geri kalanı için İslamiyet’in emir ve yasakları geçerli değildir. İslam olmayan insanlar öncelikle iman etmek zorundadırlar; ancak bu aşamadan sonra dinin emirleri karşısında mükellef duruma gelebilirler.

İnsanlar ‘Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun elçisidir’, deyinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse can ve mal güvenliğine sahip olurlar. Ancak kamu hukuku gereği uygulanan cezalar bundan müstesnadır. İç yüzlerinin muhasebesi ise Allah’a aittir. (Buhârî, “Cihâd”, 102; Müslim, “Îmân”, 8; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 104)

Ehl-i Sünnet’e göre, insanlar, iman ve inkar bakımından şu gruplara ayrılırlar.

1) Mü’min

Allah’a, Hz Muhammed’in getirdiği şeylere kalben inanıp dil ile ikrar eden (açıkça söyleyen) kişilere denir. Mü’minler, ahiret günü veya din günü olarak bilinen ve her ümmetin ayrı ayrı hesaba çekileceği genel bir sorgulamanın ardından cennete girecek ve orda nimetlere kavuşacaklardır. Günahkar mü’minler ise, cehennemde hak ettikleri kadar bir ceza çekip, bunun ardından cennete gireceklerdir. Cennet hali ve nimetleri sonsuzdur.

2) Kâfir

Allah’a ve peygambere inanmayan veya kesin din hükmü ile belirtilen bir farzı vs inkar eden kimse kâfirdir. Bu tür inançsızlık da gruplara ayrılır. Dinen kesin bir şekilde varlığı bildirilen bir şeyi inkar eden veya kesin bir din hükmünü inkar eden kimseler de kâfir sayılırlar. Örneğin; meleklerin, cinlerin varlığını inkar eden, namazın farz olduğunu inkar eden, şarabın haram oluşunu inkar eden kişiler hem kafir olurlar, hem de, bunlar önceden müslüman iseler, dinden döndükleri için mürted kabul edilirler. Dünya ve ahiretteki cezaları da buna göre belirlenir.

Allah’ı inkar etmemekle birlikte, başka birisini veya bir tabiat gücünü O’na ortak koşan kimseye müşrik denir. Şirk ile küfür birbirine yakın kavramlardır. Ancak küfür daha genel, şirk ise daha özel anlam taşır. Hz İsa’yı Allah’ın oğlu olarak gören Hristiyanlar, Üzeyir Allah’ın oğludur diyen Yahudiler, Kur’an’da hem müşrik (şirk koşan) hem de münkir (inkarcı) olarak anılırlar; bunlar aynı zamanda küfür içerisindedir. Sözlük anlamı ile kâfir, “örten” demektir. Gerçek ve doğru inancı örttüğü, yanlış şeylere inandığı için bunların tümüne birden kâfir denilir. Kâfir olarak ölen insanlar cehennemde sonsuzluk boyunca kalacaklardır.

Âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlara gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir. Onlar ebediyen o lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır. (Bakara 2/161-162).

İnanışa göre, Allah, kendisine ortak koşulma dışında her tür günahı bağışlayabilir.

Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, kesin, uzak bir sapıklığa düşmüştür. (Nisâ, 4/116)

3) Münâfık

İslamiyete, iman esaslarına, dine kalben inanmayan fakat müslümanları kandırmak için inanırmış gibi görünen kimselere verilen isimdir. Toplum içinde tanınmazlar, fıkıh kuralları gereği “zan” ile hüküm verilemiyeceği için haklarında bir işlem yapılamaz, bu yüzden İslam toplumuna kâfirlerden daha çok zarar verirler. Bunların içyüzünü ancak Allah bilebilir.

Bir kısım insanlar vardır ki; ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler. Halbuki onlar mü’min değildirler. (Bakara, 2/8)

Şüphesiz münâfıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın. (Nisâ, 4/145)

4) Mürted

Önce müslüman iken sonradan dininden dönen kimse demektir. Mürtedlik temel imani esaslardan birini veya din hükümlerinden birini inkar etmekle de olabilir. Meleklere inanmamak, haram olan bir şeyi helâl kabul etmek gibi. Dinden dönenin yeri de cehennemdir. Ayrıca, mürted için devlet tarafından da ağır cezalar getirilebilir. Bir kişi dininden çıktıktan sonra, pişman olur ve yeniden dine dönerse, irtidat (din dışı) süresi içinde kılmadığı namazları kaza etmesi gerekmez, fakat daha önce hac yapmış olsa da yeniden bu görevi yerine getirmesi gerekir.

5) Fâsık

Allah’ın emirlerine aykırı hareket eden günahkar, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık haline getirmiş kimse demektir. Genel olarak 3 grupta incelenir.

a) Günahı çirkin kabul etmekle birlikte, bazen dayanamayıp günah işlemek.
b) Bir günahı ısrarla sürdürmek, işlemek.
c) Haram ve çirkin olduğunu inkar ederek bir günahı işlemek. Bu sonuncusu küfrü gerektirir ve kişinin din ile ilişiği kesilir. Bazı ayetlerde fısk ve küfür eşanlamda kullanılır.

Andolsun ki, biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları fâsıklardan başkası inkar etmez. (Bakara, 2/99; Yûnus, 10/33; Mâide, 5/81)

6) Âsî 

Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, O’na isyan eden, günahkar kimse demektir. Allah ve peygambere sürekli olarak muhalefet eden, serkeş, günahkar kişiler için de bu terim kullanılır.

Kim, Allah’a ve Râsül’üne isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisâ, 4/14; Ahzab, 33/36; Meryem, 19/44; Cin, 72/23; Hucurât, 49/7)

TEKFİR

Bazı hal, söz ve davranışlarına bakarak, bir müslümanın bir diğer müslümanı kâfirlikle suçlamasına tekfir denir. Bir kişiyi tekfir etmeden önce çok iyi düşünmek gereklidir. Diyanet ilmihalinden alıntılıyorum.

Bir müslümanın kâfir olduğuna hükmedilmesi onu pek ağır dünyevî sonuçlara, müeyyide ve mahrumiyetlere mahkûm etmek anlamına geldiğinden, tekfir konusunda çok titiz davranmak gerektiği açıktır. Bu, bireysel bir isnat ve iddia anlamındaki tekfir için de toplumsal bir yargı anlamındaki irtidad için de böyledir. Gelişigüzel tekfir iddialarına dayanılarak irtidad hükümleri uygulanamaz. (…) Yersiz yapılan tekfir, fert açısından ağır sonuçlar doğurmasının yanında toplum hayatında kapatılamayacak yaraların açılmasına, birlik ve bütünlüğün
zedelenmesine ve parçalanmaya sebep olur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, gerçek durumunu Allah bilmekle birlikte, toplumda müslüman muamelesi görmez, selâmı alınmaz, kendisine selâm verilmez, kestikleri yenilmez. Müslüman bir kadınla evlenmesine müsaade edilmez. Öldüğünde cenaze namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına gömülmez.

BÜYÜK GÜNAHLAR

Kişiyi bir cehennem azabına götürebilecek, hatta dinden çıkarma ihtimali bulunan büyük günahlara kebîre (çoğulu kebâir) denir.

Büyük günahların sıralanmasında, çeşitli ilmihal veya (iman konulu) akaid kitaplarında farklılıklara rastlanabilir. Bu tür günahların sıralaması değişebilir. Fakat ana hatları ile büyük günahlar belirlenmiştir. Bir hadiste büyük günahlar 3 tane olarak sıralanır.

Size büyük günahların en büyüklerinden haber vereyim mi? Onlar; Allah’a ortak tanımak, ana babaya âsi olmak ve yalancı tanıklık etmektir. (Buhârî, Edeb, 6; Müslim, İmân, 38; Tirmızî, Tefsîr, 5)

Başka bir hadiste yedi tane günah belirtilmiştir.

Helâk edici yedi günahtan sakınınız. Onlar; Allah’a ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, ribâ (fâiz) yemek, savaştan kaçmak, iffetli ve iman sahibi bir kadına zina iftirasında bulunmaktır. (Buhârî, Vesâyâ, 23; Müslim, İmân, 38; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 10)

Bir diğer hadiste ise, bu günahlara şunlar ilave edilmiştir: Zina etmek, yalancı tanıklık yapmak, Mescid-i Haram’da günah işlemek ve yalan yere yemin etmek. (Buhârî, Edeb, 6, Eymân, 16; Müslim, İmân, 38; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 10; Tirmızî, Tefsîr, 5)

Büyük günahların dışında bulunan küçük günahlar konusunda da dikkatli olmak gerekir; zira bunlar alışkanlık haline getirilirse büyük günaha dönüşebilirler.

***

Diğer çalışmalar

Büyük ve küçük günahların tasnifinde, fıkıh ve iman ile ilgili konularda, sıklıkla, kitabı hazırlayan kişinin takdirine bağlı farklılıklara rastlanacaktır. Bazı örnekler vermek gerekirse, ülkemizde de çok okunan çeşitli din alimlerinin kitapları gösterilebilir. İmam Gazalî’den meşhur İhyaü’l Ulumiddin, Kimyayı Saadet, İlahî Nizam;  Muhammed Ali Kutup’dan Ashab-ı Kiram; Ahmed Faruk’dan Eshâb-ı Kiram, Kıyamet Ve Ahiret; yine ülkemizde geniş bir okuyucu kitlesi bulan Yazıcıoğlu Ahmed Bican’dan Envar-ul Âşıkîn (Aşıkların nurları); Said-i Nursi’nin konu ile ilgili risaleleri, sözleri; Fettullah Gülen’den M.Abdülfettah Şahin takma ismi ile, bazı imani konuları anlatan Asrın Getirdiği Tereddütler, yine Gülen’den Sonsuz Nur … gibi. Bunlara yüzlerce yazar ve kitap ismi eklenebilir. Ben sadece okuduklarımdan bir kaç tanesini aktardım. Ayrıca farklı imani ve siyasi görüşlere sahip çeşitli cemaatlerin, tarikatlerin, kendi şeyhlerinin kitaplarını biricik rehber olarak gördükleri ve nerdeyse geri kalan herkesi küfürle suçladıkları da ayrı bir gerçekliktir.  Bu tarz kitaplarda büyük ve küçük günahların dışında aslında bazı görgü kurallarının da sıralandığı görülecektir. Sofra ve yemek adabı (edebi), misafirlik kuralları gibi. Tarih içinde bu tür çalışmalar, temel dini ve hukuki (fıkıh) bilgilerinin yanında, ahlak ve görgü kurallarını da aktarmışlardır.

Tüm bu kitaplar; ana kitap olan Kur’an yanında; Kütüb-i Sitte (Altı Kitap) ismiyle bilinen ve Ehl-i Sünnet’in en sağlam hadis kaynakları olarak kabul ettiği kitaplara başvururlar.

Sahih-i Buhari, Sahih-i Muslim, Sünen-i Nesai, Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i İbn Mace kitapları. Aslında bu kitaplar da kısaltılmış ve sadeleştirilmiş versiyonlar olup; daha detaylı ve asıl harfleri ile yazılmış orijinal veya orijinale en yakın çalışmalara, akademik seviyede ilahiyatçılar, medrese kürsü sahibi ve fetva vermeye yetkili makamlar ulaşabilmektedirler. Bunlardan sonra ise, büyük müçtehidlerin fıkıh ve fetva kitapları ve sırası ile, içtihada yetkili olmayan onlarca alimin çalışmaları, bu çalışmalara gönderme yapan diğer çalışmalar, bölge müftü ve kadılarının eserleri vs çok geniş bir literatür teşkil etmektedir. Daha da özele inmek gerekirse, ülkemizde de basımı yapılan ve Hanefî mezhebinin temel referans kitaplarından biri olan ‘el-Fetava el-Hindiyye fi Mezhebi’l-İmami’l-A’zam Ebi Hanife‘ gibi çalışmalar; Osmanlı döneminde Fetâvâ genel ismi ile yayınlanan ‘Mecma‘u’l-fetâ-vâ’ fetva kitapları da literatüre eklenebilir. 

Son söz;

Ehl-i Sünnet yolunun temel prensiplerini anlatan yazı dizimi burda bitiriyorum. İlmihal kitaplarında, burda bahsettiklerime ilave olarak genel inanç konularına ve ibadetle ilgili ayrıntılara yer verilir: Allah’a, meleklerine, peygamberlere iman gibi … ibadet konuları olarak: suların temiz olup olmama durumları, abdest, namaz, oruç, hac, zekat; tüm bu ibadetlerin şartları, yapılma şekilleri, bu ibadetleri bozan durumlar ve bazen soru-cevap şeklinde açıklamalar. Ek olarak; muamelat, nikah, miras, ticaret, devletin sulh ve harp zamanındaki durumu, gayri müslimler ile yapılan antlaşmalar, kâfir diyarlarında (Darülharp) yaşayan müslümanlara tanınan ayrıcalıklar, yani, Azîmet ve Ruhsat konusu …

Maksadım ilmihal kitaplarını anlatmak olmadığı için bu konulara girmedim.

Asıl gayem, İslamiyet’in sadece kişisel bir inanç olmadığını, her yönü ile bireyi ve toplumu bağlayan bir iman-ibadet-hukuk sistemi getirdiğini göstermek olduğundan bu kadar özeti yeterli görüyorum. Dileyenler ayrıntılı Fıkıh ve Akaid kitaplarına başvurabilirler.

Bitirirken; “benim kalbim temiz, zaten dinimiz de bunu emreder” deyip işi geçiştirmeye çalışan bazı saf, laik düşünceli vatandaşlarımızın, nasıl bir tarih ile karşı karşıya olduğumuzu hatırlamalarını isterim.

Saygılarımla
Levent Ertürk – 25.06.2014

Reklamlar
Bu yazı Sünni İslam içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s