Sünni İslam, Hanefi Mezhebi – 1

Giriş.

Bu yazı dizimde, Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat olarak da adlandırılan Sünni İslam’ın Hanefilik mezhebinin dayanmış olduğu temel usülleri anlatıp sizlerle paylaşacağım. Yazı dizime başlamadan önce, bazı hususları belirtmeyi gerekli görüyorum.

1. Hiçbir şekilde, “gerçek İslam şöyledir, böyledir” tarzında hüküm vermek gibi bir niyetim yoktur. Takdir okuyanlara bırakılmıştır.
2. Yazacaklarım aslında ta orta okul ve lise sıralarında öğrendiğimiz dini bilgilerin hatırlatılmasından ve biraz daha detaylandırılmasından başka bir şey değildir.
3. Özellikle ve sadece Hanefi mezhebini anlatmamın sebebi, ülkemizde ağırlıklı olarak bu mezhebin geçerli olmasıdır.

Yazma sebeplerime gelince;

Ben evrensel bir bilince inanan fakat mevcut ve “örgütlenmiş” dinleri kabul etmeyen bir insanım. Bu yönüm ile bir tür Deist sayılabilirim. Müslüman dostlarımla yaptığım bazı dini tartışmalarda, onların “sen önce dinimizi öğren“, “Kur’an’ı oku da gel ..” tarzında haksız sataşmalarına defalarca maruz kalmışımdır. Sanırım bu durum pek çok Deist, Agnostik ve Ateist insan için de geçerlidir. Oysa ki, tartışmalarımda, kendilerini müslüman olarak tanımlayan bazı insanların İslam dininden çok habersiz olduklarını defalarca gözlemlemişimdir.  Hatta şunu dahi öne sürebilirim: “Entellektüel Ateist” olarak tanımlayabileceğim insanlar, İslam dini konusunda pek çok müslümandan daha fazla bilgi sahibidirler. Bu tür insanlar İslamiyet’e veya bir başka dine karşı çıkarlarken, görüşlerini bizzat o dinin temel kaynaklarına dayandırırlar. Haklılıkları ayrı bir meseledir; fakat bilgi sahibi oldukları kesin bir gerçekliktir. İlk amacım bu tür insanlara yönelik ön-yargıları bir parça olsun giderebilmektir.

İkinci amacım ise, İslamiyet’ten, bilhassa Hanefi mezhebinden söz ederken, onun sadece kişisel bir inanç olmadığını, belli temellere dayalı bir inanç, ibadet, muamelat ve hukuk sistemi olduğunu netlikle gösterebilmektir. Bazı insanların “din” tanımı belirsizdir. Çoğu, “din” derken, kendilerine ait bazı duygusal çıkarımları, kişisel deneyimleri öne sürerler. Oysa İslamiyet bunu kabul etmez. Onun din tanımı farklıdır, inananları bağlayıcıdır ve taviz kabul etmez. Kısaca, keyfe göre İslamiyet ve din tanımı yapılamaz.

Bu yazı dizimi hazırlarken İnternet’ten kopyala/yapıştır tarzı yazılar almadım. İnternet büyük bir bilgi havuzudur fakat asla ana kaynak olamaz. Zira, bazı siteler tamamen o siteyi hazırlayanın kendi kişisel görüşlerini, hatta yalan ve çarpık bilgileri içermektedir. Ben, Hanefi mezhebi inanç ve içtihadlarını izah eden 4 ayrı ilmihal kitabından yararlandım.

1) Tam İlmihâl – Se’âdet-i Ebediyye, M.Sıddık Gümüş, Hakikât Kitabevi
2) Büyük İslam İlmihâli – Ömer Nasuhi Bilmen
3) Delilleriyle İslam İlmihâli – Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Kürsüsü öğretim üyesi – Erkam Yayınevi
4) Temel İlmihâl Bilgileri – Diyanet İşleri Başkanlığı, orta dereceli okullar ve imam hatipler için kaynak ders kitabı, İman ve İbadetler için ayrılan kitaplar. Prof.Dr.Hayrettin Karaman, Prof.Dr.Ali.Bardakoğlu, Prof.Dr.H.Yunus Apaydın

Ülkemizde bilhassa 1 ve 2 numaralardaki ilmihaller geniş kabul görmüş, defalarca basımları yapılmış, ilahiyatçılarımız tarafından da kaynak olarak kullanılmış, milyonlarca müslüman tarafından okunmuştur. Elbette farklı ilmihal kitaplarının isimleri de verilebilir. Fakat bunun pek fazla önemi yoktur, zira farklı şahıslar tarafından hazırlanan ilmihal kitapları da Hanefi mezhebinin temel usüllerine, içtihatlarına aykırı bir şey yazamazlar.  Örneğin, birisi namaz ibadetini Farz olarak gösterirken, diğeri Vacip veya Mübah olarak gösteremez. Aynı şekilde, neyin farz olduğu, neyin sünnet olduğu konularında da kimse keyfe bağlı çıkarımlar yapamaz. Bunlar Kur’an ve Sünnet metodolojisine uygun olmalıdır. Ayrıca, bu tarz kitapları hazırlayanlar, Sünni İslam’ın büyük fıkıh alimlerinin usüllerine uymak zorundadırlar. Örneğin, Numan İbn Sâbit İbn Zutâ (İmam-ı Azam Ebu Hanîfe) veya Muhammed İbn İdris el-Kureyşî el-Hâşimî gibi. Bu imamlar dahi, kendilerinden hüküm vermemişlerdir. Onlar da başta “kitap” Kur’an-ı Kerim, sonra Sünnet ve sonra Sahabe hüküm ve içtihatlarına titizlikle uymuşlardır. Zaten İslam’ın bu ana dalına “Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat” denmesinin sebebi de budur. Hepsi de, temel iman esaslarında, temel ibadet kurallarında ittifak etmişlerdir; fakat hayatın akışı içinde, sonradan ortaya çıkan bazı ihtiyaçlara yönelik yorum farklılıkları olabilir.

Bu yazı dizimde bazı dini kavramları sadece Hanefi mezhebinin görüş ve yorumlarına göre aktardım. Bunun dışındaki farklı yaklaşımlara değinmedim; zira bu durumda yazının amacı dışına çıkar ve teolojik-ontolojik konulara girmiş olurdum. Örneğin, “din” kavramını ele alırken, bu kavramın felsefeciler, farklı dinden ilahiyatçılar, çeşitli sosyologlar vs tarafından yapılan tariflerinin hiçbirine değinmedim. Aynı şekilde İslamiyet’in farklı fırkalarının inanç ve görüşlerine de yer vermedim. Bunu özellikle vurgulamak zorundayım, zira temel maksadım, islamiyetten bahseden ve müslüman olduklarını iddia eden bazı kişileri öncelikle kendi dinlerini ana hatları ile öğrenmeye davet etmektir.

Bu yazı dizimde aktaracağım bilgilere müslüman sıfatı ile itirazı olanların, lütfen sağlam kaynak ve deliller ile gelmelerini rica ederim. Aşağıdaki tarz itirazlar kabul edilmeyecektir.

1) İslamiyet’i hiçbir şekilde bağlamayacak, kişisel tecrübelere, aile yetişme tarzına bağlı itirazlar: “Rahmetli anneannem başörtüsünü hafifçe çenesinin altından bağlardı” veya “amcam çok dindar bir insandı ama rakısını da içerdi …” tarzında aktarımlar.

2) Kişisel inanca ve duygulara bağlı itirazlar: “Önemli olan insanın içi temiz olsun, kalbi temiz olsun, zaten dinimiz buna önem verir” şeklinde İslamiyet ile alakası bile olmayan akıl yürütmeler, duygusal yaklaşımlar.

3) Farklı dinlerin fırkaların, felsefelerin bakış açısından yapılan itirazlar.

Yazı dizisini hazırlarken bazı prensiplere bağlı kaldım. Açıklamam gerekir:

a) Yazının temel konusu, Sünni İslam Hanefilik mezhebi olduğu için, hiçbir şekilde, farklı fırkaların, farklı dinlerin, felsefelerin vs görüşlerine yer vermedim.

b) Hiçbir şekilde kişisel yorum yapmadım. Sadece bilgiyi olduğu gibi aktardım.

c) Metinleri aktarırken, kendimi üçüncü bir şahıs olarak gösterici, “dışlayıcı” bir üslup ile aktardım. Bunları sanki kendi inancım ve görüşümmüş gibi yansıtmadım. Örneklemek gerekirse, “melek” inancını ele alırken;

Melekler Allah  tarafından yaratılan, belli vazifeleri bulunan, erkeklik ve dişilik gibi vasıfları olmayan, nurani varlıklardır …

şeklinde anlatım yapmak yerine:

Sünni itikadına göre melekler şu şekilde tarif edilmişlerdir ….

tarzında ele aldım. Eğer bunu yapmasa idim, kendimi sanki buna inanan bir kişi gibi gösterir ve okuyucuyu aldatmış olurdum.

d) Bazı tariflerde, konu dışına taşacak şekilde, dini-felsefi yorumlara girmedim. Sadece genel kabul gören tarifi aktardım. Yine melek bahsinden örnek vermem gerekirse, sünni alimler tarafından kabul gören itikat esasına yer verdim; bunun dışında “acaba enerji çeşidi midir, falanca dinin falanca kitabından mı alınmıştır” tarzında yorumlara sapmadım.

e) Maksadım ilmihal kitabı yazmak olmadığı için ve zaten bunu yapabilecek ehliyetim olmadığı için, temel kuralların dışında; ibadet, muamelat kurallarına değinmedim. Örneğin, namazın şartları nedir, namaz veya orucu bozan haller nelerdir gibi konulara girmedim. Dileyenler bunları zaten güvenilir herhangi bir ilmihal kitabından öğrenebilirler. Bu tarz bilgileri, sadece konu gereği ihtiyaç duyulduğunda aktardım.

f) Elbette, hiçbir kişiyi, inancı küçük görücü alaycı bir üslup kullanmadım.

Son olarak, tekrarlamam gerekirse;

Ana gayem, Sünni İslamiyet’in Hanefi mezhebinin dine ait temel itikat ve fıkıh bilgilerini olduğu gibi sunmaktan ibarettir.

***

SÜNNİ İNANCINA GÖRE DİNİN TARİFİ

“Din” Arapça bir kelime olup, kullanım yerlerine göre, sözlüklerde örf ve âdet, ceza ve karşılık, mükafat, itaat, hesap, boyun eğme, hakim olma, üstün olma, saltanat, mülkiyet, hüküm, ferman, millet, şeriat anlamlarını verir.

Kur’an’da ise din kelimesi, genel olarak şu anlamlarda kullanılmıştır:
mutlak olarak itaat, boyun eğme, ibadet, kıyamet ve ceza günü, Allah’ın razı olduğu din, İslam, tevhid, kanun, hüküm, şeriat …

Kur’an ayetleri kronolojik sıra ile ele alındığında Mekke döneminde inen (Hz.Muhammed’in yazdırdığı) ayetler Mekkî ayetler,  Medine döneminde inen ayetler ise Medenî ayetler olarak adlandırılır. Bu ayetlerde “din” kelimesi farklı anlamlar verebilecek şekilde kullanılmıştır.

Mekke döneminde inen ayetlerde din kelimesi : din günü (hesap günü), dosdoğru din (doğru inanç ve hayat tarzı), İbrahim’in dini … anlamlarını verir. İlk dönem Mekke ayetlerinde “yevmü’d-dîn” tanımı ile din günü, hesap, ceza ve mükafat günü belirtilir. (Fatiha suresi 1/4, Zariyat  suresi 51/6) Mekke döneminin ikinci yarısında ise tevhid ve teslimiyet, doğru din, dosdoğru ve hak din anlamlarına geçiş yapılır. Bu ayetlerde insanın sadece Allah’a ibadet etmesi, O’na ortak koşmaması ve dinin Allah tarafından insanları doğru yola iletmek için vahyedildiği belirtilir:
Dînen kıyemen … dosdoğru din, millete İbrâhim … İbrahim’in dini, yani insanlık tarihinin başlangıcından itibaren vaazedilen din. (En’âm suresi 6/161)

Medine döneminde inen ayetlerde ise İslamiyet artık bir toplum haline gelmiş, devlet kurmuştur ve İslamiyet’in Allah katında geçerli tek din olduğu açıkça belirtilmiştir. Dînü’l-hak ifadesi ile İslamiyet’in bütün dinlere karşı üstün kılındığı müjdelenir. (Tevbe 9/29, 33; Fetih 48/28; Saf 61/9) İslamiyet’in tek hak din olduğu ise şuna benzer ayetlerle vurgulanır:

Allah katında din şüphesiz İslam’dır. (Âl-i İmrân 3/19; Bakara 2/193)
Kim İslâm’dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir, o âhirette de kaybedenlerdendir. (Âl-i İmrân 3/85)

Kur’an’da “millet” kelimesi ise, bugün ulus-devletler bazında anladığımız şekli ile değil, bir peygamberin yolu, şeriatı anlamında kullanılır. Örneğin: “Atalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un milletine uydum …” (Yusuf, 12/38)

Allah ile kul arasındaki münasebet açısından ele alındığında ise din kelimesi; Allah’a nisbet edildiğinde, “hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza-mükâfat verme” anlamlarında, oysa kula nisbet edildiğinde “boyun eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme” anlamlarında kullanılır.

Din kelimesi farklı dinlerin veya çeşitli felsefe ve bilimlerin bakış açılarından değişik şekillerde tarif edilebilir. İslam akaid (iman) ve fıkıh bilginlerinin Kur’an’dan ve hadislerden yola çıkarak yaptıkları tariflere göre ise, insanların kendi akılları ile geliştirdikleri inanç ve hayat tarzları din olarak kabul edilemez. Zira din ilahî kaynaklı olmalı ve o kaynak tarafından vahyedilmiş olmalıdır. Bu anlamda; sunni inancına göre, aslında Allah tarafından vahyedilen sadece bir tane din vardır. Yaratılan ilk insan ve peygamber olarak kabul edilen Hz Adem’den, Hz Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinin ismi İslam’dır. Fakat zaman içinde, insanlar bu dinden uzaklaşıp çeşitli batıl yollara saptıkça, Allah yeni peygamberler, şeriatlar göndermiş, nihayet İslam dini ile dinini tamamlayarak kemale erdirmiş ve ondan razı olduğunu bildirmiştir.

Böylece, farklı alanlara sapmadan, İslamiyet çerçevesinde ele alındığında din kavramı:

Allah tarafından insanlara peygamberler aracılığı ile tebliğ edilen ve Hz Muhammed ile tamamlanan iman (inanç), davranış ve şeriat (hukuk, muamele) kurallarının tamamına verilen isimdir. Hz Muhammed’in tebliğ ettiği İslam dinine inanan kişilere iman eden anlamında mü’min, Allah’a teslim olan anlamında müslüman ismi verilir. İslam kelimesi ise Arapça se-le-me kökünden türetilmiş olup “barış” ve “teslimiyet” anlamlarını verir.

Sünni İslam, diğer dinlerin varlığını inkar etmez. Fakat onları çeşitli kriterlere göre sınıflandırır. Çeşitli din bilimleri, sosyoloji bilimi, dinleri: tek-tanrılı çok-tanrılı dinler, belli bir Tanrı tanımı olmayan dinler, geleneksel dinler, ilkel kabile dinleri, totemizm, animizm, fetişizm gibi sınıflara ayırmışlardır. Kronolojik açıdan, coğrafya açısından da farklı tariflere ulaşılabilir. Çeşitli İslam bilginlerinin diğer dinlere yaklaşımı ise şu şekildedir.

1) Gerçek (Hak) dinler: Allah tarafından peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen dinlerdir. Bunlara “ilahî din, hak din, semâvî din” gibi isimler verilir. Esasen “tevhid” Allah’ın birliği açısından aralarında bir fark bulunmamakla birlikte, bunların getirdiği mesaj tahrif edilmiş, içlerine insan kaynaklı batıl inanç ve uygulamalar karışmıştır. İlahi mesajın bozulmadığı, aslına uygun olarak tebliğ edildiği ve yaşandığı tek din ise, sünni alimlere göre, İslam’dır. Bu durum, aşağıdaki Kur’an ayetleri gibi çeşitli ayetler ile delil olarak kabul edilir.

Şüphesiz, Allah katında din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki azgınlık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim, Allah’ın âyetlerini inkar ederse, şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir. (Âl-i İmrân, 3/19)

Yüce Allah, resulunü hidayetle ve diğer bütün dinlerden üstün kılmak üzere, hak din ile göndermiştir. (Tevbe, 9/33; Fetih, 48/28; Saf, 61/9)

Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecek ve (o kişi) ahirette kayba uğrayanlardan olacaktır. (Âl-i İmrân, 3/85)

2) Aslı bozulmuş olan (tahrif edilmiş olan dinler): Allah tarafından kitap ve elçiler, peygamberler aracılığı ile indirilmiş olmalarına rağmen, sonradan değişikliğe uğrayan dinlerdir. Yahudilik ve Hristiyanlık gibi. Bunlar iman açısından tevhide uymayacak farklılıklara sapmışlardır. Mesela Hz İsa’nın Rabbin oğlu olarak kabul edilmesi, yahudilerin kendilerini diğer milletlerden üstün görmeleri ve Yahova’nın sadece İsrail oğullarının ilahı olduğu inançları gibi. Elbette, çok farklı teolojik, felsefi itiraz ve yorumlar yapılabilir. Fakat sünni alimlerin inanç ve bakış açısından durum bundan ibarettir.

3) Bâtıl dinler: Bunlar ilahi kaynaklı olmayıp insanlar tarafından geliştirilen çeşitli inançlar veya kurucuları belli olmayan dinlerdir. Bazılarında net bir İlah kavramı bulunmaz. Hinduizm, Budizm, Mecusilik, Şamanizm, totemizm; putlara, hayvanlara, tabiat güçlerine vs tapınma dinleri hep aynı kapsam içinde değerlendirilirler.

Devam edecek. Gelecek bölüm: Ehl-i Sünnet inancı.

Reklamlar
Bu yazı Sünni İslam içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s