ATATÜRK, BİLİM VE ÜNİVERSİTE – 8 (Son)

Atatürk 1929-1930 yılları arasında vatandaşlık bilgilerini içeren bir kitap yazmış ve bu kitap Prof. Afet İnan’ın adıyla “Vatandaş için medeni bilgiler” başlığını alarak uzun yıllar orta okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu çalışmasında Atatürk millet, vatandaşlık, devlet şekilleri gibi konular üzerinde durur. Özellikle Türk tarihinin önemini, Türk milletinin tarihteki yerini ve millet olma şuurunu ayrıntıları ile işler.

medeni

Büyük önder, şair Tevfik Fikret’e karşı özel bir sevgi ve ilgi beslemiştir. Bazı toplantılarda onun Sis, Tarih-i Kadim ve Ferda şiirlerini ezbere okumuştur. Fikret’i “o bizden çok ilerisini gören bir insandı, ne yazık ki biz ona hala yetişemedik” diye öven Atatürk, bir toplantıda, Fikret’i küçük gören birine şu sözlerle çıkışır:

O, karanlıklar içinde bir nur gören ve halkını o nura doğru götürmeye çalışan Fikret, feryat koparırken, sizler nerelerdeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Onun sohbetinden istifade edemedim. Ben Fikret’e yetişemedim. Fakat onun bütün eserlerini okudum. Birçoğunu da ezberledim. O hem büyük bir şair, hem de büyük bir insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük insanlarımızı küçültmeye kalkışmayalım. (1)

Atatürk’e yüzde yüz katılıyorum. Fikret, sadece siyasal eleştiriler yapan bir şair değil, çağının ruhunu okuyan, milletimizin nasıl bir cehalet bataklığına mahkum edildiğini anlayan yürekli, vatansever bir insandır. Bazı şiirlerinde derin bir umutsuzluğa, karamsarlığa rastlanabilir.  Bunun sebebini anlamak çok kolaydır. Fikret, bir çağın sona erdiğini sezebilmiş fakat geleceğe ait ümit veren bir işaret alamamış ve derin bir üzüntüye kapılmıştır. Kendine has bir şiir dokusuna sahip olan bu büyük adamı ben de saygı ile anmayı borç biliyorum.

Atatürk bazı kitapların Türkçeye çevrilmesi için özel emir vermiştir. Mesela Rene Descartes’in Yöntem Üzerine Düşünceler kitabı gibi. Jean Meslier’e ait “Le Bon Sense” kitabı Atatürk’ün emri ile 1928 yılında MEB yayınlarınca “Aklı Selim” adı ile Arabi harfler ile, daha sonra 1929 yılında Latin harfleri ile yayınlanmıştır. Atatürk bu kitabı dikkatle okumuş, sayfalarına notlar düşmüş ve bazı yerlerin altını çizmiştir. Eski bir rahip olan Jean Meslier zamanla dine ve din adamlarına olan güvenini kaybetmiş, başta Hristiyanlık olmak üzere tüm dinleri eleştiri yağmuruna tutmuştur. Eserin içindeki düşüncelerin bir kısmı, günümüz bilgileri ışığında farklı yorumlanabilir. Fakat Meslier’in cesur ve kararlı tavrı, aydınlanma çağı felsefecilerine de ilham kaynağı olmuştur. Yasaklanmasının ardından el altından dağıtılan bu eseri Voltaire övmüş ve “hiç bir şey Meslier’in bu kitabı kadar etkili olamaz” diyerek hayranlığını belirtmiştir. Atatürk’ün el yazısı ile notlar aldığı baskı Atatürk Müze Köşkü kütüphanesinde 146 numarayla kayıtlıdır. Eser daha sonra “Sağduyu – Tanrısızlığın İlmihali” adı ile defalarca yeniden basılmıştır.

sagduyu

Dinlere olan inancımı kaybettiğim yıllarda, “Sağduyu” benim de defalarca okuduğum bir kitaptır. O günlerde, kitapçı raflarında başta İlhan Arsel ve Turan Dursun hocalarımızın “Din Bu, Şeriattan Kıssalar, Kur’anın Eleştirisi, Semavi Kitapların Eleştirisi” eserlerini toptan alıp nerdeyse sabaha kadar ilgi ile okurken diğer yandan Bertrand Russel’in “Din ile Bilim“, Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt, The Anti-Christ” kitapları elimden düşmüyordu. Sağduyu içindeki fikirlere bugünkü bilgiler ışığında karşı çıkılabilir ama ontolojik-teolojik eleştirilerin bir kısmı günümüzde de eski gücünü korumaktadır.

Atatürk ve din konusu hep tartışılmıştır ve hala tartışılmaya devam etmektedir. Bazıları onun Meclis açılışlarındaki dua eden resimlerini, İslam dini hakkındaki övücü sözlerini öne çıkararak, Atatürk’ün aydın bir müslüman olduğu görüşünü savunmaktadırlar. Mesela şuna benzer aktarımlar mevcuttur:

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için, akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır. (1923)

Prof. Dr. Bülent Tanör, Atatürk’ün din hakkında düşünsel değişimini anlatırken, yukardaki cümleye dikkat çeker ve şöyle bir yorum yapar: Evet, Atatürk İslam dinini övmektedir, ama bu övgüleri onun akla, fenne ve mantığa bağlı olması şartına bağlamıştır. Önde tutulan husus ilimdir, fendir, akıldır.

Şu sözlere bakalım:

Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür, ilâhî âdetlerin görüşlerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki çağda incelenebilir, ilk çağ insanlığın çocukluk ve gençlik çağı, ikinci çağ, insanlığın erginlik ve olgunluk çağıdır. İnsanlık birinci çağda tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi vasıtalarla kendisiyle ilgilenilmeyi gerekli görür. Allah, kullarının gerekli olan olgunluk noktasına ulaşmasına kadar, içlerinden vasıtalarla, kullarıyla ilgilenmeyi ilâhî gereklilik saymıştır. Onlara Hz. Adem (A.S)’den itibaren kaydedilmiş, kaydedilmemiş sonsuz denecek kadar çok peygamber ve elçi göndermiştir. Fakat peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve medeni hakikatları verdikten sonra artık insanlıkla aracı yoluyla temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlama derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması her kulun doğrudan doğruya ilâhî ilhamlarla temas yeteneğine ulaştığım kabul buyurmuştur. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en mükemmel kitaptır. (1927, Nutuk)

Keza, İslam tarihini ve Hz Muhammed’i yorumladığı diğer  görüşlerinde de yumuşak, saygılı ifadelere rastlanmaktadır. Atatürk, ister müslüman olsun, ister olmasın, din taassubundan, din sömürüsünden hoşlanmadığı ise çok iyi bilinen bir gerçekliktir:

Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz… (1930)

Benim kanaatim şöyledir ki, Atatürk, seneler süren düşünsel gelişimi ve siyasi mücadelesi içinde din hakkındaki görüşünü değiştirmiş ve dinlerden hoşlanmayan bir tutum sergilemiştir. Sağduyu kitabının bazı yerlerini Atatürk işaretlemiştir, mesela:

Utanmaksızın tanrısallık tarafından gönderildiklerini söyleyen bu insanlar …

gibi yerler. Ayrıca MEB tarafından okullarda okutulan tarih kitaplarında da, İslam dininin sünni hocaların bakış açısı ile değil, akılcı ve eleştirel bir dille anlatıldığı da kolaylıkla görülecektir. Kendi yazmış olduğu ve okullarda ders kitabı olarak okutulan, 1931 basımı “Tarih – Orta Zamanlar” kitabında İslam dini akılcı, pozitivist bir felsefe ile aktarılır. Bazı bölümlerini alıntılıyorum.

tarih-2

tarih-4

tarih-1

tarih-3

tarih-kapak

Sanırım, yukarda resim olarak koyduğum bölümler çok açıktır. Ayrıca bir yoruma gerek duymuyorum. (Resimleri farklı sitelerden aldım.)

Böylece bir kere daha, Attila İlhan’ın sorduğu soruya geliriz: Hangi Atatürk ?

Benim görüşüm söyledir. Tarihte yaşayan hangi insan olursa olsun, o kişiyi olgunluk dönemindeki görüşleri ile değerlendirmek daha doğru olacaktır. Pek çok insanın, gençliğinde veya bir siyasi mücadelenin içinde benimsediği görüşleri, sonradan değiştirdiğine şahit olunmuştur. Mesela, Jean Meslier bir din adamı iken, sonradan din karşıtı turum sergilemiştir. Bir kişinin hayatına ait çeşitli dönemlerden resimler, alıntılar yapmak ve onları keyfi bir şekilde birbirine karıştırmak bence pek doğru değildir. Atatürk de bundan muaf tutulamaz. Bazı ipuçlarını bir araya getirdiğimde Atatürk’ün, bir dinsiz veya bir din düşmanı olmasa da, en azından dine karşı temkinli yaklaştığı veya onu akılcı bir çerçevede değerlendirdiği sonucunu çıkarmaktayım. Bu bulgular:

– Atatürk’ün gençlik çağlarından itibaren Batı aydınlanmacı düşüncesine olan tutkunluğu,
– Her fırsatta aklın, ilmin ve fennin önemini vurgulaması,
– Tevfik Fikret’e olan hayranlığı,
– Siyasi erki ele geçirdikten sonra, Arap din ve düşüncesine karşılık, Türk tarihine, Türk milli bilincine önem vermesi,
– Yazmış olduğu kitaplarda akılcı, eleştirel bir tutum sergilemesi …

ve benzer maddelerdir. Yine şahsi düşünceme göre, Atatürk’ün dindar veya dinsiz olması pek önemli değildir. Tamamen kendi vicdani meselesidir ve hiçbir insan dindar olduğu için veya olmadığı için yargılanamaz. Fakat, nerdeyse tüm ömrü boyunca, akılcı, gerçekçi, şüpheci, eleştirel tavır takınan bir insanın, bazı gizli niyetler ile illa ki dindar gibi gösterilmeye çalışılmasını kabul etmemekteyim.

Herkesin kendince ayrı bir yorumu olabilir.

***

Reform dönemi içinde Atatürk, ağırlıklı olarak dil, genel tarih, İslam tarihi, Türk tarihi gibi konulara yönelmişti. Celal Nuri İleri’nin Tarih-i Tedenniyat-ı Osmaniye kitabı, tarihle ilgili olarak Mustafa Celalettin, Leon Cahun, Deguignes, Herbert George Wells ve Pittard’ın kitaplarını da okuyordu. Yerli yazarların kitaplarına ek olarak, İslam tarihi konusunda Leone Caetini’nin İslam Tarihi kitabını da okumuştu. Dil devrimi sırasında Radalov’un Türk Lehçeleri Sözlüğü, Pekarskiy’in Yakut Sözlüğü kitaplarını elinden düşürmüyordu. Araştırdığı bir konuda yeterince tatmin olmazsa bazen çeşitli büyükelçiler aracılığı ile Avrupa ve Amerika’dan kitap getirtirdi. Tüm çalışmalarında, Türk tarihi ve şuuruna yeniden yöneldiği anlaşılmakta. ABD büyükelçisi Charles N.Scherill, Çankaya köşkü ziyaretinde Atatürk’ün bu heyecanını şöyle aktarıyor:

Gazi, Türk heyecan ve davasını kanıtlamak için, öğle yemeğinden akşama kadar kütüphanesinde bana, haritalar ya da olayların sürekliliğini gösteren sayısız kitap ve belgeler sunarak bilgi verirken inandım ki onun kadar kendinden geçercesine ve heyecanla davasına sarılan bir insan tarihte az görülebilir. Bu öğle sonrası, anılarım arasında, değerli bir yer tutmaktadır. (2)

Atatürk’ün özel kitaplığımda 4289 kitap kayıtlıdır. Son okuduğu kitaplara gelince, kütüphane yardımcısı Nuri Ulusu’nun aktardığına göre hep Türk tarihine ve Türk diline aitti. Ömrünün son dönemlerindeki bir hatıra ise gerçekten hüzün vericidir. Türk Tarih Kurumu eski başkanı anlatıyor:

Başka bir gece, Ankara’da, Samih Rifat anıldı. Hicranlı ölümünden biraz sonra idi. Şiirleri okundu. Bu gece, sofraya, içli şair ve âlimin ebediyete yükselen ruhu hakim oldu. “Ne aman diledik, ne aman verdik …” Bu çok sevdiği mısra okununca Ata’nın yüzünü bir teessür bulutu kapladı ve ruhunun en hariminden taşan iki damla yaş gözlerinden yanaklarına düştü… (3) 

ataturk-olum

Son söz …

Elbette herkes Atatürk hakkında bir şeyler diyebilir ve diyecektir. Benim düşünceme göre ise O, tıpkı her üstün düşünceli şahsiyet gibi, “yalnız bir insandı”. Siyasi gücü eline geçirdikten sonra, belki de ilk fırsatta kendisini bıçaklayacak olan insanların, önünde “Paşam, Gazi Hazretleri” diye eğildiğine defalarca şahit olmuştu. Araplaşmanın ve islamlaşmanın etkisi ile milli bilinci adeta felce uğratılan bir halkı yeniden ayağa kaldırdı. Onu büyük yapan şey -bence- ateş ve kan içinde geçen askeri mücadelesinin dışında Türk milletini tarihteki büyük yerine yeniden idae etme çabasıydı.

Ölümünün ardından geçen uzun yıllar içinde, vardığımız nokta ise hüzün vericidir. Siyasetten, şahsi çıkarlardan uzak tutulması gereken din hissiyatı, bir kere daha, alçakça, pişkince, utanmasızca sömürülmektedir. Atatürk’ün siyaset, fikir dehasının milyonda birine sahip olmayan insanlar, arkasından serbestçe atıp tutmaktadırlar. O, tüm bunlara rağmen; akla, ilme, inceliğe, sağduyuya önem veren ve hiçbir komplekse kapılmadan”Ben Türk’üm” diyebilen insanların hatırasında, gönlünde tüm canlılığı ile yaşamaktadır. Mademki büyük önderimiz, Tevfik Fikret’e saygı duyuyordu, ben de bu yazı dizimi Fikret’in bir şiirinden aldığım bölüm ile bitirmek isterim. Bu şiir, benim de dini düşüncelerime uygundur …

Bir kudret-i külliye var ulvi ve münezzeh,
Kudsî ve muallâ, ona vicdanla inandım.

Toprak vatanım; nev’-i beşer milletim, insan …
İnsan olur ancak bunu iz’anla, inandım.

Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var;
Dünyâ dönecek cennete insanla, inandım.

Fıtratta tekâmül ezelidir; bu kemâle
Tevrât ile, İncil ile, Kur’an’la inandım.

Ebnâ-yı beşer birbirinin kardeşi… hülyâ!
Olsun, ben o hülyâya da bin canla inandım.

***

Saygılarımla.
Levent Ertürk – 18.06.2014

(1) V.Vehbi Tanfer, Tevfik Fikret ve Atatürk Üzerindeki Etkileri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Ankara, 1995
(2) Charles N.Scherril, Bir ABD büyükelçisinin Türkiye Hatıraları, Cumhuriyet Yayınları, 1999
(3) Hasan Cemil Çambel, Makaleler Hatıralar, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1987

Reklamlar
Bu yazı Atatürk ve bilim içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to ATATÜRK, BİLİM VE ÜNİVERSİTE – 8 (Son)

  1. Hulya dedi ki:

    Sayın Levent Bey,
    Şimdiki zamanda sizin gibi yazarlara, düşünürlere, tarihi okuyan, anlayan ve değerlendirip, etrafındakilere anlatmaya çalışanlara her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var.
    Ellerinize, gönlünüze sağlık!
    Sağlıklı, huzurlu ve hoşça kalın.
    Hülya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s