ATATÜRK, BİLİM VE ÜNİVERSİTE – 7

Atatürk’ün kitap sevgisi.

Onun eli kılıcın kabzasından çok kitabın cildini tuttu.
İsmail Habib Sevük 

Kitabı yargılayacak olanların önce onu okuması gerekir.
Thomas Huxley

İnternet’in, cep telefonlarının, tablet bilgisayarların her yeri kapladığı ve gençlerin yarım sayfa yazıyı okumaya bile üşendikleri bir çağda, teknoloji kölelerinin kitap okuyan insanları anlayabilmesi çok zor. Ulu Tanrı’ya şükürler olsun ki,  küçük yaşlarımdan itibaren kitaplar daima ilk ve biricik dostum olmuşlardır. Geri kalan tüm aktivitelerim onlardan sonra gelir. Hiçbir şey bir kitabı anlayarak okumaktan, farklı kitaplarla karşılaştırmaktan ve sonra bir tahlile varmaktan daha keyifli değildir benim için. Teknoloji üretiminde bizzat çalışmış bir insan olarak, teknolojiyi küçümsemiyorum; ama onu, ana kaynak olan kitapların yanında bir ek imkan olarak gördüğümü belirtmeliyim. İnternet sosyal platformlarının 2-3 satırlık mesajlarla dolu dünyası ile tutarlı bir dünya görüşüne ulaşabilmek pek mümkün değil …

Gazi Mustafa Kemal Atatürk de tam bir kitap ve bilgi dostudur. Bir kültür hizmeti olarak, Atatürk’ün okuduğu kitapların bir kısmı, emekli Tümgeneral Turhan Olcaytu’nun katkıları ile 24 cilt olarak basılmış durumda. Atatürk’ün okuduğu kitapları gözden geçirdiğimizde, onun, mesleği ile ilgili askerî kitapların dışında, bilhassa tarih, edebiyat, felsefe, arkeoloji, matematik ve çeşitli sosyolojik fikir eserlerine öncelik verdiği görülebilir.

namik-kemal

Atatürk, gerçeği arayan her şüpheci insan gibi, okuduğu bir kitaba hemen inanmazdı. Uzun okuma süreci içinde muhakeme, karşılaştırma ve eleştirme yetenekleri gelişmişti. Atatürk, Selanik Askerî Rüştiyesi’nde Fransızca öğrenmeye başladı ve matematiğe büyük ilgi duydu. Daha sonra, ilerleyen yıllarda, arkadaşı Ömer Naci’nin verdiği şiir ve edebiyat kitapları ile edebiyata da bağlandı. Bu yıllarda Namık Kemal ve Tevfik Fikret’in şiirleri ile tanışmış, bilhassa Fikret’e hayran olmuş ve her fırsatta bunu dile getirmiştir. Daha ileri seviye okumalar için Fransızcası yeterli olmadığından yaz tatillerinde Selanik’teki Fransız Feres Koleji’nin özel kurslarına giderek Fransızcasını ilerletti ve birbiri ardında Fransız düşünürlerin eserlerini okumaya başladı. Bunların başlıcaları Voltaire, Rousseau, Auguste Comte ve Montesquieu gibi düşünürlerdi.

Voltaire

Esasen, o dönemin pek çok subayı, Fransız düşüncesi aracılığı ile Avrupa kültürüyle tanışmışlardır. 1899’da Harb Okuluna başladıktan sonra Namık Kemal ve Abdulhak Hamid okumaya devam etti. Namık’ın:

Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten…

beyitine hayran olmuş, Namık Kemal onun vatan sevgisini adeta ateşlemişti. Tatillerde Le Matine ve Püte Parisien gazetelerini alıp okuyor, şiirler tercüme ediyor bunları Malumat dergisine gönderiyordu. (Yıllar sonra bu konular karıştırılmış ve Atatürk’ün çevirdiği şiirler yanlışlıkla Atatürk’ün yazdığı şiirler olarak sağda solda yayınlanmıştır. Bildiğim kadarı ile şu meşhur “Kırmızı İzler” yahut “Kaside-i İstibdat” şiirinin dahi Atatürk’e ait olup olmadığı tartışmalıdır. Konuyu net olarak bilenlerin yazmalarını rica ederim. levent.erturk.1961@gmail.com)

tevfik-fikret

Atatürk Harp Akademisine girdiğinde artık onun lider özelliği giderek belirgin olmaya başlamıştı. Bir sınıf gazetesi çıkarıyor, arkadaşlarına çeşitli görüşlerini heyecan içinde anlatıyordu. Akademide iken Fransızca Le Temps ve Le Matine gazetelerini, Voltaire ve Victor Hugo’nun eserlerini okudu. Ayrıca Mirabeau’nun nutukları ile Stuart Mill’in Ekonomi ve Politika’sını okudu. Bulabildikçe, Jön Türklerin Paris’te çıkardığı dergileri de takip ediyordu. Gördüğüm kadarı ile Atatürk, ilk olarak Batı düşüncesi ile tanışmış, Batı’daki akılcı ve kısmen miliyetçi akımları gördükten sonra, neden kendi tarihimize kayıtsız kaldığımızı düşünmeye başlamıştır. İşte bu yıllarda Atatürk Orta Asya Türkleri, Anadolu Uygarlıkları, İslam Tarihi ve Osmanlı Tarihi’ne de özel bir önem vermeye başladı. Okurken bazen defterciklere notlar alır veya doğrudan kitabın sayfalarına notlar yazardı. Bazen hatıra defterine bu kitaplar hakkındaki görüşlerini kaydederdi. Aşağıdaki notları, Birinci Dünya Harbinde 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu’da tuttuğu hatıra defterinden alınmıştır. Okuyalım:

27 Teşrinisani 1332, Pazar (10 Aralık 1916)

Sabah pek ziyade bir nezleye yakalanmış olarak kalktım. Kemal Bey’in (Namık Kemal) Makalat-ı Siyasiyye ve Edebiyye’sini okudum. İkinci kitabın sonunda idim hitam buldu. (Bitti) Arıburnu raporunu okuttum. Sonra Neşet Bey, Çapakçur cephesine ait muharebe takririni (derslerini) okudu. Badehu (daha sonra) yeni gelmiş olan İstihkâm Yüzbaşısı Fuat Efendi’ye hayvanlarımı gösterdim. Sonra tekrar ikametgâhıma geldim.  Kemal Bey’in Tarih-i Osmani’sini takibe başladım. 

Yemekten evvel Emin Bey’in (Mehmet Emin Yurdakul) Türkçe Şiirler’i ile Fikret’in (Tevfik Fikret) Rübab-ı Şikeste’sinden (Kırık Saz) aynı zeminde bazı parçalarını okuyarak bir mukayese yapmak istedim. İkisi de başka başka güzel. Ancak Türkçe olanda da diğerinde de aynı derecede Arapça, Farsça kelimat var. Fark, biri parmak hesabı (hece vezni), diğeri değil. (1)

Yukardaki notlardan, Atatürk’ün Türkçe’ye giren Arapça ve Farsça kelimelerden rahatsızlık duyduğunu anlıyorum. Sanırım bu ve benzeri karşılaştırmalar, onun zihninde Türk dilinin sadeleştirilmesi kıvılcımlarını tetiklemiş olmalı. Türk dilinin sadeleştirilmesi, yeni bir konu değil; Atatürk’ten önce de tartışılıyor ve herkes kendince bir dil anlayışı sergiliyordu.

Atatürk’ün bu anılarından, onun Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin İslam Tarihi ve Allah’ı İnkar Mümkün müdür kitaplarını da okuduğunu anlıyoruz. Doğrusu, bu noktada merhum Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi beyefendiye duyduğum derin saygıyı belirtmek isterim. Ben “Amak-ı Hayal” (Hayalin Derinlikleri) isimli tasavvufi romanını gençliğimde okumuş ve çok etkilenmiştim. Kendisini İslam ve Millet davasına adayan, son derece zarif, kalemi çok güçlü bir yazardır ve tasavvufa yabancı olanlara eserleri ağır gelebilir.

filibeliahmed

Hatıratından diğer notlara geçiyorum.

23 Mart 1922. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin Paşa’lar gelmişlerdi, birlikte yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti, gördüm. Hafıza Kur’an okuttum. Saat 01.00 de gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız üç tümeni denetlemektir. (2)

13 Ocak 1923, Adnan Adıvar’a mektup. Bana faydalı olacağını tahmin buyuracağınız eserleri istiyorum. Bu arada Ziya Gökalp’ın Asrileşmek, Türkleşmek ve İslamlaşmak adlı kitabı ile Victor Berar’ın La Revolte De L’Asie adındaki eserini buldurmanızı rica ederim. (3)

Atatürk, mesleği olan askerlikle ilgili kitaplar da kaleme almış veya çeviriler yapmıştır:

1- Takımın Muharebe Talimi (General Litzman’dan çeviri. Selanik, Asır Matbaası, 1908)
2- Cumali Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (Selanik, 1909)
3- Beşinci Kolordu Erkan-ı Harbiyesi Tabiye ve Tatbikat Seyahati (Selanik, Matbaa-i Askeriye, 1911)
4- Bölüğün Muharebe Talimi (General Litzman’dan çeviri. İstanbul, Mahmut Bey Matbaası, 1911)
5- Zabit ve Kumandanla Hasbihal (Minber Matbaası, 1918)

Sofya’da askeri ateşe iken yazdığı Zabit ve Kumandanla Hasbihal eserini, askerlik sanatını bilmeyenlerin dahi okumalarını tavsiye ederim. Küçük risaleler halinde yazılan, sonradan toplanan bu eserde Atatürk, bir milletin kaderine yön verebilecek olan subay ve komutanların hür düşünceli, inisiyatif almaktan korkmayan, gerektiğinde cesur kararlar verebilen insanlar olması gerektiğini gayet güzel bir lisanla açıklar.

‘Zâbit nedir?” sualine, Piyade Talimnamesi maddelerinden birinin verdiği ”Zabit, maiyetindeki efrad için numune-i imtisaldir” cevabının üstünde duran senin: ”Zâbit, kendi ilim ve iktidarından kumanda ettiği insanları müstefit edebilmek için, maiyetindekilerin metanet ve besaletleri mecmuundan fazla bir metanet ve besalete malik olmalıdır” sözünü her zâbit pek büyük dikkat ve ciddiyetle okumalı ve onun manasını dimağına hâkketmelidir. Ve bilinmelidir ki, bir millet evlatlarının önüne geçip onları
ateşe sevketmek hak ve salâhiyetini ancak, -o dediğin- metanet ve besalet muhassalasını ruhunda bulmuş olan subaylar haizdir. (4)

Matematiğe yeteneği olan Atatürk, dilimize bazı geometri terimlerini de kazandırmıştır. 13 Kasım 1937’de ziyaret ettiği Sivas Lisesi’nde bir öğrencinin bazı terimleri anlayamadığı için problemleri çözemediğini farkedince, “bu anlaşılmaz Arapça terimlerle öğrencilere bilgi verilemez” diyerek karatahtaya geçmiş ve öğrenciye yardımcı olmuştur. Daha sonra Ankara’ya dönünce Geometri Kılavuzu isimli bir kitap yazmıştır.

Atatürk’ün kazandırdığı bazı terimler …

Maksumunaleyh: BÖLEN
Taksim: BÖLME
Haric-i Kısmet: BÖLÜM
Kabiliyet-i Taksim: BÖLÜNEBİLME
Zarb: ÇARPI
Mazrup: ÇARPAN
Mazrubata Tefrik: ÇARPANLARA AYIRMA
Muhit-i daire: ÇEMBER
Tarh: ÇIKARMA
Amudi: DİKEY
Gaye: LİMİT
Aşa’ri: ONDALIK
Kat’ı Mükafti: PARABOL
Ehram: PİRAMİD
Menşur: PRİZMA
İhtisar: SADELEŞTİRME
Suret: PAY
Mahrec: PAYDA
Hatt-ı Mümas: TEĞET

(1) Şükrü Tezer, Atatürk’ün Hatıra Defteri, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1989
(2) Cihat Akçakayalıoğlu, Atatürk; Komutan, İnkilapçı ve Devlet Adamı Yönleriyle, Genelkurmay Basımevi, 1998
(3) Cihat Akçakayalıoğlu, a.g.e
(4) M.Kemal, Atatürk, Yeni Gün Haber Ajansı, 1998 basımı

-devam edecek-

Reklamlar
Bu yazı Atatürk ve bilim içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s