ATATÜRK, BİLİM VE ÜNİVERSİTE – 6

Prof. Albert Malche’nin raporu.

Bu bölümde, üniversite reformu için getirilen Prof. Malche’nin raporundan en önemli kısımları aktaracağım. Ayrıca Atatürk’ün bu rapor üzerinde aldığı notları ve yorumları da paylaşacağım. Raporun tamamı 95 sayfa olup tümüne yer verebilmem mümkün değil. Aşağıdaki maddeler, raporda bu şekilde sıralanmayıp cümle içlerine serpiştirilmiş, bunlar sonradan ilgililerce madde madde şekilde dökülmüştür.

1. Talebeler henüz harp nesli olup kötü bir orta tahsilin etkilerinde bulunmaktadırlar. Talebe seviyesi okudukları vilayet veya lisenin mahiyetine göre çok değişmektedir.
2. Türkçe yayın yeteri kadar yoktur. Yabancı yayınları okuyup anlayacak talebe sayısı çok azdır.
3. Darülfünün profesörlerinin umumiyet itibariyle az para aldıkları doğrudur.
5. Müderris, muallim, muallim muavini ve asistan eğitim görevi 240 kişi tarafından yapılmaktadır. Müderris ve muallim miktarı 133’tür. Bu, yüksek bir rakamdır.
6. Memur sayısı çok fazladır, bunları azaltmak ve muhtaç talebeleri görevlendirmek uygundur.
8. Eminin (rektörün) yetkileri net tanımlanmamıştır. Eminin ilimle uğraşması esas vazifesidir. Bazı kağıt işleri, rutin işler, kırtasiye vb için kendisine bir memur verilmelidir.
10. İstanbul Darülfünun’unun onu şuurlu bir şekilde belli bir noktaya yönlendiren ilmî ve fikrî bir hızdan nasibdar (sahip) bulunduğunu görmedim. (İlim yapma aşkı ve şevki yok deniliyor …)
11. Profesör atamaları ve azledilmeleri keyfidir. Hiçbir mesele Darülfünun’un istikbali için bu kadar muhim değildir. (Bu madde ayrıca ele alınmış ve idaredeki keyfiliğin sona erdirilmesi için ne tür kriterler geliştirilmesi gerektiği açıklanmış, tavsiye edilmiştir.)
13. İmtihanlar çok sıkı olmalı ve hafızadan (ezberden) ziyade talebenin malumatını (bilgisini) tatbik sahası bulabileceği amelî (pratik) meselelere ait olmalıdır.
15. Türkçe dersler, ufuk açıcı değil, sadece bir ansiklopedinin özeti şeklinde ele alınmaktadır.
17. Derslere ait kitaplar bulunmadığı gibi, profesörler de kitap yazmaları için telif ve neşre davet olunmalıdır.

Bu 17. madde, daha sonra reform karşıtları tarafından ele alınmış ve üniversitenin doğru dürüst kitap bile temin edilmeden hizmete açıldığı eleştirileri yapılmıştır. Oysaki durum eskiden beri böyleydi ve reform hamlesi zaten bu gibi olumsuzlukları gidermek için yapılıyordu.

11cd1ata_271_1_99

18. En önemli hususlardan biri olarak; kliniksiz ve laboratuarsız fakültelerdeki talebeler, şahsi mülahazalara (yorumlara) ve araştırmalara yeteri kadar sevk ve tahrik edilmiş bulunmuyorlar. (Maddi yetersizliklerden ötürü, talebelere araştırma ruhu aşılanamıyor.)

22. Talebeler, alacakları eğitim konusunda hiçbir fikir sahibi değildir. (Çok vahim bir saptama; demek ki bir eğitim planı dahi yok.)
27. Türkçe eser yazmak veya çevirmek için sistematik yoktur. Bu iş tesadüf ve hevese kalmıştır. (Çok çok önemli bir konu. Gerek Türkçe yazılan eserler için, gerekse çeviriler için bir “düzenli yayın” geleneği olmadığından, yenilikleri takip edebilmek mümkün olamaz. Prof. Malche, bu konu için özel bir komisyon kurulmasını teklif etmiştir.)
32. Pratik dersler toplam eğitim süresinin en az üçte birini kapsamalıdır. (Demek ki hep sözel olarak idare ediliyor.)
35. Türkiye’ye has olarak, üniversite; ülkenin coğrafyası, iklimi, çiçekleri, bitkileri, antropolojisi, mazisi, sağlığı, sanayisi, kültürü, güzel sanatları vs üzerinde tüm kürsüleri ile araştırmalar yapmalıdır.

Atatürk yukardaki maddenin yanına “Önemli!” diye bir not düşmüştür. Bu maddede Prof. Malche, “kuru kuruya bilgi aktarmayın; ülkenizi, tarihinizi her yönü ile siz araştırın” diye uyarmakta. Bazı Cumhuriyet düşmanları Cumhuriyet reformlarını “tarih düşmanı” diye lanse etseler de aslında durum bunun tersidir. Dileyenler bu konuyu detayları ile araştırabilirler. Gerçek şudur ki; Osmanlı, Selçuklu, Anadolu Beylikleri, diğer Türk Devletleri, İslamlık öncesi Türk kültürü.. bunların sanatı, edebiyatı, mimarisi, inançları, dili vb konularında kapsamlı arkeolojik ve antropolojik çalışmalar Cumhuriyet döneminde ciddiyetle ele alınmıştır.

darulfunun (1)

44. Ödüllendirme sistemi olmalı, başarılı talebeye ödül verilmelidir.
46. Kongreler düzenlenmeli, tatil dönemi ödevleri verilmeli, üniversiteye özel bir dergi çıkarılmalıdır.
48. Tercümelerin tez ve vazife olarak artık kabul edilmemesi gerekir. (Demek ki pek çoğu, kendilerinden bir şey katmadan, bir tercümeyi tez diye sunuyorlarmış. Böyle kolaylığa sapılarak belki yurt içinde prim yapılabilir fakat uluslararası bilim camiası bunu kabul eder mi?)

Bazı maddeleri sıraladım. Durum aslında tam bir felakettir. Malche’nin raporu Darülfünun’un çağın eğitim usüllerinden, bilimsel metodlardan, bazı idari ve bilimsel kriterlerden habersiz olduğunu açıklıkla ortaya koymaktadır. Bu raporda Prof. Malche bazı akademik ve idari detaylara da yer vermiş, üniversite içi atamalar, fakültelerin yönetilmesi gibi konuları da işlemiştir.

Prof. Malche, raporunda profesörleri de eleştirmiş ve onların adeta birer papağan gibi ders anlatıp işlerini savuşturduklarını vurgulamıştır. Oysa, demektedir, bir profesör sadece bilgi aktaran bir makine değildir; o şahıs, tüm eserleri ve karakteri ile öğrencilerine örnek olmalı, onları araştırmaya, kendilerini geliştirmeye teşvik etmelidir.

Atatürk’ün notları ve yorumları…

Atatürk bu raporu büyük bir dikkatle inceledi ve defterine notlar aldı. Bunlardan bazılarını sıralıyorum.

İstanbul Darülfünun’u lağvolunmuştur, yerine İstanbul Üniversitesi tesis olunacaktır, bunun tesisine Maarif Vekaleti memurdur.

1. Talebe en az bir ecnebi lisan bilmelidir … okuyup anlaması için.
4. Müd (88)+Mu (44)+Md.Mu(36)+As(42) = 240. Çok fazla !
5. Gereksiz memur, müstahdemler çoktur. Bu vazifeler muhtaç talebeye …
6. Kıymetsiz talebenin ilk seneden cesareti kırılacak … (Acımasız gibi ama devrin şartları içinde eleme yapmak zorundalar.)
10. D.F’nin (Darülfünun’un) en büyük zaafı (yetersizliği) şahsi mülahaza (görüş) ve araştırmaya sevk eder tarzda tedris (eğitim) yok. Ansiklopedik malumat (bilgi) veriliyor.
12. D.F’nin yeterli hocaları yok, şimdilik hariçten (dışardan) getirmek lazımdır.
17. Kütüphanelerin ıslahı.

Prof.Heilbronn Arşivi 001

Atatürk, Prof. Malche’nin raporundaki bu ve benzeri maddeleri not aldıktan sonra, asıl meseleye gelir. Neticede Malche, yabancı bir insandır ve kendince akla dayalı, bilimsel önerilerini sıralamaktadır. Oysa Atatürk’e göre, Türk tarihinin araştırılması, Türklük bilincinin yeniden uyandırılması, ülkemizdeki eğitim kurumlarının en önemli vazifelerinden biri olmalıdır. Atatürk, notlarında Prof. Malche’yi över. Bu bilim adamının tam bir bilim namusu ile hatalı ve eksik noktaları sıraladığını kabul eder. Bilhassa üniversite içi keyfi atamaların üzerinde durur. Atama ve işten almaların eş, dost, ahbab ilişkilerine göre değil, liyakata göre yapılabilmesi için bazı kaideler getirilmesinin önemini vurgular. (Umarım günümüzde Üniversitelerimizde atamalar ehliyete göre yapılmaktadır. Daha yakın zamanda görüştüğüm bir doçent hanım pek farklı şeyler anlattı ..)

Sonra şunları yazar:

Bu adam, raporunun 59. sayfasında aynen şöyle diyor: “Hakikatlere istinat etmek (dayanmak) lazımdır. Bu memleketteki vaziyetin icabatı ve ihtiyacatı meçhulümüz değildir. İstanbul Darülfünun’u gibi bir yerde, Türkiye gibi baştan başa yeniden teşekkül eden bir memlekette bu icabat ve ihtiyacat her taraftan fazla ilmî alakayı celp etmelidir. Türkiye’nin jeolojisi, tabii ve iktisadi coğrafyası, iklimi, çiçekleri ve nebatları, kara ve deniz hayvanları, antropolojisi, mazisi, sanayii, kültürü, yani suret-i umumiyede her şeyi, bütün bu şeyler Türkiye’nin Darülfünun tekmil kürsüleri ile alakadardır. Her şeydir.”

Atatürk, notlarında meselenin sadece Darülfünun ile sınırlı olmadığını, burdan hareketle, ülke çapında yeni bir eğitim planının tesis edilmesi gerektiğini şöyle belirtmişti:

Okuduğunuz rapor bir bakıma göre, Türkiye’de bir yüksek öğretim kurumu kurmak için öğütleri kapsıyor; halbuki gerçekte, bütün Türkiye’de bir kültür programının ne olmasına, nasıl olmasına bir işarettir. O halde bizim için, İstanbul Darülfünunu’nu ne yapalım diye bir mesele mevcut değildir. Bizim için, bütün Türkiye’de nasıl bir kültür planı yapalım? Mesele budur. İşte biz, bu çetin mesele karşısındayız ve onu kesinlikle çözümlemek mecburiyetindeyiz. Bu mesele açık şekilde çözümlenmedikçe Darülfünun’un düzeltilmesinden bahsetmek ayıptır, gereksizdir, manasızdır. (1)

Bu notlarından Atatürk’ün ülke çapında bir eğitim seferberliği arzu ettiği anlaşılmakta. Zaman içinde, islamlığın etkisi ile zayıflamış Türk milli bilincinin uyandırılması da en büyük hedefleri arasındadır. Nihayet 31. Mayıs 1933’te çıkarılan 2252 sayılı yasayla Darülfünun kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulur. Yapılan reformla; “Darülfünun” yerine “Üniversite”, “Emin” yerine “Rektör”, “Reis” yerine “Dekan”, “Muallim” yerine “Doçent”, “Muallim Muavini” yerine “Asistan” sözcükleri kullanılmaya başlanır. Üniversite sözcüğü yerine bir ara “Bilgitay” sözcüğü önerilir ama kabul görmez. Üniversiteye aktarılacak öğretim üyelerinin seçimi için bir Islahat Komitesi kurulur. Bu komitede Prof. Malche, Prof. Kerim Erim, Rüştü Uzel, Avni Başman ve Osman Horasan da görev alırlar.

Öğretim üyelerinin seçiminde gerçekten ne kadar adil davranılmıştır bilemem. Dönemin tartışmalarından, bazı değerli hocaların da görevlerine son verildiği anlaşılmakta. İnsanlar arası ilişkilerde, bilhassa makam ve mevki çatışmalarında, kime sorsanız herkes kendini haklı göstereceği için bir yargıya varmak zor. Zaten önemli olan, tek tek insanlar değil, Türk eğitim reformunun ülke çapındaki hedefleridir. Yeni üniversiteye 3 ayrı kaynaktan öğretim görevlisi sağlanıyordu.

1. Darülfünun’dan seçilenler,
2. Darülfünun dışından alınanlar veya Avrupa’ya eğitime gönderilmiş genç bilimcilerden,
3. Yabancı profesörlerden.

Yerli bilim insanları yetişene kadar yurt dışından bilimciler getirilmesine karar verildi. Almanya’daki Nazi rejiminden kaçıp İsviçre’ye sığınan bazı bilimciler davet edildi. Yabancı profesörler ile 4 Ekim 1933’te Cenevre’de bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma hükümlerine göre, eğitimciler:

1. Üniversitede tam gün çalışacaklar, hiçbir yan iş yapmayacaklar.
2. İlk üç yıl, derslerini yabancı dilde verseler de, üçüncü yıldan itibaren Türkçe ders verecekler.
3. Üçüncü yılın sonuna kadar, dersleri ile alakalı konuları Türkçe kitap olarak yayınlayacaklar,
4. Hükümete gerektiğinde bilirkişi raporu hazırlayacaklar,
5. Halkın aydınlatılması için kurulan tesislerde aktif olarak görev alacaklar.

Bu hizmetlerine karşılık profesörlere yüksek maaş, devlet himayesi ve isterlerse kendi çalışma arkadaşlarını Türkiye’ye davet hakları tanınmıştı. Bu arada OSE (Yahudilerin Sıhhatini Koruma Cemiyeti) fahri başkanı Prof. Albert Einstein, Türkiye’de çalışmak isteyen 46 hekimin adlarını içeren bir listeyi çeşitli aracılar ile İsmet İnönü’ye iletir. Mektup Maarif Vekaletine havale edilir fakat mektubun kanun ve mevzuata uygun olmadığı belirtilerek istek geri çevrilir.

Bundan sonraki olaylar üzerinde durmadan kesik kesik gideceğim. Zira artık konunun ruhundan çok, bir sürü isim ve tarihin bulunduğu olaylar dizisi yer almakta ki hepsini aktarmayı lüzumsuz görüyorum. Tabii, planlanan ile pratik arasında uyuşmazlıklar yaşanmıştır. Yabancı hocaların bazıları Türkçe ders kitaplarını hazırlayamazlar. Bazılarının yayınlaması 10 yılı bulur. Yaklaşık 20 yıl boyunca ciddi araç-gereç, kaynak kitap sıkıntısı çekilir. Prof Hirsch’e göre üniversitenin en azından “normal” seviyeye gelmesi 1950’li yılları bulmuştur.

Bazı yabancı profesörlerin özellikle tıp alanında, eğitim vermek dışında halk sağlığına yönelik katkıları da olur. Ayrıca onların muayene, hastalık teşhis yöntemlerini genç doktorlar öğrenirler. Cerrahi alanında Prof. Nissen, iç hastalıkları alanında Prof. Frank ünlenirler. Çocuk hekimi Eckstein Anadolu’da çocuk ölümleri konusunda detaylı bir araştırma yapar. Hijyen profesörü Hirsch ve mikrobiyoloji profesörü Hugo Braun verem ve sıtmaya karşı başlatılan mücadelede çok yardımcı olurlar. Yabancı profesörlerden bazılarının ise pek katkısı olmaz. Bunlar genelde derslerini anlatıp, üstün nitelikli eleman yetiştirme konusunda gönülsüz olurlar. Tüm bunlar olup biterken, Atatürk, Van gölü çevresini çok beğenmiş ve burda tam teşekküllü bir üniversite kurulması için çalışmalara başlanması, ön rapor hazırlanmasını emretmiştir. Fakat bu proje için ömrü yetmez, hastalanır, proje rafa kaldırılır ve Van Üniversitesi ancak 1982 yılında kurulabilir.

-devam edecek-

(1) Prof. Malche’nin raporu ve Atatürk’ün notları: Yücel Aktar, Atatürk’ün İstanbul Üniversitesinin Kuruluşuyla İlgili Özel Notları Ve Görüşleri, Atatürk Araştırma Merkezi, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu, 1987, Ankara

Reklamlar
Bu yazı Atatürk ve bilim içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s