ATATÜRK, BİLİM VE ÜNİVERSİTE – 4

Darülfünun’dan İstanbul Üniversitesine.

1922 yılından 1933 yılına kadar Türkiye’nin tek üniversitesi İstanbul’daki Darülfünun’du. İsmi, “fenler evi, bilimlerin kapısı” anlamına gelmekteydi. İlk olarak 1863 yılında Çemberlitaş’ta kurulmuş, ancak binanın 1865’te yanması ile kapatılmıştı. İkinci Darülfünun (Darülfünun-i Osmani) 1870’te resmen açılmış, 1871’de kapatılmıştır. 1874 yılında Galatasaray’daki Mekteb-i Sultani bünyesinde Darülfünun-i Sultani açılmış, bu da 1881’de kapatılmıştır. Dördüncü ve son Darülfünun 1900’de açılan Darülfünun-i Şahane’dir. 1900-1908. Darülfünun’un ilahiyat, edebiyat ve doğa bilimleriyle ilgili üç medresesi bulunmaktaydı. 1908’den sonra buna tıp ve hukuk okulları ilave edildi ve ismi yine değiştirildi. Darülfünun’un kısmen bilimsel bir yapıya kavuşması 1912 yılında gerçekleşti. Dönemin Maarif Nazırı Emrullah Efendi 1912 yılında Tedrisat-ı Aliye kanunu hazırladı ve ilk kez, bilimsel araştırmalardan Darülfünun’un sorumlu olduğu belirtildi. 1916 yılında Alman eğitimciler tarafından “Osmanlı İmparatorluk Üniversitesi Nizamnamesi” hazırlandı. Cumhuriyetin kuruluş dönemlerine kadar Darülfünun için çeşitli yenileme, çağa uydurma çalışmaları yapıldı. Ülkeye Alman eğitim görevlileri öğretmen olarak davet edildi. Bu eğitimcilerle 5 yıl süreli anlaşmalar yapılıyor ve ilk 2 senenin ardından derslerini tamamen Osmanlıca Türkçesi ile vermeleri isteniyordu. Bu arada, kadınları da üniversiteye çekebilmek için 1914 yılında bir İnas Darülfünun’u (Kadınlar Üniversitesi) faaliyete geçirildi ancak 1920 yılında kapatıldı. 1919’da yayınlanan bir kanun ile Darülfünun’a özerlik tanındı ve kendi rektörünü seçme hakkı verildi. Yazının konusu doğrudan üniversite tarihi olmadığı için tüm uygulamaları almıyorum; kısaca belirtmek gerekirse, biraz “yamalı bohça” misali ekleme ve çıkarmalarla Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına gelindi.

ata_959

Ankara hükümetinin kesin zaferinin ardından ve Cumhuriyet ilanı süreci içinde yeni devlet ile Darülfünun arasında ideolojik bir “soğukluk” olduğu anlaşılmaktadır. Sanki İstanbul-Ankara çarpışması eğitim alanında devam ediyordu. Darülfünun, Cumhuriyet reformlarına soğuk duruyor, buna karşılık başta Atatürk olmak üzere, reform taraftarları Darülfünun yetkililerini çeşitli mesaj ve yazılarla uyarıyorlardı. Atatürk, önce 1922 sonra 1923 yılı içinde Darülfünun eğitimcilerine iki ayrı telgraf çekerek, üstü kapalı bir şekilde, onların refomlara destek vermesini, eğitim hamlesine katkıda bulunmalarını rica etmiştir. 1923’teki telgrafı bir uyarı olarak okunabilir:

Milli istiklal, milli irfan ile eş olduğu cihetle, işgal buyurmakta olduğunuz öğretim kürsülerinde memleketin siz bilim adamları dahi hiç şüphesiz aynı savaşın kahramanlarısınız. (1)

ata_13122010_2_01

Atatürk’ün bu nazik uyarısındaki “sitemi” görmemek imkansızdır. Cumhuriyet kurulduktan sonra Darülfünun’dan beklentiler artmış ve kurum bir eleştiri odağı haline gelmeye başlamıştır. Artık açıkça tasfiye istekleri dahi dile getiriliyor veya yine yabancı eğitimciler yardımı ile ciddi bir ıslahat (yenileştirme) hamlesi yapılması isteniyordu. Atatürk’ün bu dönemde bir bekleme hali içinde olduğu tahmin edilebilir. Cumhuriyet çok yeniydi, bağımsızlık hala pamuk ipliğine bağlıydı ve Atatürk’ün öncelikle siyasi alanda saltanat ve hilafet ile -ve onların taraftarları ile- çarpışması gerekiyordu. Darülfünun Emini (Rektörü) İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Milli Eğitim Bakanlığından gelen bazı tensikat (işten çıkarma, tasfiye) isteklerine karşı koymaktaydı. Baltacıoğlu, tasfiye yerine maaşların arttırılmasını, yeni altyapı yatırımlarının verilmesini ve öğrencilere yardım edilmesini talep etmekteydi. Bu konuda görüştüğü Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’ın desteğini de almıştı. Bu arada Darülfünun ile siyaset arasındaki ilişkiler bazen Meclis’te hararetle tartışılmaktaydı. Bazıları, pek söz dinlemek istemeyen bu kurumun kendilerine siyaseten bağlanmasını talep ederken, buna muhalif olanlar ise Darülfünun’un özerkliğinden yanaydılar. Islahat baskıları çok artmış olmalı ki, 1929 yılında Darülfünun Emini Neşet Ömer tarafından bir “Darülfünun Islahatı” projesi hazırlanarak Maarif Vekaletine sunuldu. Fakat bu proje yeterli görülmedi, sorunun daha sonra ele alınacağı belirtilerek geri çevrildi.

beyazit1930[1]

1930 yılına gelindiğinde Darülfünun’a yönelik eleştirilerin şiddeti iyice artmıştı. Burhan Asaf, İsmail Hüsrev Tekin gibi devrim yanlısı kalemler çeşitli dergilerde bu konuyu ele alıyorlardı. Burhan Asaf’ın “Kadro” dergisindeki bir yazısından: (Alıntılarda lisan sadeleştirmesi yapılmıştır.)

(Darülfünun’u kastederek …) her biri kendi derdine düşerek, ötekilerin cehaletlerine ve değersizliklerine ilişkin kanıtlar ve belgeler yetiştirmekle uğraşıyorlar. Öyle ki Darülfünun’u denetlemekle görevlendirilen heyet, bilim boşluğu yanında, ahlak yozlaşmasını da belirlemek zorunda kalmıştır. Hayatın her safhasında değişiklikler yaparak ilerleyen Türk İnkılabı memleketin yegâne (biricik) ilim ocağında tek bir akis (yankı) uyandırmaya muvaffak olamamıştır. Darülfünun’la hiçbir ilgisi olmayan memleket çocukları dahi, bu davada, taşları bile heyecana ve katılıma davet edecek bir çaba ve coşku göstermişlerdir. Darülfünun dışında kopan bu düşünce gürültüleri, Darülfünun öğretmenlerinin başlarını pencereden uzatıp dışarı bakacak kadar olsun ilgisini çekmemiştir. (2)

Mesaj çok net. “Ülke değişiyor, uyuyor musunuz efendiler?!” deniyor. İsmail Hüsrev Tekin de yüklenmekteydi:

Devrimin dışında ve devrime tarafsız kalan toplum kuruluşları ve bireyler, ancak olumsuz kuruluş ve bireylerdir. Devrimde tarafsızlık düşünülemez. Tarafsız unsur, tarafsız kuruluş, bilerek ya da bilmeyerek tepkiyi desteklemiş olur. Darülfünun arkada kalmış bir kuruluştur. (3)

Falih Rıfkı Atay ise, Darülfünun’un devrimlere katılma isteksizliğini benzer şekilde ele alıyordu:

Darülfünun, Türk İnkılabına dair on seneden beri bir tek sayfa telif etmemiştir. (Yayımlamamış, yorumlamamıştır.) Darülfünun’un memleketin maddi ve manevi müesseselerinin hepsine dokunan yepyeni maddi, manevi bir nizam (düzen) yaratan Türk İnkılabına karşı bu vaziyeti nasıl tahlil olunabilir? Biz ne bitaraflığı (tarafsızlığı) ne de kifayetsizliği (yetersizliği) mazeret olarak kabul ederiz … (4)

burhan-belge-ve-yakup-kadri

Darülfünun’un maddi ve bilimsel yetersizliği bilinmekteydi. Fakat eleştiriler, bu yetersizlikten ziyade, Darülfünun’un devrimlere destek vermemesi üzerinde yoğunlaşıyordu. Hatta bir ara, Darülfünun’un Ankara’ya taşınması dahi düşünülmüştü. Bu eleştirilere karşı Fen Fakültesi Reisi Hüsnü Hamid Sayman 1925 yılı başlarında “Darülfünun: ilim ve demokrasi” başlıklı bir makale yayınlayarak kurumu savundu. Kendilerine irtica, şantaj ve kıskançlık cephelerinden haksız saldırılar yapıldığını belirtti. Ancak basın bu savunmayı da eleştirmeye başladı.

Denebilir ki, Darülfünun ile Ankara hükümeti arasında köprülerin atılması Birinci Türk Tarih Kongresinde açıklanan Türk Tarih Tezine, Darülfünun’un destek vermemesi ile gerçekleşmiştir. Ankara-İstanbul hattındaki çatlak iyice derinleşmiş ve bazı Darülfünun müderrisleri (eğitimcileri) 1933 yılında başlanması düşünülen üniversite reformunda tasfiye edilecekler listesine girmişti. Kendisi de Darülfünun bünyesinde Edebiyat Medresesinde müderris olarak çalışan Fuat Köprülü, 9 Haziran 1927 tarihinde Hayat gazetesinde “Darülfünun’un Vazifeleri” adı ile son derece sert ve eleştirel bir makale yayınladı. Bu makale çok uzun olduğu için birebir alamıyorum. Makalede ana hatları ile şu sorunların altı çizilmişti:

– Darülfünun’un çağın maddî, manevî ve ilmî gelişmelerinden kopuk oluşu,
– Müderrislerin bilimsel usülleri bilmeyişi ve adeta bir “papağan” gibi ders aktarmaları,
– Darülfünun’un reform hamlelerinden tamamen habersiz olduğu,
– Yarım yamalak tedbirler ile bir sonuç alınamayacağı,
– Memleketin süratle münevver (aydın) ve açık fikirli nesillere ihtiyacı varken, Darülfünun’un bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olduğu,
– Darülfünun çalışanlarının, birbirlerine entrika düzenlemek yerine, ortadaki acı hakikati görmeleri gerektiği,
– Ve nihayet, bunun sadece bir üniversite ıslah sorunu olmayıp, artık bir yara haline gelmiş büyük bir eğitim meselesi olduğu …

falih rıfkı atay

Prof Dr. Fuat Köprülü, üniversiteye maddi destek sağlanması, yeni laboratuarlar, derslikler, kütüphaneler kurulması gerektiğini de biliyordu. Ama tüm bu maddi yardımlardan evvel, üniversitede hakim bulunan köhnemiş bilim zihniyetinin kökünden değiştirilmesi taraftarıydı. Köprülü’ye göre, mevcut maddi şartlar ve zihniyet ile Darülfünun’un çağdaş düşünceli bilimciler yetiştirmesi mümkün değildi.

Tam bu sıralarda Atatürk, Ankara’da Hukuk Mektebini açmış ve okulun açılış konuşmasında, bunu yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirmişti. Ankara Hukuk Fakültesi, ilk mezunlarını 1928 yılında vermeye başladı. İstanbul’daki Darülfünun direnedursun, Ankara’da birbiri ardınca yeni eğitim kurumları açılıyordu. Önce, Musiki Muallim Mektebi, 1930’da Ankara Yüksek Ziraat Mektebi, 1935’te Dil Tarih Coğrafya Fakültesi hizmete başladılar. Bunlar kısa sürede yapısal değişiklikler geçirdiler veya farklı eğitim kurumlarına bağlandılar. Atatürk, kurtuluş savaşı sırasında at ve öküzlerin kullanımını görmüş ve veterinerliğin de önemini kavramıştı. 1933 yılında “Yüksek Ziraat Enstitüsü” adını alan kuruma Baytarlık (Veterinerlik) ve Orman Fakültesi eklendi. Yine Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk, İstanbul’dan kaçan haritacıları Samanpazarı’nda bir hana yerleştirmiş ve böylece Harita Mektebinin ilk adımı atılmıştı. Bu mektep Sakarya Savaşı sırasında Keskin’e taşınmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin harita ihtiyacını karşılamıştı. Daha sonra 1926 yılında Harita Genel Müdürlüğü kuruldu.

mkemalan2fcu2

Yukarda aslında reform hamlelerinin çok azına yer verilmiştir. Kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, Atatürk çapında bir deha; haritacılıktan veterinerliğe, tarihten edebiyata, hukuktan arkelojiye vb tüm bilim ve sanat alanlarında köklü reformlardan yanaydı. Bazıları Atatürk’ün Osmanlı’dan pek çok kurumu miras aldığını ve sanki “hazıra konduğunu” ima etseler de, gerçek bundan çok farklıdır. Elbette ki Osmanlı’dan bazı kurumlar devralınmıştı. Fakat bu kurumlar, çağın bilimsel ve teknolojik gereksinimlerini karşılamaktan çok uzaktaydılar. Ayrıca, mevcut kurumlar İstanbul, İzmir ve Marmara bölgesinin bazı gelişmiş yerleşim yerleri ile sınırlıydı. Anadolu, tüm bunlardan nerdeyse mahrum bir haldeydi. Yine o yıllarda, savaş ve fakirlik etkisi ile ülkeyi kasıp kavuran verem hastalığına karşı amansız mücadele başlatıldı. Bu konuda, dönemin sağlık şartlarını anlatan ve yaklaşık olarak 1800’lü yılların sonlarında yayınlanan kitap, makale ve raporlar, verem denen illetin silahlı düşmandan daha çok insan öldürdüğünü net olarak ortaya koymaktadır. Nüfusun %20-30 kadarı hastaydı ve bunların tahminen %10-15 kadarında hastalık ölümcül derecedeydi. Bugün bu hastalık büyük ölçüde izole edildiği için, maalesef biz o yılları sanki masal gibi okumaktayız. Hastalık, Anadolu’yu çoktan sarmış, İstanbul’a hatta saray içine sirayet etmişti. Son halifenin şehzadelerinden bir veya iki “gözde” kadının verem hastası olduğu bilinmektedir. Esasen verem, Osmanlı hareminde kapalı mekanda yaşayan kadınların eskiden beri bildiği bir illetti.

mkemalan3ffg2

Kısaca, eğitimden sağlığa kadar her alanda hamleler başlatılan bir dönemde, Atatürk, Darülfünun’daki yetersizliğe daha fazla kayıtsız kalamazdı. Ankara Hukuk Okulu’nun açılışında yaptığı konuşmada köhnemiş zihniyetlere, Şark cambazlıklarına sert eleştiriler gönderirken ilerdeki eğitim reformunun ipuçlarını da zaten vermişti. Nihayet, Ankara ile İstanbul arasındaki bitmeyen gerginlik sürüp giderken, 15 Aralık 1930 günü, Atatürk kimseye haber vermeden Darülfünun’a adeta bir baskın yapar gibi ziyarete gitti.

-devam edecek-

(1) Atatürk’ün söylev ve demeçleri V, s139
(2) Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı, Milli Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, 2002
(3) Yaşar Öztürk, İstanbul Üniversitesi 70 Yaşında, Bütün Dünya Dergisi, S 2003/8
(4) Abdurrahman Çaycı, a.g.e

Reklamlar
Bu yazı Atatürk ve bilim içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s