ABORJİNLER’DE ERKEKLİĞE GEÇİŞ RİTÜELİ VE CİNSELLİKLE İLGİLİ BAZI İNANÇLAR

Avusturalya yerlileri Aborjinler, antrologların özel olarak ilgisini çekmiş bir halktır. Yaklaşık olarak 40 bin yıl boyunca dış dünyadan izole olmuş gibi yaşadıkları düşünülmektedir. Savaşçı olan ve acılara dayanabilen Aborjin yerlileri uzun yıllar yabancı işgalcileri topraklarından uzak tutmayı becerebildiler. Fakat 18. yüzyılda kıtaya İngilizlerin ayak basması ile birlikte korkunç bir yerli katliamı başladı. Beyazların gelişinde 300 bin civarında olan yerli nüfusu 1900’lerin ortasında 45 bine kadar düşmüştü. 1960’dan sonra devletin Aborjinlerin toprak haklarını tanımaya başlamasıyla rakam bugün 250 binin üzerine çıkmıştır. (Hale bakın, kimin hakkını kime tanıyorlar …) İngiliz ve diğer beyazların gelişinin ardından Aborjin yerlileri Hristiyanlaştırıldı. Çocuklar ıslah evlerine gönderildiler ve oralarda Hristiyan kültürü ile yetiştirildiler. 2000 yılı nüfus verilerine göre  Aborjin yerlilerinin %72’si Hristiyanlığın farklı mezheplerindendir, %16’sı ise herhangi bir din seçeneğini işaretlememiştir. Artık yerlilerin çok çok düşük bir kısmı geleneksel Aborjin inançlarını tatbik etmektedirler. Bu uygulamalar da zaten geçmişin doğallığından, duygusal yoğunluğundan uzaktır ve büyük bir ihtimalle bunların bazıları turistlere yönelik gösteriler olabilir. Tıpkı Haiti halkındaki şifacı Bokor’ların çağdaş kötü ruh kovma ve Vodoo törenleri gibi … Dolayısı ile günümüzde özgün bir halktan bahsedebilmek imkansızdır. Bu çalışmada kıtaya ilk misyonerlerle birlikte giden veya yerlilerin anlattıklarını dinleyerek fikir sahibi olan antropologların notlarından faydalanılmıştır. Kıtada tek bir yerli kabilesi bulunmaz. İrili ufaklı yüzlerce kabile olmasına rağmen, en kalabalık olanlar: Koori, Murri, Noongar, Yamatji, Nunga, Anangu, Yapa, Yolngu ve Palawah kabileleridir.

1

Kung San ve Sandaman yerlilerinin inançları ile karşılaştırıldığında Aborjin inançlarının daha karmaşık olduğu göze çarpar. Yerli inançları konusunda bir genelleme yapılamaz; zira bazen kabileden kabileye değişebilen farklılıklara rastlanır. Örneğin, Kuzey Avusturalya’daki Arnhem’de cenaze törenleri büyük öneme sahipken, Orta Avusturalya’da doğurganlık törenleri ve erkekliğe kabul törenleri daha önemliydi. Bu tarz törenlerin yoğunluğu ve süreleri ise akıl almaz derecedeydi. Görünen o ki, özgün Aborjin yerlileri tam bir din fanatiğiydiler. Din, hayatın her yerindeydi ve tören süreleri günlere hatta aylara yayılabilirdi. Bu törenlerin gözlemleyen iki antropolog Baldwin Spencer ve F.J.Gillen şunları yazmışlardır: “1896’dan 1897’ye kadar Orta Avusturalyalı Arunta kabilesi tarafından yapılan bir kabul töreni Eylül ayının ortasında başladı ve takip eden senenin Ocak ayı ortasına kadar sürdü. Bu zaman boyunca, törensiz tek bir gün dahi geçmeden sürekli arka arkaya törenler düzenlendi. Bazen 24 saat boyunca  5 veya 6 kadar tören yapılmıştır. Gündüzün erken saatlerinden başlayarak, gece de 2-3 tören düzenlenerek bu durum böyle sürüp gitmiştir.”

Bu törenlerin en önemlilerinden biri çocukların erkekliğe kabul edilme töreniydi ve çok acılar verebilen üç ayrı aşamadan oluşurdu. Lartna adı verilen birinci tören on gün on gece sürer ve onuncu gecede erkek çocuk çakmaktaşından yapılan bir bıçakla sünnet edilirdi. Yaklaşık 6 hafta sonra, yara iyice iyileştiğinde, Ariltha adı verilen ikinci bir törenle penise ciddi bir operasyon uygulanırdı. Yıllar sonra ise, 25 yaş civarında genç erkek grupları Engwura adındaki 4 aylık bir kabul töreninden geçirilirlerdi. Engwura, çok sayıda insanın katıldığı bir törenler dizisidir. Farklı alt kabilelere mensup erkekler, kendi kabile totem hayvanları ile gelirler. Orta Avusturalya’da 500 x 160 km’lik bir alanı kapsayan topraklardaki bölgelerden gelen genç erkekler, yaşlılar, kadınlar tek bir yerde toplanırlardı. Önce, geceleri tiyatro gösterileri yapılır ve Aborjinlerin kutsal “anlatısı” olan Alçeringa‘dan törenle ilgili bölümler sahnelenirdi. Akşam olduğunda ise Parra denen törensel höyük alanında, yaşlı erkekler merkezde ve genç erkekler çemberin dışında duracak biçimde yoğun bir grup oluşturulurdu. Grup üyelerinin birbirlerine mümkün olabilecek kadar yakın durmalarına özen gösterilirdi. Daha sonra yaklaşık dört saat şarkılar söylenir, bu esnada yaşlı erkekler genç erkeklerin başlarını bir eremophila çalısının yapraklarıyla süslerlerdi.

Bir sonraki aşamada ise, artık genç erkeklerin kendi cesaretlerini ispatlama zamanı gelmiş demekti. Sadece bazı ince yapraklarla korunarak yanan korların üzerinde yuvarlanırlar, mümkün olduğunca uzun süre ateşin üstünde hareketsiz kalmaya çalışırlardı. Genç erkekler sabahın ilk saatlerinden itibaren gece töreni için kendilerini aşı boyası ile boyarlar ve çeşitli dualar ederek bu zor imtihana konsantre olmaya çalışırlardır.

Australia Day 2006

Elbette, aylara yayılan bu kadar zorlu bir hazırlığın sonunda ödül olması gerekir. Tüm bu törenler, yeni savaşçı erkeklere, kendi “sınıflarından” genç kızların (kadınların?) takdim edildiği cinsel birleşmelerle sonuçlanacaktı. Genç kızlar ise ayrı bir yerde toplanarak, -muhtemelen- yaşlı ve deneyimli kadınların rehberliğinde kendi törenlerini düzenlerdi. Bu törenlerin içeriği hemen hiç bilinmemektedir. Zira törenleri herhangi bir erkeğin gözlemesi kesinlikle yasaklanmıştı ve buna cüret edenler ölümle cezalandırılırdı. Tören sonrası, genç erkeklerin ve genç kızların birbirlerine yakınlaşmasını Spencer ve Gillen şöyle naklederler: “Ateşten uzakta, görüş alanının dışında bekleyen bir kaç genç kadın yaklaşır. Her biri, her uyluğun önünde ve karnın altında uzanan, çift at nalı şeklinde, beyaz ince bir kil şeridiyle süslenmiştir. Esnek bir sopa, her bir ucu bir elle kavranarak boynun arkasında tutulur. Kadınlar, grup halinde durarak bir o yana bir bu yana hafifçe sallanırlar ve bunu yaparken uyluk kaslarını ve karınlarının altını, çok dikkat çekici, davetkar bir şekilde titretirler. Doğaldır ki bu süslenmelerin ve hareketlerin amacı çok açıktır. Törenin bu evresinde tüm davetliler arasında da genel bir eş değiş tokuşu gerçekleşir. Kadınlar ödünç verilir ve ziyaretçi yerlilere geçici eşler sağlanır. Arunta’lar için eş değiş tokuşu ahlaki bir sorun değildir. Yalnız herhangi bir erkeğe verilen kadın onun unawa‘sı olmalıdır. Yani eş değiştiren erkekler veya bir erkeğe sunulan kadın aynı kanuni sınıftan olmalıdırlar. Bu kadın değiştirme dansı da iki ya da üç hafta boyunca devam eder.”

3

Yazılanlar çok açık. Aruntalar da bizim çağdaş dünyamızda önem taşıyan sınıf farkına kendilerince değer vermişler. Bu “sınıf farkının” tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Para kullanmadıklarına göre, kabile liderlerinden başlayıp en alt tabakalara kadar uzanan ve belki kısmen soyluluğa dayalı bir ayrım olabilir.

Arunta din sistemi, aynı zamanda bir ahlak dizisini ve kabileler arasındaki anlaşmazlıklarda uygulanan kanunları da içerirdi. En korkunç ve ölümcül günahlar: ensest ilişki ve kadınlara ait töreni gizlice gözetlemeye çalışmaktı. Arunta’ların eş değiş tokuşları çok gayri ahlaki gelebilir; fakat ensest ilişkiye karşı farklı kabilelerin biraraya gelmeleri ve böylece soyun dejenere olmasını önleme çabaları gerçekten takdire değer. Yüzeysel bir bakışla o insanları ahlaken yargılayabiliriz; oysa, ensest ilişki bizim dünyamızda bugün dahi yaşanan ve kapalı toplumlarda üstü örtbas edilen bir gerçekliktir.

4

Bu ahlak sistemi ve kanunlar, anlaşmazlığa düşen kabileler arasında, “barışçıl” bir çözüm yolu bulmak için yürürlüğe sokulurdu. Örneğin, Kuzey Orta Avusturalyalı Warramunga halkı, tüm çatışmaları bitirmek için bir Nathagura, ateş töreni düzenlerdi. Tören yaklaşık 15 gün sürer ve birbirlerine kızgın taraflar, törenin başlangıç aşamasında, geleneksel saygı kurallarını bir tarafa bırakıp, herkes birbirine incitici el şakaları yapar, hakaretler eder; buna rağmen kimse gücenmezdi. Daha sonra ise, erkek ve kadın grupları arasında “sahte bir savaş tiyatrosu” içeren bir gösterinden sonra, son bir gece ayini ile, taraflar ellerinde meşalelerle sembolik bir düelloya girerler ve böylece konu kapatılırdı. Daha sonra ise bu konudan artık hiç söz edilmezdi. Gücün sergilendiği törenlerde, davacılar kendilerini tepeden tırnağa çamurla sıvarlar ve sonra “tuhaf, cadı gibi bir insan modeline” dönüşürlerdi. Kafaya başlıklar geçirilir, yüzler tüy ile kaplanır ve rakip tarafa görsel olarak da gözdağı verilirdi.

Gerçek savaşlar yerine bu tür üstünlük gösterilerinin düzenlenmesinin makul ve çok akılcı bir sebebi bulunmaktadır. Antropologların çeşitli toprak katmanları, kalıntılar üzerinde yaptıkları çalışmalar, avcı-toplayıcı toplumlarda gerçekleşen savaşların, nüfusa orantı gözönüne alınarak, bizim modern savaşlarımızdan çok daha yüksek ölüm oranına sahip olduğunu netlikle göstermektedir. Kabile içindeki savaşçı erkeklerin kaybedilmesi, o kabile veya küçük kabile (klan) için bir felakettir. Diğer avcı-toplayıcı grup tarafından baskına uğramaları, erkeklerin öldürülmesi ve kadınların pay edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden, zaman içinde, bir kabilenin kendini savunmaya gücü olduğunu rakibe gösteren sembolik savaş törenlerine geçiş yapılmıştır. Bu törenlere bazı Afrika kabilelerinde defalarca şahit olunmuştur. Anlaşmazlığa düşen taraflar, önceden kararlaştırılan bir yerde toplanır ve genç savaşçılar mızraklarını, diğer silahlarını fırlatarak nişancılıklarını, ustalıklarını, cesaretlerini kanıtlardı. Gösterilerde ufak tefek yaralanmalar olabilirdi; ama bir savaşçının aşırı gidip rakibe doğrudan saldırmasına müsade edilmez ve böyle bir girişimde, kabile büyükleri hemen müdahale ederlerdi. Hayvanlarda ise, kendini korumaya, bölgeye veya dişiye sahip çıkmaya yönelik, fakat öldürücü olmayan saldırgan davranışlar ve gösteriler çok iyi bilinen bir husustur. Tekrar Avusturalya yerlilerine dönüyorum.

5

Spencer ve Gillen, bu savaş gösterilerini şu şekilde yazıya dökmüşlerdir. “Gösteri, erkeklerden birinin Wanmanwirri adı verilen, ateşe atılıp tutuşturulan, sakız ağacından yapılma yanıcı sırıklar, ritüel değnekleri kullanması ile başlar. Davacı erkek bu ritüel değneğini, anlaşmazlık yaşadığı adamın durduğu bir grup yerlinin arasına sürer. Mızrak fırlatıcılarının havaya doğru savurduğu meşaleler parıldarlar. Bu, genel bir meydan savaşının başlayacağının işaretidir. Duman, yanan meşaleler, her yere düşen kıvılcım yağmurları ve közler eşliğinde; savaşçıların vücutları ve yüzleri alev alev parlar. Vücutları aşırı derecede süslenmiştir. Bu savaşçı kitle yüksek sesle, gerçekten korkutucu bir gece sahnesi oluştururlar.”

Yazılanlardan anladığım kadarı ile, ciddi bir fiziki temas söz konusu değil. Açıkça bir vücut ve cesaret gösterisi sergilenmekte. Tören gece boyunca sürer ve sabah ışıkları ile birlikte erkekler, adeta yorgunluktan tükenmiş olarak savaş başlıklarını çıkarırlar, üstlerindeki boyaları ve tüyleri temizlerdi. Bu törenlerden sonra, eskiden kavgalı olan tarafların arkadaş oldukları bile anlatılmıştır. Bu tür gösterileri “vahşet, ilkellik” diye yorumlayan biri olursa, o kişiye günümüzde bizim de aynı şeyleri yaptığımızı hatırlatmak isterim. Düşman devlete “gözdağı” vermek için düzenlenen tatbikatlar, sınır ihlalleri, bir meydanda tankların ve füzelerin sergilenmesi ile bu yerlilerin düzenledikleri gösterilerin amacı ortak değil midir?

6

Antropologlar Spencer ve Gillen’in gözlemleri, din sosyolojisi ile yakından ilgilenen Emile Durkheim’i de etkilemiştir. Bu ve benzeri antropoloji gözlemlerinden yola çıkan Durkheim, öncelikle insanların dünyayı “kutsal” ve “cismani” olarak ayrıdıkları savını öne sürmüştür. Okuduklarım ışığında bu sava katılamam. Anladığım kadarı ile Durkheim, bilinçaltına yerleşmiş bulunan, fazlası ile Hristiyanlığa özgü “ruhani olan” ve “dünyevi olan” düalizmine (ikircikliğe) takılı kalmış. Oysa, bu yerlilerin hayatında böyle net bir ayrım gözlenmiyor. Onlar, gündelik hayatlarından, cinselliklerinden arınmış bir kutsallık kavramı geliştirmemişler. “İnanç İçgüdüsü” kitabının yazarı Nicholas Wade de bunu farketmiş olmalı ki şunları yazmış. Alıntılıyorum:

“Durkheim’in tezinin çeşitli yönleri eleştirilmiştir. Aborjinler gibi pek çok halk böyle bir ayrım yapıyor gibi görünmemektedir.  Günlük yaşamlarının neredeyse her yönünün dinsel bir önemi vardır veya dinsel bir kısıtlamaya tabidir. Kutsal olanla dünyevi olan arasındaki ayrım, çok doğal olarak, Batıdaki kilise ile devlet ayrımından kaynaklanan, esas olarak, Avrupalı bir kavram gibi görünmektedir.”

Bu tez eleştirilirken, Durkheim’in diğer tezi genel bir kabul görür. Dinin, insanları tek bir toplulukta birleştirdiğine dair asıl görüşü, bu halklar için doğrudur. Daha geniş planda ise, dilleri, siyasi hedefleri, tarihleri farklı seyir takip eden insan topluluklarını din dahi birleştirememektedir veya bu birleşme itikadi, sınırlı bir alanda kalmaktadır.

8

Aborjinlerin döllenme ve üreme ile ilgili inançları da gerçekten çok şaşırtıcıdır. Aborjin inancına göre, bir kadın ancak “özel bazı yerlere” (erkeklere tabu olan yerler?) gittiğinde, gayet küçük bir ruh-çocuk kadının vücuduna giriyor ve onu gebe bırakıyordu. Aborjinler elbette cinsel birleşmenin önemini biliyorlardı; ama her cinsel birleşme gebelikle sonuçlanmıyordu. Acaba Aborjinler, üreme sürecinde “baba”nın katkısını biliyorlar mıydı? Belki, asimile edilen çağdaş Aborjinler için bu soru saçma gelecektir. Ama “ataları” babanın döllenmedeki rolünü biliyorlar mıydı? Konu, hararetle tartışılmıştır. Hatta bazı antropologlara göre, cinsel birleşmenin gerekli olduğunu anlasalar da babalık rolünden habersiz olabilirlerdi ve bu durum bazılarının, İsa’nın Meryem’den babasız doğduğu inancından daha az saçma değildi. Konu belirsizlik içinde kalmıştır.

Antropolog W.E.H Stanner ilginç bir noktaya temas eder. “Aborjin anlayışında, bir erkeğin bir çocuğa babalık etme aracı, cinsel bir ilişki değil, bir ruh-çocuğu rüyasında görme eylemidir. Kendi ruhu, bir rüya sırasında bir çocuğu ‘bulur’ ve onu eşine yönlendirirdi, böylece eşi gebe kalırdı.”

Yukardaki aktarım, bence bir Aborjin erkeğinin döllenmede babalık görevinden habersiz olduğu sonucunu çıkarmak için yeterli değildir. Her cinsel birleşmede gebe kalınmadığı bilindiğine göre, bu tür rüya anlatımları, aslında bir ulu ruhtan bebek isteme arzusunu yansıtıyor olabilir. Günümüze uyarlarsam, herhangi bir çiftin Tanrı’dan kendilerine evlat bağışlamasını istemeleri gibi bir duruma benzeyebilir. Nasıl ki, Tanrı’dan bebek isteyenlerin üreme rollerinden habersiz olduğu öne sürülemezse, aynı durum Aborjin baba adayı için de geçerli olabilir.

10

Aborjinlerde rastlanan ve bize çok ters gelebilecek bir başka uygulama ise, erkeklerin eşlerini bazı durumlarda başka erkeklerle paylaşmalarıdır. Aborjinler, her kabileyi küçük klanlara bölmüşlerdi ve bir erkeğin kendi klanından bir kadınla ilişkiye girmesini ensest ile eş değerli bir suç olarak kabul ediyorlar, erkeği mutlaka başka bir klandan eş seçmeye zorluyorlardı. Tam bu noktada, sanki “işaretleme” denilebilecek tuhaf bir gelenek devreye girmekteydi. Bir erkek, kendisine izin verilen klandan bir eş seçse dahi, o sınıftaki diğer tüm kadınlar, başka biriyle evlenseler bile, yine de “seçili” kalıyorlardı. Bunu gözlemleyen Spencer ve Gillen; “zaman zaman bir erkek, kendisi ile eşit sınıftan olması şartıyla, eşini nezaket icabı bir yabancıya ödünç verebilir.” diye yazmışlardı. Başka kabileden erkekler, bir tören için ziyarete gelip ortalama iki hafta kaldıklarında, ev sahipleri, sınıflarına uygun kadınları onlar için hazır bulunduruyorlardı. Daha tuhaf bir uygulama ise, Arabana kabilesinde gözlemlenmiştir. Diğer kabile klanından bir grup törene davet edilirken, onların yaşadığı yere bir erkek ve bir kadın gönderilirdi. Erkek, davet mesajını iletir ve eğer davet kabul edilirse, grubun bütün erkekleri bunu göstermek için kadınla cinsel ilişkiye girerlerdi. Eğer davet kabul edilmezse, kadın geri çevrilirdi. Bu ve buna benzer uygulamalar, Aborjinlerde babalığın belirsiz olduğunu göstermekte. Ama bu dahi, döllenmede “babalık” rolünü bilip bilmediklerini anlamaya yeterli değil.

Bu yazıda kullanılan bazı resimler elbette antropolojik açıdan hiçbir değer ifade etmeyen ve çoğu turistlere yönelik törenlerden alınmıştır.

Saygılarımla.
Kaynak: İnanç İçgüdüsü, Nicholas Wade, Say Yayınları

Reklamlar
Bu yazı İnanç İçgüdüsü içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s