KUNG SAN’LARIN ŞİFA DANSI TÖRENLERİ

“İlkel” olarak bildiğimiz avcı-toplayıcı kabile dinleri, bizim gelişmiş dinlerimizin sahip olduğu hemen tüm motifleri barındırırlar. Hatta, dinsel davranışlarımızın ötesinde, toplum psikolojisini net olarak yansıtan geniş katılımlı siyasi parti mitingleri, müzik konserleri, herhangi bir şeyi protesto eden insanların geliştirdiği davranışlar, kökenlerini yazılı tarih öncesi dinsel törenlerden alırlar. Bu törenlerde; dans, müzik, ritim, toplumsal uyum ögeleri önem taşımaktadır.

Vurmalı çalgıların insan toplumlarını etkileme gücü antropologlar tarafından ısrarla vurgulanmaktadır. Vurmalı çalgıların hemen her bireyi kendinden geçirici, transa sürükleyici ve ortak bir amaç doğrultusunda toplumla ortak hareket etmesini sağlayacak etkisi bulunur. Bu etkiyi, bir Orta-Asya şamanının davulla yapmış olduğu törende, askerlerin ritm eşliğinde sunduğu savaş gösterilerinde, kişileri coşturan geniş katılımlı konserlerde görebiliriz. Her ne kadar insanlar, bir tür savunma refleksi ile kendi ilkel geçmişlerini inkar etme yoluna gitseler de, hemen tüm antropolojik çalışmalar ilkel törenler ile çağdaş toplumların dinsel davranışları arasındaki paralleliği ve evrimsel gelişmeyi gözler önüne sermektedirler.

Healing ceremony

İlkel törenler çok çeşitli amaçlarla düzenlenebilir. Bunların en çok bilinenleri:

– Bir savaş öncesinde savaşçıların ölüme hazırlanması,
– Ruhlardan veya üst ruhtan yağmur, ekin bereketi istenmesi,
– Erişkinlik çağına varan bir erkek çocuğun diğer erkekler arasında kabul edilmesi,
– Bir belayı, bir sıkıntıyı, hastalığı uzaklaştırmak için yapılan törenler,
– Güzel ve sevindirici bir olaydan sonra gerçekleştirilen şükür, minnet törenleri.

Bu yazıda, Kung halkının şifa dansları ele alınmaktadır.

BushmanPainting1

Kunglar, Kalahari çölünde dağınık topluluklar halinde yaşayan bir halktır. Bunların Namibya’ya yakın kısmında yaşayan Nyae Nyae halkı günümüzde dahi eski tören geleneklerini sürdürmektedir. Antropologlar, Kung Nyae Nyae halkının, senenin belli zamanlarında yapmış olduğu dansı “şifa dansı” olarak adlandırmışlardır. Zira tüm topluluğa şifa vermek, onları arındırmak, kötü ruhların etkilerinden uzak tutmak gibi amaçları bulunur. Kunglar ise bu dansı “N/um” dansı olarak adlandırırlar. Burda, iki kelimenin bir eğik çizgi (/) ile ayrılması, Kung kültürüne yabancı olanların anlamakta zorlanacağı bir durumdur. Kung kültüründe gündelik yaşam ile müzik-ritm arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Öyle ki gündelik konuşmalarında dillerinden farklı tonlarda “şaklama” sesleri çıkararak birbirlerine mesaj verirler. Bu şaklama seslerini alfabe harfleri ile gösterebilmek nerdeyse imkansız olduğundan, halkı inceleyen antropologlar çeşitli yazım işaretlerine başvurmuşladır. Bunların başlıcaları; eğik çizgi (/), çift eğik çizgi (//), eşittir (=) ve ünlem (!) işaretleridir. Bu şaklama sesleri çok değişik amaçlarla kullanılabilir. Bir tehlikeye dikkat çekmek, kriz anları, dansın farklı aşamaları, kızgın bir kişiyi sakinleştirmek ve kabile içinde oluşan bir gerginliği yumuşatmak gibi …

lorna-marshall

Kungların şifa danslarını anlatan bu yazıda, yöre halkını 1952-53 yılında inceleyen ve yaklaşık 40 ayrı dans biçimini gözlemleyip kategorize eden antropolog Lorna Marshall’ın açıklamalarından faydalanılmıştır. Lorna Marshall (1898-2002), 1950-60-70’li yıllarda Kalahari çölündeki halklar arasında yaşamış ABD Arizona doğumlu bir hanımdır, bilim insanıdır. Merhum Lorna Marshall önce İngiliz Edebiyatı üzerine temel eğitim almış, tezler hazırlamış, daha sonra Harvard üniversitesinde ikinci bir kariyer olarak antropoloji bilimine yönelmiştir. Bundan sonra ise Güney Batı Afrika (Namibya) halkları içinde özellikle Kung Nyae Nyae kabilesini gözlemlemiştir. Başlıca çalışmaları arasında “Kung’lu Nyae Nyae halkı”, “Kung inanışları ve ritüelleri” isimli iki kitabı, çeşitli antropoloji dergilerinde veya üniversitelerde yayınlanan tezleri ve makaleleri; ayrıca filme alınan belgeselleri bulunmaktadır.

lorna-marshall2

N/um (yaklaşık olarak tiz bir “nı” ve bir şaklamanın ardından “hum” şeklinde okunabilir) doğaüstü bir güçtür. Tam olarak Tanrı anlamını vermez. Daha çok, Tanrısal iradenin tüm doğaya ve insanlara yansıması şeklinde okunabilir. Bu anlamda, Hun mitolojilerindeki “Cer İye” kavramını çağrıştırmaktadır. Cer İye, kozmolojik-mitolojik bir sıralama ile gücünü önce üstün dünya Teyri‘sinden alır. Bu yol ile Tengri‘ye bağlanır. Fakat yer söz konusu olduğunda, Cer İye‘nin, kozmik bir dişi güç olan Eliya ve toprağın dengesini sağlayan Ögüz-Teyri ile ilişkileri vardır. Tengri ve dünya Teyri‘sinden gelen enerjiyi (totur’u) farklı yer elemanları arasında paylaştırır. N/um da aşağı yukarı böyle bir kuvvettir. Bir tür Ruh-Tanrı kabul edilebilecek //Gauwa ile karmaşık ilişkileri bulunur. //Gauwa hem iyi etkileri hem de kötü etkileri doğurmaktadır.  Kunglar onun etkilerini “olduğu gibi” kabul ederler. Bir “iyiliğe” veya bir “kötülüğe” yönelik teolojik yorumları bulunmaz. //Gauwa, bir savaşçıyı koruyabilir ama bir başka gün onun bir engerek yılanı üzerine basmasını sağlayarak ölümüne yol açabilir. Her ikisi de //Gauwa’dan gelmektedir. Kunglar bu olguyu “//Gauwa’nın her şeye gücü yeter” inancı ile açıklarlar. Törenlerde, //Gauwa‘ya teşekkür edilirken, bazı durumlarda hakaretler de edilebilir. Bu, tek tanrılı din mensuplarının yorumlamakta zorlanabileceği bir durumdur.

images-1

Senenin belli dönemlerinde Kung halkı Nyae Nyae kabilesi bir şifa töreni için toplanırlar. N/um dansı fiziksel olarak kişiyi çok yoran ve onu aşırı yorgunluktan dolayı transa sürükleyen bir danstır. Dansın bazı aşamaları duygusal açıdan o kadar yoğundur ki, katılımcılar hiçbir uyuşturucu veya uyarıcı bitki kullanmadan derin, bayılma benzeri bir duruma geçerler. Dansın baş kahramanları, kabile ile ölüler arasında teması gerçekleştiren bir “şifacıdır“. Bazı törenlerde birden fazla şifacı bulunabilir. Dans, akşam yemeğinden ve güneş battıktan sonra 21:00 sularında başlar. Bir kadın, elinde bir meşale ile tören alanına gelir ortadaki çalıları, odunları tutuşturur. Törene önce kadınlar gelir. Ateşin etrafında bir daire oluşturacak biçimde ve birbirlerine omuzları ve dizleri değecek şekilde sıkışık düzende otururlar. “Fiziksel temas” son derece önemlidir. Kimse, kabileden kopuk bir şekilde ayrı oturamaz. Sanırım bu bir tür birlikteliğin ifadesidir. Kadınlar dans için özel bir giysi giymezler. Hepsi bu çembere katıldığında yüksek sesle şarkı söylemeye başlarlar. Sonra, törene erkekler katılır. Kadınların oluşturduğu çemberin dışında, yerde tozlu toprağın üzerinde bir oluk oluşturana kadar dönerek dans ederler. Ritm yavaş yavaş artmaya başlar. Kadınların el çırpma biçimleri değişiktir. Bizlerin el çırpmasına benzemez. Parmaklar öne doğru kavuşturulmaz; tersine, geriye doğru kasılır ve avuç içlerinde küçük bir hava boşluğu oluşturularak patlama sesi çıkarılır. Fakat bu ses, çevrelerinde dönen erkeklerin yere vuran ayakları ile uyum içinde olmalıdır. İşte tam bu aşamada Afrika “çok sesli müziğin” kökenleri hakkında fikir verebilecek farklı ritim çeşitlerine geçilir. Kadınların çoğu !Gaba adı verilen temel ritmi tutturmaya başlarlar. Bu ritm, erkeklerin ayak vurmaları ve okunan şarkı ile uyumludur. Diğer kadınlar ise !Gaba ritminin arasına giren vurgusuz ve daha zayıf =Ku ritminde el çırpmaya başlarlar. Bu arada yavaş yavaş sallanırlar ve fiziksel temas güçlenir.

2299138533_29bfb597bd_m

Erkekler yere ayak vururlarken, bacaklarının etrafına sarılı //Khonisi isimli çıngıraklarla bu kompozisyona katkıda bulunur. Bu çıngıraklar güve kozalarından yapılır. Güve kozalarının içlerindeki krizalit çıkarıldıktan sonra, onların yerine küçük taşlar ve parçalanmış devekuşu yumurtası kabukları konulur. Yaklaşık 80-100 adet koza, bir metrelik bir ipe dizilerek erkeğin bacağının çevresine sarılır. Kozalar ipekten olduğu için sesleri çok yumuşaktır; yere vurulan ayakların ve el çırpmaların sesine eşlik eden bir “hışırtı” şeklinde duyulur. Dans performasının en önemli coşturucu etkisi kadınlardan gelir. Bu kadınlar korosu, dans bitene kadar, bir an ara vermeden N/um şarkılarını arka arkaya okur. N/um insanların, hayvanların hatta eşyaların sahip olduğu, zararlı veya koruyucu olabilen, güçlü bir doğaüstü ruhtur. Herkeste bulunur. Şifacılar kendi N/um güçlerini kullanırlar. Gündelik danslarda şarkılar yumuşaktır. Fakat şifa danslarında tempo, ses şiddeti kademe kademe artmaya başlar. Çıngıraklar, kadın sesleri-el çırpmaları ve erkek ayak sesleri tamamlanınca devreye //Gvaşi olarak bilinen, kirişe takılı, dört telli çalgılar girer.

Erkek ve kadınlarda vücut açıklığı dert edilmez. Kadınlar gündelik giysileri ile törene katılırlar, erkekler ise bir tür uzun peştemallarını giyerler. Vücut açıklığına bakılmaz ama hiçbir cinsel abartı veya imaya, gösterişe sapılmaz. Yani, vücut organlarının öne çıkarılması, özellikle gösterilmesi gibi bir durum yoktur. Uzun süren tören içinde 10-15 dakikalık kısa molalar verilir. Dansın bir yerinde, erkek dansçıların lideri, kadınların etrafında oluşan oluk izinin dışına çıkar, kadınların arasına girer, sonra yeniden dışarı çıkar ve diğer erkekler onu takip ederler. Bu şekilde 8-10 ayrı figür ile bazen yuvarlak, bazen zigzaglar çizerek dans ederler. Bir törene 90 kişiye kadar insan katılabilir. Yaklaşık iki saat süren bir danstan sonra erkekler transa girmeye başlarlar. Transa giren kişi durgunlaşır, sanki bir şey görüyormuş gibi gözlerini bir noktaya sabit olarak diker ve hafifçe sendeler. Bunu gören şifacı hemen müdahale eder ve kendi şifa ritüeline başlar. Şifacı, özel çığlıklar atarak ellerini oturan kadınların arasından uzatır, onların sırtları veya göğüsleri hizasında titretir. Trans seviyesi giderek derinleşir. Bazen bir erkek başını sertçe geriye atar, kasılır, ateşin etrafında yalpalar yapar ve “//Gauwa beni öldürüyor!” diyerek yere boylu boyunca bir kütük gibi uzanabilir. Bu durumda, erkeğin kendi N/um gücüne yenik düştüğü kabul edilir. Ateşten bir zarar görmemesi için diğer dansçılar onu hafifçe sürüklerler. Bu sırada şifacıların gücü zirveye çıkar, karanlıklar içinden fırlayarak //Gauwa’ya ve etraflarındaki ölü ruhlar //Gauwasi‘ye hakaretler ederler. Kötü ölü ruhlara yapılan bu saldırının ardından şifacıların transı derinleşir. Sarsılırlar, ürperirler, yüzlerinden terler akar ve bazen ağızları köpürür. Transın en derin aşamasına ulaşıldığında erkeklerden bazılarının vücutları tamamen kitlenir, gözler geriye devrilir ve gözakları görünür, bilinç kaybolur. Kunglar buna “Yarım-Ölüm” adı verirler. Dansçı erkeğin veya şifacının ruhunun bu yarım-ölüm içinde bedeni terkettiği kabul edilir. Bedeni terkeden bir ruh //Gauwa ile hatta //Gauwa‘nın yakın semalarında yaşayan ve ona benzeyen “=Gao N!a” ile karşılaşabilir. yarı ölü hale gelen bir şifacı ciddi ölüm tehlikesi altındadır. Çünkü semada gezinen ruhu bir anda //Gauwasi tarafından ele geçirilebilir. Diğer şifacılar transtaki şifacıyı yere uzatırlar, ellerini vücut üzerinde titreterek ruhunun geri dönmesi için ona N/um güçlerini yollarlar. Yerdeki şifacının veya dansçının çıngırakları sökülür ve dolaşan ruhun kendi yerini bulması için çıngıraklar yukarı doğru tutularak sallandırılır. Kendinden geçenler ortalama 20 dakika kadar yarı-ölü durumda kalırlar ve sonra yeniden canlanırlar.

images (1)

Tüm bunlar olurken kadınlar şarkılarını kesmezler, dans da devam eder. Performans gün doğumuna doğru en üst seviyeye çıkar. Şafak sökmeye başlarken kadınlar “Güneş Şarkısı” denen bir N/um şarkısını söylemeye başlarlar. Dans 1-2 saat daha devam edebilir. Bunları gözlemleyen Lorna Marshall, şifa dansının toplumsal bir bağlılık oluşturduğunu vurgulayarak şunları günlüğüne yazmıştır: “İnsanlar hem dıştan gelen kötü güçlere karşı öznel olarak, hem de samimi bir toplumsal düzeyde birbirlerine bağlanırlar. Dans herkesi biraraya getirir. İnsanlar, birbirleri ile ilişkileri ne olursa olsun; birbirlerini sevsinler veya nefret etsinler, dansa katılarak bir bütün haline gelirler. O esnada, hiçbir söz onları ayıramaz; ruhsal ve fiziksel iyilikleri için uyumla hareket ederler ve kendilerini canlandıran bir ruhu birlikte hissederler.

Kung halkını inceleyen bir başka antropolog Megan Biesele de benzer bir sonuca varmıştır. “Trans dansı yalnızca bir tür sanat biçimi değil, aynı zamanda bütün topluluğun talihsizliğini kovmak için sergilenen uyumlu bir çabadır. Bir grubun bütün üyelerinin bu çabaya kişisel olarak katılmaları, onun ruhsal ve duygusal etkisinin çoğunu açıklar. Dans, muhtemelen insanları, bizim tam olarak anlayamadığımız derin biçimlerde birbirine bağlayan, merkezî, birleştirici bir güçtür.” Her iki antropoloğa göre de burda dinin en rafine haline rastlanabilir. Kentsel yaşama geçildikten sonra, yoğun çalışma temposu ve diğer etkinlikler ile değiştirilen dinsel davranışların köklerine burda rastlanmaktadir. Ritm, birliktelik, iyi olan şeylerin istenmesi, kötü olan şeylerden kaçınma, vecd ve kendini teslimiyet halinin ilkel kökenleri çöl ve ada yerlilerinin ritüellerinde karşımıza çıkmaktadır.

Kung dininin, bu danslar ve ritüelle ile toplumu şekillendiren ahlaki etkileri de bulunmaktadır. Başlarına her ne gelirse gelsin, hepsi //Gauwa tarafından gönderilmiştir, buna yakınmak bir şeyi değiştirmez. Bazı olaylar, insan iradesi dışında gerçekleşirler. Mucizeler, felaketler diğer güçlü olaylar “ilahi bir müdahaledir.” Kunglar, cinselliği pek sorun edinmezler. Özellikle çıplak olmak ve kendilerini sergilemek gibi bir hevesleri yoktur; ama buna karşılık kapanma gibi bir davranışları da bulunmaz.

Kaynak: İnanç İçgüdüsü, Nicholas Wade, Say yayınları.

Reklamlar
Bu yazı İnanç İçgüdüsü içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s